Bölüm 39" Yolculuk."

29 2 0
                                    

Eve gittiğimizde salonun ortasında bir kağıt bulduk. Kağıt Safa tarafından bırakılmıştı. Kağıdı açtığımda tahmin ettiğim şey olduğunu anladım, gitmişti... Yüz yüze vedalaşma gereği bile duymadan, öylece gitmişti.
Kağıtta sadece şu yazıyordu:
" Üzgünüm İstanbul'a dönmem gerekiyor, sizi de rahatsız etmek istemedim. En yakın zamanda görüşürüz."
Ne ben ne de Alper buna şaşırmamıştık, neden gittiğini biliyorduk. Safa'yı anlayabiliyordum o yüzden ona kırılmadım hatta tam tersine kalbimin derinliklerinde onu çokça desteklediğimin farkındaydım. Safa'ya her ne kadar Ceyda'nın hayatta olmasının imkansız olduğunu söylesem de Safa'nın içindeki umut benimkini de yeşillendiriyordu. Benim asıl endişe ettiğim şey Safa'nın bu umudunun tersi bir sonuca varabilecek olmasıydı.
Akşamın geç bir saati olmuştu, Alper öylesine bahçeye çıkmıştı çalışmak için. Ben ise Cey'le birlikteydim, beraber uzanmış dizi izliyorduk.
Kapıda hareket fark etmemle sağıma döndüm, Alper oradaydı.
-"Yatmıyor muyuz?"
-" Olur, uykum geldi benim zaten."
Televizyonu kapatıp odama ilerledim, içeri girdiğimde Alper altındaki şortu değiştiriyordu.
-" Üstüne bir şey giymeyecek misin?" Diye sordum geceliğimi giyerken.
-" Sıcak o yüzden giymeyeceğim."
-" Gece soğuk oluyor yine de gündüze göre."
-" Olsun, iyiyim böyle."
Sesi bir garipti yani morali bozulmuş gibiydi.
-"Bir şey mi oldu? Sesin pek iyi değilsin gibi."
Yatağa uzandı ve beni göğsüne doğru yavaşça çekti.
-" İyiyim... Sadece her şeyi çok düşünüyorum ama işin içinden çıkamıyor gibiyim."
-" Ne düşünüyorsun mesela?" Kafamı göğsünden kaldırarak ona baktım.
-"İşleri, seni, Safayı, annemi, babannemi, Boran'ı..."
-" Boran?"
-" Erkek kardeşim..."
-"Niye onu düşünüyorsun?"
-" Türkiye'ye şu anlık kalıcı dönmüş gibi, işlere ortaklık durumu var ama kabul etmiyor pek... Annem buna ısrarcı, dünya gözüyle onun da iyi bir kariyer yapmasını, bir düzeni olmasını istiyor bu konu beni de daraltıyor... Bir de üstüne babaannem rahatsızlanınca..."
Sözünü kestim.
-"Babaannen mi rahatsızlandı? Neden bahsetmedin?"
-" Babaannem KOAH hastası, yıllardır olan bir şey ama son birkaç ayda biraz kötüleşti, şimdi idare eder ama önümüzdeki ay yoğun bakımdaydı."
-" Ciddi misin? Çok geçmiş olsun, bilmiyordum..."
-" Boran da o yüzden geldi işte. Şimdi hepsi Trabzondalar. Boran'ı çok sever babaannem yani tüm torunlarını sever de... Babam öldükten sonra...Tek oğluydu babam onun, dedem ölünce babam bütün yükü taşımış, kız kardeşlerini ve babaannemin başında durmuş. Babaannem babam öldükten sonra üzüntüden daha çok kahroldu. Boran'ı da beni de hep ayrı tutar herkesten. Babaannem öyle rahatsızlaşınca Boran da apar topar geldi işte."
-" Çok üzüldüm sevgilim, umarım iyileşir demek istiyorum ama KOAH hastalığının tam bir çözümü olmadığını biliyorum, dedem de KOAH'tı."
-" Evet öyle."
-" Nasıl şimdi evine geçti değil mi?"
-" Evet bu ay başı geçti. Bizimkiler yanında şimdi. Halamlar, kuzenlerim, eniştelerim,Boran... Ben hariç herkes orada yani."
-" Ne güzel moral olurlar."
-" Evet... Babaannem çok sever zaten böyle tüm aile toplansın da böyle bayram gibi olsun diye. Herkes kendi hayat derdinden pek köye, onun yanına gidemiyor."
-" Evet doğrudur...Aslında biliyor musun yaşlıların en çok bize ihtiyaç duydukları zaman o zamanlar oluyor. Yaşlandıkça insan sevdikleriyle, ailesiyle daha fazla vakit geçirmek, anı katmak istiyor."
-"Haklısın, en doğal hakları..."
Öylece durduk bir süre, nedenini bilmiyorum. Benim konuşasım yoktu Alper de konuşmuyordu.
Birden hareketlenmesiyle göğsünden kalktım.
-" Benimle Trabzon'a gelir misin?"
Şaşırmıştım.  Ben ve o ve Trabzon?
-" Nasıl, neden?"
-" Seni ailemle tanıştırmak istiyorum Devin... Yarının neler getireceğini bilemeyiz. Belki de seni daha sonrasında biç babaannemle tanıştıramayacağım, o yüzden zamanımız varken bunu yapmak istiyorum."
-" Olur da şimdi benim gelmem garip olmaz mı?"
-" Neden olsun ki sen benim sevgilimsin ve ileride eşim olacaksın."
Gülümsedim, bunu ondan duymak güzeldi...
-" Peki olur."
O da gülümsedi ve beni omuzumdan öptü.
-" Seni çok seviyorum..."
-" Ben de seni çok seviyorum."
-" Ben o zaman hemen uçak işini halledeyim."
-" Ne zamana?"
-" Yarın'a."
-" Yarın mı! Hemen yarın mı? Acelemiz ne ki?"
-" Öyle olsun işte! İşimiz gücümüz kenara atılsın birkaç günlüğüne. Kafa dağıtalım Karadenizimin güzel yeşilliğinde."
-" O zaman ben de Duru'ya söyleyeyim o idare etsin birkaç gün."

O gece her şey tamamdı hatta sabahın köründe uçağımız vardı. Nasıl yaptı bilmiyorum ama yapmıştı, ben ise Duru'ya durumu anlatmıştım ve bensiz idare edecekti. Bavullarımızı da yatağa tekrar girmeden önce hazırlamıştık. Cey'i ise Mustafa'lara bırakmak durumunda kalmıştım, sağ olsun gecenin bir vakti yardım etmişti.
Sanırım ailesine sürpriz olacaktı çünkü onlara söylememişti.
Sabah alarm sesiyle uyandık ve apar topar üstümüzü giyindik bu sefer kapıda aylardır görmediğim Hüseyin'i gördüm, Alper'in şöförüydü. Onu görmek bile beni mutlu etmişti. Arabaya indiğimizde gözlerime inanamadım çünkü biz normal standart uçakla gitmeyecektik, Alper'in özel uçak jetiyle gidecektik!
-"Şaka yapıyorsun!"
Yüzünü telefonundan bana doğru kaldıran Alper, şaşkınlıkla bana baktı. Bu tepkiyi neden verdiğimi anlamamıştı.
-" Ne oldu?"
-" Özel jetin mi var?"
-" Evet, iş seyahatlerinde en rahatı bu."
-" Vay be!"
-" Ne oldu şaşırdın mı?" Derken gülümsüyordu.
-" Yani beklemiyordum."
Elimden tuttu ve uçağa doğru ilerlemeye başladı uçağın giriş noktasında hostes bekliyordu.
-" Hadi gel!"
Yavaş yavaş ellerimizi bırakmadan uçak merdivenlerini çıktık. Cidden çok farklı bir deneyimdi.
-" Hoş geldiniz Alper bey, Devin hanım!"
İsmimi nereden biliyordu?
Her neyse söylemiştir birisi.
İçeri girdiğimizde Alper uçuş koltuklarından birine oturdu ve yanına oturmak yerine karşısındaki yere geçtim, cam kenarlarını oldun olası seviyordum.
-" Kemerini tak bir tanem."
Kemerimi taktım ve bir 15 dakika sonra uçuş başladı. Aslında normal uçakla aynıydı ama buradaki tek fark yolcuların sadece ben ve Alper olmasıydı.
-" Sen hep bunu mu kullanıyorsun?"
-" Yanii... Çoğu zaman diyelim."
-" Sence ailen beni görünce nasıl karşılarlar?"
Gülmeye başladı.
-" Ah aşkım! Sen şimdiden bunu mu düşünmeye başladın? Merak etme, halamlar falan anlayışlı, sevecen insanlardır. Boran zaten hemen alışır sana, babaannem ise..."
Gözlerim büyüdü.
-" Babaannen ne!?"
-" O biraz zordur aşkım ama merak etme, seni sevmeyecek insan tanımıyorum... İlk başta biraz soğuk falan yapar ama eninde sonunda seni sever ve sana alışır."
- Öyle mi diyorsun?"
-" Ee tabii!"
Biz bunları konuşurken hostes yanımıza  şişelerle geldi.
-"İçki servisi ister misiniz Alper bey?"
Alper bana döndü ve,
-"İster misin aşkım?"
-" Yok şimdi bi de sarhoş olmayayım gider ayak!"
-" Haklısın pek alkole dirençli değilsin..."
Hostese döndü ve,
-" Bana her zamankinden koy lütfen."
Hostes servisi yaptıktan sonra geldiği yere geri döndü.
Alper ise bir taraftan içkisini yudumluyor bir taraftan da bilgisayarıyla bir şeyler yapıyordu. Normalde tabletiyle yapardı ama bu sefer nedense bilgisayar tercih etmişti.
-" Aşkım, ne kadar yolumuz var?"
-" Yaklaşık 45 dakika. Sıkıldın mı?"
-" Yani... Benimle değil işinle ilgileniyorsun."
-"Hımm... Kıskandın mı yoksa?"
Kafa mı sağa doğru büktüm.
-" Yani tabii, biraz... İnsanlar karşı cinsten kıskanırlar sevgililerini ben cansız bir şeyden dolayı kıskanıyorum..."
-" Senin bu tatlı sesini yerim ben!"
-" Bırak o zaman şunu ya litfen."
-"Sen yeter ki iste, tamam bırakıyorum."
Bıraktı ve bacak bacak üstüne attı. Bana döndü ve dikkatlice bakmaya başladı.
-" Anlat bakalım sevgilim, dinliyorum!"
-" Şimdi beni uyarmak istediğin konular var mı? Babaannen ne sever, nasıl insanlardan hoşlanır? Halanlar mesela böyle zor tipler midir?"
Kahkaha atmaya başladı.
-" Devin... Sevgilim, babaannemin ne sevip sevmediği önemli değil tamam mı? Ben eminim seni sevecek, sen sadece kendin ol. Böyle kendini strese sokma, boşuna kendini kötü etkiliyorsun."
-" Elimde değil..."
-"Biliyorum... Ama düşünmemeye çalış, olmaz mı?"
-" Denerim."

Her Şey MümkünHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin