"Beni bırakamazsın" uzun boylu sakalları elmacık kemikleriyle bütünleşmiş adam kadının ayak ucuna yatarak son kez bu cümleleri fısıldadı. Ne kadar inkar etmek istese de gideceğini biliyordu. Gururunu hiçe saymak yaptığı en iyi şeylerden biriydi.
"Şuan olmazsa bir daha gidemem" Kadının gözünden düşen bir damla yaş yerdeki adamın anlına düşerken ayağını çekip kapıya yöneldi. Günlerce beraber eğlendiği adamı bırakıp gitmek zor olmalıydı.
Saatler o anda ikisi içinde durmuştu. Adam elleriyle bu ana şahit olmak istemez gibi sıkıca gözlerini kapattı.
Bu sefer mutsuzluk çanları evin duvarlarına işlemişti. Duvarların şiddetli soğuğu bu genç adama çoktan öncülük etmişti bile.
Terk edilmek çok mu zor? Diye kendine soru yöneltti adam.Beyninde tekrarladı o saniye o dakika hatta bundan sonraki yaşadığı her saat için"~~~~~~~
"Ateş" ismini telaffuz ettiğimde bana bakmak istemedi. Karşısında duran kadına öylesine odaklanmıştı ki kirpikleri birbirine hiç değmemişti.
Dudaklarını tekrar birbirine bastırıp kadına doğru yaklaştı. Bade belli belirsiz bir tebessümü yüzüne kondurdu.
"Ateş nasılsın görmeyeli uzun zaman oldu" Ateş'in nutku tutulmuş gibi kelimeleri bocaladı. "İ-iyim sen." kadın aynı uslubu devam ettirmekte zorlanmayarak "iyi "deyip bir adım geri attı.
Kadın gözleriyle beni incelerken olduğundan daha samimi bir hal takındı. "Merhaba " deyip elini uzattı.
Ansız donakalmış halimden silkenerek bende yüzüme bir tebessüm kondurdum. "Merhaba" deyip elini sıktım.utangaç bir ergen gibi elimi hızlıca çekip Ateş'in yanına sokuldum."Hangi rüzgar attı seni buraya?" sesindeki gerginlik yüzünü bürümüştü.
"bir kaç işimiz var onu halletmemiz gerekiyor"
kadın dudaklarını birbirine bastırıp "anladım" dedi.
Gözlerini bana dikip samimiyetle kinaye karışımı bir uslüpla "yeni kız arkadaşın mı?" dedi.
Ateş Ellerini cebine koyarken rahat bir ifadeyle "hayır arkadaşım" dedi. İçimden birşeyler kopmuş olsada eskisine nazaran duygularımı bastırabilmiştim.
İyice afalladım. Küçük bir kıskançlıktı hissettiklerim. Sanki koşu bandında gider gibiyim.
Ne kadar yürüsemde ne kadar çaba sarf etsemde aynı yerdeyim. Ellerimi önümde birleştirip kavisli bie gülüş sergiledim. Kendimi burada kalmaya zorlamak çin işkencesinden farksız bir görev üstlenmişti. Bir aşığı hayır! istediği bir adama bağlı kadının görmek istemeyeceği bir ortamdı. Bütün açlık hissimi bastırmış gibi varsaysamda inceden karnımdaki gürlemeleri duyabiliyordum. Ateş'e gidelim dercesine imalı bir bakış attım. Gözlerini açarak karşılık verince bu düşüncemin be kadar saçma olduğunu farkettim.
Kadın çantasını koluna iyice yerleştirdikten sonra elini Ateş'e uzatıp "ozaman tekrar görüşürüz" dedi. Ateş afallamasından birkaç saniye ödün verip telefonunu çıkardı ve numarasını istedi. Kadın tedirgin olurmuşçasına bir hal takınmış olsada sanki numarasını istemesini bekliyormuş gibi bir hava veriyordu. Zaten gecikmeden numarasını takdim etti. Bir kaç dakikalık vedalaşmak saatlerimi almış gibiydi. Kıskançlık iç güdüm iyice kendini göstermeye başlamıştı. Yüz hatlarımı gerip Ateş'e o kim diye soru yönelttim. Cevap vermeyerek yoluna devam ediyordu. Alışagelmiş bir ifadeyle "bir şeyide merak etme!" deyip sert çıkıştı."sana birşey soranda kabahat. Takıl kafana göre " dudaklarımdan bu anlamsız ifade nasıl çıkmıştı bilmiyorum ama beni rahatlatır seviyeye ulaşmıştı.
Saatler böylece geçmişti. Ateş'in aklı iyice uçma potansiyeli göstermişti. Alışveriş merkezine girerken alışveriş yapacağımızı söylemesine rağmen sadece karnımızı doyurmakla yetinip oradan ayrıldık.
"nereye gidiyoruz varmı bildiğin bir yer""soru sorma elbette var"deyip arabaya bindi. Bir haftadır bizimle yol derdi çekip harap olan bavullar arka koltuğa mesken tutmuşları. Ütülenecek çok şeyin olduğunu düşünmekten alıkoyamadım kendimi. Yarım saat kadar kavisli ve taşlı yollarda gittikten sonra midemi elime verecek seviyede bir kusma hissi gerçekleşti. Nefes almakta güçlük çekiyordum. Ağzımı açasımda gelmiyordu açıkçası. Ateş durmadan mızmızlık yaptığımı söyleyip üzerimde baskı uygulamasını istemiyordum. Bu düşüncelerimi yırtıp atan patika yola girdik.Etrafta irili ufaklı evleri aşıp muzip bir bahçeye sahip iki katlı evin önünde durduk. Oldukça küçüktü. Yani benim evime göre büyük olsada Ateşlerin İzmirdeki evine göre küçüktü. Issız bir yer gibi görünsede az ilerideki çocuk seslerini duyabiliyordum.Arabadan inince evin etrafını çepeçevre saran sürüyle kuru yapraklar hışırdıyordu.Dışarıda her zamanki gibi kuru bir soğuk vardı. Aynı rüzgarın topladığı bir kaç kağıt parçaları girdap oluşturuyordu.
Arabadan bavulları alıp fazla üşütmeden eve girdik.
Ev oldukça soğuk olmasına rağmen yerdeki ayı postları içeriyi sıcak kılıyordu. Aynı düzen içerisinde oluşturulmuş duvarlardaki çerçeveler ve merdiven boyu uzanan birkaç aile fotoğrafı. Bavulları salonda bırakıp Ateş'i takip ettim.
Şöminenin yanındaki odunluk için tenekeyi alıp "ev baya soğuk birşeyler bakayım sende marketten aldıklarımızı yerleştir" desi. Onaylarcasona kafamı sallayıp mutfağa yöneldim. Tipik iki katlı evlerde olduğu gibi burada da mutfak salonla bütünleşmişti.
Bütük bir titizlikle dizilmiş bir çok tabak ve bardaklar gözüme çarptı. Bu ev kimindi ve neden böyle güzel biryer bırakılıp gidilirdi ki. Buzdolabına aldıklarımızı yerleştirdikten sonra tekrar salona yöneldim. Boydan boya yükselmiş camlardan dışarıya baktım. Bir kaç saat geçtikten sonra Ateş'in hala gelmediğini farkettim. Bu his bana aylar önce ormanda kaybolmamı hatırlatmıştı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
GİRDAP
ChickLitOnlar farklı yerlerde; kendi hayatlarının kendi hayallerinin savunmasız kahramanlarıydı. Taa ki çaresizlik çanlarını çalıncaya kadar.. "Ateş Ilgaz" ismini kendine çeken sıcaklığından alan , kapalı bir ku...