"Durun!"
Yüksek, söyleniş tarzından hemen dedigini yapmamızın bizim iyiliğimize olacağını belirten sesi herkes duymuştu.
Alevler azaldı, ateş parlaklığını yitirdi. Her şey bitmişti. Kimsede en ufak bir hasar yoktu. Sesin geldiği yöne doğru baktım. Gözlerim merdivenleri tırmandı. Onlarca kişi durmuş bizi izliyordu fakat sadece Brad'i görmüştüm.
Bana bakarak... gülüyordu? Ah, işte onu bu yüzden seviyordum. Herkes mantıklı hareket etmediğimi söyleyip beni uyarırken o arkamda duruyor, akıllıca olmasa bile benim tarafımda oluyordu.
Yanında Antonio vardı. Yani beni sorguya Harley götürecek, Antonio da görünmeden aynı odadan Brad'i yönlendirebilecekti.
En son, merdivenlerin başında, ama Antonio ve Brad'den uzak olan adam dikkatimi çekmişti. Göğüs germişti, ve kapıda duran korumaların giydiği siyah, uzun cüppeden onun da vardı. Harley'in mavi olan işlemesi yerine onun göğsünde kırmızı bir başka işaret vardı ama uzaktan sadece rengini seçebilmiştim. Sarı saçlarını -Harley'inkilerden daha uzundu- tepeden toplamıştı. Çenesi gergin, gözleri kararlıca kalabalıkta cirit atıyordu. Eğer doğrudan bana bu kadar yoğun bir kızgınlıkla baksaydı korkudan eriyip gidebilirdim.
"Konseyde olduğunuzun bilincinde misiniz!" Çatık kaşları saniyeler içinde hepimizin üzerinde dolaştı, ardından kalabalığa döndü. "Burada olmayı hak etmek istiyorsanız, eski hayatınızdan kalan, aşağılık davranışlarınızdan kurtulacaksınız." Ellerini arkasına koydu. Bel boşluğuna gelen kolları onu daha ciddi göstermişti.
"Antrenmanlar dört saate çıkarıldı!" diye gürledi. Sesi öyle yüksek ve güçlü çıkıyordu ki kavgaya hiç bulaşmamış olamayı diledim. "Bu çatının altında yaşayan kimse bir hafta dışarı çıkmayacak, her sabah kontrol edilecek, eğer çıkmaya kalkan olursa cezalandırılacak."
Son bir kez baktı. İtiraf etmeliydim, ilk kez korkuyordum. Hem de çok fazla. Ateşi büyük bir ustalıkla kullanması, öfkeli olması ama kimseye zarar vermemesi, asil duruşu... O, olağanüstüydü. Şimdi herkesin neden Konseye gelmekten deli gibi ürktüğünü biliyordum. Az önce Yücelerden biriyle tanışmıştım, ve kendime gelmem uzun zaman alacak gibiydi.
"Şimdi, ortadaki grup hariç, herkes dağılsın."
Tüylerim diken diken oldu. Gıkını çıkarmadan dağılan kişileri izlerken Lillian'ın -hayalkırıklığına uğramış vaziyette- abisine baktığını gördüm. Göz göze geldik, kaşlarımı çatıp başımı çevirdim. Brad'e bakmak istedim, fakat gitmişti. Diğer yüzlerce kişiyle beraber.
Adını henüz bilmediğim Yüce bana baktı. Kehribar rengi gözleri uzaktan belli oluyor, duruşu insanları -çoğunlukla beni- telaşlandırıyordu.
Birkaç dakika içinde her yer boşalmıştı. Yedi kişi, ettiğimiz kavgaya kalmıştık. Elliot'a baktım. O da, Andrew de başını öne eğmiş, Yücenin kızgınlığı karşısında ezilmeyi reddediyordu. Başka bir deyişle, bakmıyorlardı.
"Hepiniz sorguya çekileceksiniz. Derhal."
Oliver, Harley, yandaş iki çocuk, Andrew ve Elliot. Hepsi lafının bitmesiyle, saniyesinde merdivenlere yöneldi. Acele etmeden, uyuşuk adımlarla onları takip ettim. Harley'in beni sürüklediği merdivenleri çıktılar. Devam ettim. Yücenin yanından geçerken hepsinin başı eğikti. Korkuyordum, ama belli etmemeye çalışarak ona baktım. Son ana kadar, yanına gelirken, ona yaklaştığımda, uzaklaşırken, bir an bile gözlerimi ayırmadım.
Tek sıra halinde bir üst kata çıktık. Kaldığım oda beşinci kattaydı ve yakın bir yer olduğuna ilk kez sevindim. Fakat burası bir oda değil, yüksek tavana rağmen duvarların tamamı raflarla dolu olan bir kütüphaneydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kontrol (2)
Ficção CientíficaArkamı döndüğümde görmeyi umduğum son kişi orada duruyordu. Dağınık saçları, beni her gören kişide olan şaşkınlık ve bir çift siyah göz. Bütün beklediğim bu değil miydi? Koşup kollarına atılmam gerekiyordu. Tabii gerçek olsaydı. Brad bana doğru iki...
