"Seni seviyorum Kevın Brown." Alnımdan öptü ve bana uzun uzun baktı. Sanki bir şey söyleyecek gibi oldu ama vaz geçti. İçimdeki yılan daha çok hareketlendi. Onu huzursuz eden bir şey olmuştu ve bana söyleyemiyordu. Bunun Olivia ile ilgisi olup olmadığını merak ettim.
"Bende seni seviyorum. Senin için yapmayacağım bir şey yok meleğim." Ona gülümsedim ve arabadan inip eve girdim. Annem uyuyordu. Sessiz olmaya dikkat ederek duş aldım ve geceliklerimi giyip yatağıma uzandım. O kadar yorgundum ki anında uyuyakaldım.
Sabah uyandığımda oldukça dinç hissediyordum.
"Günaydın anneciğim."
"Me-le-ğim."
Onu alnından öperken o sırada içeriye Agata girdi. Elinde annemin kahvaltı tepsisi vardı. Hemen tepsiyi alıp anneme kahvaltısını yapmasında yardımcı oldum.
"İşe gitmeliyim seni seviyorum anneciğim. Tabi seni de Agata teyze." İkisini de öpücüklere boğdum.
"Siz hanımları yalnız bırakayım akşama görüşürüz." Tam odadan çıkacakken birden aklıma dün Kevın'a verdiğim söz geldi. Onda kalacağımı söylemiştim.
"Şey bu akşam Kevın'a söz verdim. Sizin için sorun olmaz umarım."
"Elbette sorun değil kızım. Siz keyfinize bakın." İkisini de tekrar öptükten sonra adeta ceylanlar gibi sekerek işyerime gittim.
"Günaydın tatlım harika görünüyorsun."
"Günaydın sevimli annecik."
"Sevimli mi?"
"Ama bu halinle oldukça sevimli görünüyorsun. Hamilelik sana çok yakıştı Abi."
"Bu iltifatına sevinsem mi üzülsem mi bilemedim." Yerime geçtiğim sırada telefonuma gelen mesajları fark edip elime aldım. Bu arada Abigail bana bir şeyler anlatıyordu.
Telefonumun ekranında iki adet fotoğraf vardı. Kevın Olivia ile birlikteydi. Ayakta duruyorlardı ve aralarında bir adımlık mesafe vardı. Bir diğerinde Olivia onun gömleğinin yakasından tutmuştu oldukça yakın görünüyorlardı. Zorlukla yutkundum.
"Kevın akşam benimleydi, onun benden ayrılacağını düşünmekle çok büyük aptallık ettin. Sen onun için sadece gelip geçici bir hevessin." Mide bulantım atağa geçince elimi ağzıma götürdüm. Ardı ardına mesajlar geliyordu.
"Kevın beni seviyor düş yakasından." Bu ve buna benzer mesajlardı.
"Tanrım Julietta neyin var?" Abi'ye cevap vermedim.
"Sen ağlıyor musun?"
Abigail'in sorusuyla nihayet kendime gelmeyi başardım ve aceleyle gözyaşlarımı silip burnumu çektim. Ağladığımı fark etmemiştim bile.
"Sanırım senden bana duygusallık bulaştı." Diyerek ümitsizce durumu kurtarmaya çalıştım.
"Sorun nedir canım?" Onu yanıtlamadan önce derin içli bir nefes aldım.
"Hiçbir sorun yok."
"İyi görünmüyorsun lütfen anlat bana." O sırada asansörden inen Kevın Brown bana doğru gülümseyerek yürümeye başladı. Benim değişmeyen soğuk yüz ifademi fark etmiş olacak ki gülümsemesi yüzünde donup kaldı. Ters giden bir şeylerin olduğunu anlamıştı. Mide bulantım tekrar atağa geçince hızla kalkıp lavaboya doğru koştum.
"Julietta." Endişeli haykırışını umursamadım.
"Onun neyi var Abigail?"
"Bilmiyorum Bay Brown oldukça neşeliydi ama az önce sanırım telefonunda bir şeyler gördü. Ne olduğunu gerçekten bilmiyorum." Telefonumu masamın üzerinde bırakmıştım. Belkide iyi olmuştu bu. Kendimi kadınlar tuvaletine zor attığımda hızlıca boş kabinlerden birine girip öğürmeye başladım. Kapının arkasında Kevın'ın sesini duyduğumda büyük bir baskıyla istifra ettim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Julietta
Teen FictionÇıkmaz bir sokak gibiymiş demek ki AŞK insan bir kere gönül verdi mi geri dönüşü mümkün olmuyormuş.
