'Wattys 2019 Fantastik kategorisi kazananı'
(Baş Şeytan Serisi'nin ilk hikayesidir.)
Şeytanlar, doğumlarından önce belki diğer tarafı seçerler diye içlerine erişmiş küçük iyilikle bazı zamanlar merhamet ederlerdi ama bu eylemleri ateşle sırtlarına k...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
꧁꧂
Kendi düşüncelerime sahip olduğumdan beri hayatın neden böyle olduğunu düşünmüşümdür. Başka biri olabilirdim, eğer eskiden iyiliklerime karşılık verilseydi. Vermemeyi seçtiler, ben de böyle olmayı tercih ettim. Onların yükselişi benimle başladı. Göz göre göre hor görüldüm, kullanıldım ve gizli gizli aşağılandım. Ama zaman bir döngüden ibaretti ve uzun süredir sıra bendeydi. Hem de tüm hayatı parmağımda oynatabileceğim kadar uzun. Tek kelimeyle korkunçtu. Keşfettiğim, bende olmaması gereken güçler vardı. Bir kez, zihin kontrolünden fazlasını yapabildiğimi fark ettim ama bunun üzerine gitmedim. Gitmeye çekindim.
Savaşçıların saraya varması dört gün sürdü; güneş batmaya yakınken ulaştılar. Ben de onları uzaktan izledim. Saraya girebilmem için engelin bozulması gerekiyordu, onlara ihtiyacım vardı. Başkalarına muhtaç olmak hoşuma gitmiyordu ama engel bozmak veya yapmak hakkında bir fikrim yoktu ve bilmediğim bir şey hakkında başkalarının zihnine emir veremezdim. İşler o kadar kolay yürümüyordu, ki eğer yürüseydi bugün yaşamın sonu gelebilirdi. Çünkü hiç düşünmeden yok ettiğim şeyler vardı. Dışarıda ve içimde.
Saraya sorunsuz bir şekilde girebilmeleri kontrolü devralmaları bir saate yakın sürdü. Sürenin sonunda sarayın üzerinden şeffaf ama sert bir dalganın rüzgar oluşturarak geçtiğini hissettim. Bu benim işaretimdi. Büyü kalkmıştı.
Kiremitlerden aşağı kaydım ve beton zemine düşerek saraya doğru, yavaş yavaş haber yayılan muhafızların arasından, koşmaya başladım. Senelerdir uzağında kalmaya zorlandığım saraya ilk adımımı attığımda başımı arkaya yatırarak derin bir nefes aldım. Kokusu hiç değişmiyordu. Kan, ihanet ve adaletsizlik. Bunu geçirmek için çabalamayı çoktan bırakmıştım.
İçerisi talan olmuştu, herkes korkuyla koşturuyordu. Aralarından ters yöne ilerlemeye başladım. Gözlerimi sımsıkı kapatarak açtım, gördüğüm herkesin gözleri benim rengimi aldı ve telaş kesildi. "Kral nerede?"
Bilenler bir ağızdan konuştu. "Gizli odada."
Orayı biliyordum. Biz yapmıştık.
Onları serbest bıraktım ve kaçmalarına izin verdim. Sakin adımlarla taht odasına ilerledim. Yaklaştıkça bağırışma sesleri geliyordu.
Adı Aegeus olan savaşçı, elleri arkalarında bağlanmış ve dizlerinin üzerine oturtulmuş kralın armasını taşıyan adamlara bağırıyordu. Gizli odanın burada olduğunu biliyorlardı ama nasıl açılacağı hakkında fikirleri yoktu, bu yüzden bu aptal savaşçı öğrenmeye çalışıyordu. Ama bilmediği bir şey vardı.