'Wattys 2019 Fantastik kategorisi kazananı'
(Baş Şeytan Serisi'nin ilk hikayesidir.)
Şeytanlar, doğumlarından önce belki diğer tarafı seçerler diye içlerine erişmiş küçük iyilikle bazı zamanlar merhamet ederlerdi ama bu eylemleri ateşle sırtlarına k...
'Ter içinde sırılsıklam uyanıyordum, Tüm rüyalarım pişmanlıklarımla dolu.'
Ansel Elgort,Supernova
12 Temmuz, 2018
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
꧁꧂
Şeytan yeryüzünü fethederken melek uyuyordu. Toprağın üzerinde yananları kurtarmak için çok geç kalmıştı. Uyandığında da yatağından hiç çıkmamalıydı. Ölmek için parlayan insanları toplayan bir cehennem vardı artık ve cennetin bekçileri kendi uykularında kandırılmıştı.
"Onu sakinleştirmem zaman aldı ama şu an iyi." Troy yanıma gelip oturdu. Brandon ile onun evindeydim, Ambrogio ise Troy'un odasındaydı. Brandon da karşımızda kendine krem sürüyordu. "Şeytan gördüğünde kafayı yiyor."
Kararsız kalan sesi karşısında arkama yaslandım, derin bir nefes aldım. "Ne sormak istediğini biliyorum. Ambrogio ile neden öpüştük ve beni lanetleyen şeytan nasıl Alanzo Balaam oldu?"
"Ambrogio'yu sormayacağım. Çünkü sana ilgi duyduğunun farkındayım, kör olmayan herkes bunu biliyor. Fakat sen onun sana baktığı gibi bakmıyorsun. Biz arkadaşız Mara, çok yakın arkadaşlarız ve bu aranızdaki, arkadaşlığımızı bir gün bozacak. Başlamadan bitirmelisin, özellikle Göküstü'ne onunla gitmemelisin." Ciddi olduğu sayılı anlardan biriydi. "Diğerine gelirsek... O konuda ne yapacaksın? Gitmeyi düşünmüyorsundur umarım."
Gidemezdim, kalamazdım da. Ne yapacaktım ben?
"Gitmeyeceğimi bildiği için şimdi karşıma çıktı. Başka bir hamle yapmalıyım." Öfkeyle dudaklarımı büzdüm. "Aptal herif sırf kendime bir aile kurayım diye beklemiş."
"Bunu beklediğine göre aptal değilmiş." Gözleri ardına kadar açıldı, küçük köpek bakışlarıyla başını hafifçe yana eğdi. "Sen aile mi dedin?"
Yukarıdan bir gürültü geldi, Ambrogio'nun öfkesi yeniden uyanmış ve kendini eşyaları fırlatmaya adamış gibiydi. Bu sebeple Troy koşar adımlarla yukarı çıktı.
Derin bir nefes vererek arkama yaslandığımda Brandon sordu: "Sürmediğim bir yer kaldı mı?"
"Ayna karşısında neden yapmıyorsun?" Öne doğru eğildim, kremi elinden aldım ve sol kaşının hemen yukarısındaki morluğa kaşlarımı çatarak baktım. "Ralph'ı öldürmemi ister misin?"
"Niye?" diye sorduğunda gözlerimi devirdim. Bir türlü onun kendisini dövdüğünü kabul edemiyordu. Üstelik teke tekte yeniliyordu. Oysa Brandon, Ralph'tan daha güçlüydü. "Size kaç kere söyleyeceğim, Ralph değildi diye."
Başımı iki yana sallayarak tenine dokundum fakat elektrik çarpmış gibi bir akım yayıldı. Elimi hızla geri çektim, parmaklarımın karıncalanmasını dindirmek için oynatmaya başladım. Saniyeler geçmemişti ki gözlerim ellerimden ayrılarak Brandon'a baktı. Onun gözleri ise karanlığın ardına gizlenmişti. Brandon böyle bir havaya büründüğünde her zaman bir şeyler görürdü. Gelecek, geçmiş veya o an yaşananları. Fakat tanıştığımızdan beri benim hakkımda en ufak bir şey görememişti.