'Wattys 2019 Fantastik kategorisi kazananı'
(Baş Şeytan Serisi'nin ilk hikayesidir.)
Şeytanlar, doğumlarından önce belki diğer tarafı seçerler diye içlerine erişmiş küçük iyilikle bazı zamanlar merhamet ederlerdi ama bu eylemleri ateşle sırtlarına k...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
꧁꧂
Yalnızlık, acıdan çok daha büyük bir lanetti. Birçok korkunç hisse ayrılabiliyordu. Mesela beni bir koşturmanın içine sokmuştu. Kendisinden kurtulabileceğime inandırmış, ömür ömür dolaşmamı sağlamıştı. Ama beni terk etmedi, sadece şunu fark etmemi sağladı: Arayış içinde olmak bedeninizi tüketirdi, bulamamak ise ruhunuzu.
Bu yüzden yaşayıp yaşamadığımdan emin değildim. Tükenmiş gibiydim ama devam edebiliyordum işte. Boşluklara basıyor, düşüyor gibi oluyordum fakat kurtuluyordum.
Namaah, bana yol göster.
Ondan tek istediğim buydu. Oysa onunla hiç tanışmamıştım, belki benden utanmış ve yüzüme tükürmemek için benimle konuşmamıştı. Cehennemi yönetiyorken, değersiz bir türden çocuğu olmasını kabullenemiyor olmalıydı. Sonuçta o bir zamanlar baş şeytandı; her ne kadar şimdi ölü olsa da.
Bulanan düşüncelerimi yok etmek için hırsla başımı geriye attım. O sırada yanımdaki sandalyeden bir kıpırtı sesi kulaklarıma doldu. Başım oraya döndü. Kraliçe, tüm öfkesiyle bana bakıyordu. Acaba gücü bu muydu? Öfkeyle bakmak? Çünkü bir gündür başka hiçbir işe yaramıyordu.
Tüm savaşçıları ve Kraliçe'yi, taht salonuna yerleştirmiştim. Gece olduğunda her biri ayrı odalarda kalıyor, sabah ise çok özel bir durum olmamak şartıyla tüm gün taht salonunda oturuyorlardı. Bu hem kardeşlerimin sinirden köpürmesine hem de benim üstüme konuşma yetkileri olmadığını bilmelerini sağlıyordu. Savaşçılar için ise hiçbir avantajı yoktu, çaresizlikle plan kurmaya çalışıyorlardı.
Kardeşlerimin geri dönmesini ve kendilerini göstermeye başlamaları, halkta besbelli korku oluşturmuştu. Çığlıklar, ağlamalar yükseliyordu. Dünden beri onları dinliyorduk, kardeşlerimin gösterisi ise hala bitmemişti. Bu sırada Lunor da bizden kalanları saraya getirmek için topluyordu.
"Neden?"
Düşüncelerimden gözümün önüne inen perde anında çekildi ve Kraliçe'ye baktım. Bu soru hayatımın sorusu olabilirdi. Neden böyle yapıyorum?
Cevabı yoktu ya da o kadar çok cevap vardı ki seçemiyordum.
"İkinci bir şans. Herkes hak eder." Sesimin umursamazlığı Kraliçe'nin rengini attırdı. "Onlar ilk şansını kullandığında insanlar bir milyonuncu şansını kullanıyordu. Başaramadılar."
"Ben başarabilirdim." Başıyla tüm savaşçıları gösterdi. "Biz başarabilirdik."
Hepsinin bakışları üzerimdeydi, beni rahatsız etmek ve pişman olmamı istiyorlardı. "Geç kaldınız. Size on yıl verdim, pinekliyor muydunuz?"