En sıkıcı geçirdiğim hafta sonuydu bugün. Çünkü Beste babaannesini ziyarete gitmişti. Ceren de bütün hafta sonu halasında kalacaktı. Yapacak bir şey bulamayınca son zamanlarda çok yaptığım bir şeyi yapmaya karar verdim. Dolaptan bulduğum bir battaniyeyi aldım ve odamdan bilgisayarımı alıp çatı katına çıktım. Bilgisayardan en sevdiğim filmlerden birini açtım. Sonra da yerdeki battaniyeyi üzerime sararak kendimi dürüm yaptım. Filmi başlattığımda Melike teyze elinde abur cubur tepsisiyle merdivende belirdi. " Melike teyze tam zamanında. Vallahi çok makbule geçti. Ben de tam keşke yanımda yiyecek bir şeyler olsa diyordum. Saat gibi kadınsın vallahi" dedim ve öpücük attım. Melike teyze de güldü ve o da bana öpücük attı. Filmi yarılamıştım. Telefonumun zil sesini duydum. Kimdi beni filmin tam ortasında arayan densiz? Dürümümü bozmamaya çalışarak yerde sürünmeye başladım. Fok balığı gibi hareket ediyordum. Telefonu almaya çalışırken telefon yere düştü. Ayağımla telefonu kendime doğru çektim. Dürümün içinden kollarımı çıkararak telefonu elime aldım. Ekranda Egoist Prens yazısını gördüm. Neden zamansız arıyordu ki beni? Telefonu açtım. "Sonunda açabildin Tatlı Bela" dedi. "Sen açtığıma şükret Egoist Prens" dedim. "Ben şey demek için aramıştım" dedi Bora. "Ne demek için aradın?" diye sordum. "Dışarı çıkalım mı?" dedi. "Neden?" diye sordum. "Çünkü canım sıkılıyor. Belki birlikte bir şeyler yapabiliriz. Yani eğlenmemi sağlayacak tek kişi sensin. Bizim beyinsizleri çekmek istemiyorum. Lütfen gel." dedi. "Benim de fazlasıyla canım sıkılıyor. Sırf senin için filmimi yarım bırakamam." dedim. "Tamam işte. Burada izleyelim filmi." dedi. Çok fazla ısrar ettiği için kabul etmek zorunda kaldım. Altıma açık renkli bir kot pantolon üzerime de siyah, Marvel baskılı bir tişört giydim. Odamdan çantamı aldım ve siyah spor ayakkabılarımı giyip aşağı indim. Melike teyzeye haber verip çıktım evden. Otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Otobüs durağına vardığımda Poyraz da oradaydı. "Selam atarlı" dedi. " Selam Sarı Kafa" dedim. Artık onun lakabı buydu. "Atarlı ne be?" dedim. "O son notu bıraktığımda ettiğin sanatsal bedduaları ve hakaretleri duymadım sanma. Çok atarlıydın." dedi. "Nereye gidiyorsun?" diye sordu daha sonra. "Arkadaşımın yanına" diye cevap verdim. "Bora'nın yanına mı?" dedi. Başımı evet anlamında salladım. Bir süre sessiz kaldık. En sonunda sessizliği bozarak "Borayla neden anlaşamıyorsunuz?" diye sordum. Omuz silkti ve "Bilmem. Takımlardan kaynaklanan bir şey sanırım. Ben futbol takımının kaptanıyım. O da basketbol takımının kaptanı. Bizim takımlar arasında hep bir rekabet vardır zaten. Ama şimdi Bora benden daha çok nefret ediyordur" dedi. "Neden?" diye sordum. "Çünkü..." dedi ama devamı gelmedi. Benim bineceğim otobüs durağa gelmişti çünkü. "Sonra görüşürüz Sarı Kafa" dedim. "Görüşürüz atarlı kız" dedi. Otobüse bindim. Otobüs dolu olduğu için ayakta gitmek zorunda kalmıştım. Biri inse de otursam diye bekliyordum ama sanki herkes hadi Deniz'in ineceği durakta inelim hepimiz diye anlaşmıştı sanki. Hafta sonu herkes mi dışarı çıkar yahu? Sonunda ineceğim durağa gelmiştim. Sevinç içinde kendimi havasız insan aracı gibi olan otobüsten dışarı attım. Biraz daha yürüdükten sonra nihayet Bora'nın evine gelmiştim. Sitenin kapısının önünde duran birkaç kız 'bu kim be' dercesine bana bakıyordu. Kızlardan biri önüme geçerek "Sen kimsin?" diye sordu. "Benim kim olduğum seni ilgilendiriyor mu?" dedim. "Neden geldin?" diye sordu bu sefer. "Sen niye bu kadar meraklısın ya? Hayır yani benim burada olmam dert mi oldu içine? Çok merak ediyorsan söyleyeyim. Bora'nın yanına geldim" dedim kıza. "Bora sonunda kendine bir sevgili yapmış demek ki. Ne zamandır sevgilisiniz?" dedi kız. "Uff. Çekil de geçeyim" diye bağırdım kıza. "Bora senin gibi bir kızla neden sevgili olmuş anlayamadım. Artık eve sevgilisini de alıyor demek" dedi kız. O sırada kapıda Bora belirdi. "Benim kiminle sevgili olduğum seni ilgilendirmez Alara. Seninle sevgili olmadığım için başka kızlarla sevgili olmamı da mı engellemeye çalışıyorsun?" dedi Bora. Kız şaşırarak "İnanamıyorum gerçekten de sevgilin mi? İlk sevgilin bu kız mı Bora?" dedi ciyaklayarak. "Evet. İlk sevgilim bu kız ve muhtemelen son sevgilim de bu kız olacak. Çok güzel kız değil mi?" dedi ve elimden tutarak eve doğru yürüdü. Beni Leo karşıladı. Üzerime atladı. Ben de Leo'nun başını okşadım. Daha sonra "Neden sevgili olduğumuzu söyledin?" dedim. Bir süre duraksadı. "Bilmem. Öyle demek geldi içimden. Kıza gıcık oluyorum zaten" dedi. İçeriye geçtiğimizde "Senin yarım bıraktığın filmi beraber izleyelim mi?" dedi Bora. Bense gözlerimi televizyonun altında sıralanan Marvel DVD'lerinden gözümü alamıyordum. "Onun yerine Marvel filmlerinden birini izleyelim" dedim. "Tamam. Herhangi bir seriyi baştan sona tekrar izlemeye ne dersin?" dedi. "Sanırım serileri izleyecek kadar zamanım yok. Bir veya iki tanesini izleyebiliriz" dedim. "Tamam. Hangisinden başlayalım?" diye sordu. "Avengers" dedim. "Peki" dedi. Filmi bitirdikten sonra Iron-Man filmini izlemeye başladık. Filmin bitmesine az kalmıştı. "Ben acıktım. Pizza mı söylesek?" dedi. "Ben de acıktım" dedim. "Ya da pizza söylemeyelim. Pizza yapalım" dedi. "Yapmayı biliyorsun değil mi?" diye sordu daha sonra. "Tabi ki biliyorum. Yemek yemeyi seven herkes yapmayı da bilir" dedim. "Tamam. Markete gidelim o zaman" dedi. Beraber markete gittiğimizde Bora bir market arabasını aldı ve market arabasının içini işaret ederek "Otur hadi" dedi. "Market arabasına binmeyi sevdiğini biliyorum. Hadi bin" diye devam etti. Market arabasının içine oturdum ve Bora sürmeye başladı. Pizza için gerekli malzemeleri aldık. Pudinglerin olduğu rafa yaklaştığımızda "Sağa çek." dedim. Bora bana sorarcasına baktı. Rafı işaret ederek "Çek sağa" dedim. Rafın önünde durdu market arabasını. Bir paket çikolatalı puding aldım. "Tencerenin dibini ben sıyıracağım ama" dedi Bora. "Tamam." dedim. İhtiyacımız olan her şeyi aldıktan sonra kasaya doğru ilerlemeye başladık. İnsanlar bize garip bir şekilde bakıyordu. Dışarıdan bakıldığında tuhaf gözüktüğümüzün farkındaydık. Ama insanların hiçbiri umrumuzda değildi. Biz eğlence peşindeydik. Eve geldiğimizde Bora bana bir mutfak önlüğü uzattı. Daha sonra da kendisine bir mutfak önlüğü taktı. Pizzanın hamurunu yapmak için işe koyulduk. Gözlerim kısa bir anlığına Bora'ya takıldı. Yemek yaparken tıpkı Biscolata reklamındaki erkeklere benziyordu. Üzerindeki mutfak önlüğü ona çok yakışmıştı. Burnundaki unu görünce gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Tüm çekiciliği gitmiş yerine küçük bir çocuk gelmişti sanki. Çok tatlı görünüyordu. Kendimi tutamayıp kahkaha attım. "Ne oldu?" diye sordu. Hala gülüyordum. Burnunu işaret ettim. Elini burnuna götürdü ve un olduğunu anlayınca kendi de gülmeye başladı. "Sen benimle mi dalga geçiyorsun?" dedi ve elindeki unu burnuma sürdü. Çok geçmeden ikimiz de kendimizi bir un savaşının içinde bulduk. Savaşın içinde hamuru bitirmeyi başardık. Bir süre sonra pizza yapmayı bitirmiş ve fırına koymuştuk. Gülerek kendimizi koltuğa attık. "Bitti sonunda" dedim. "Evet. Bitti. Ama ben hala açım. Çabuk olur umarım" dedi. "Aç ayı" dedim. Gülerek karşılık verdi. Bir süre sonra pizzaları fırından aldık. Ben pizzaları kesip tabağa koydum. Bora da masayı hazırladı. Pizzaları hayvan gibi götürüyordu. Yavaş ye lan boğulacaksın dememek için zor duruyordum. Bora ağzındaki pizzayla konuşmaya başladı "Çok gozol olmoş" dedi. Onun bu haline kıkırdamadan edemedim. "Boğulacaksın" dedim. "Bana bir şey olacak diye korkuyor musun?" dedi Bora. "Sana bir şey olursa suç üstüme kalır diye korkuyorum" dedim. Bora gülerken kolayı hem kendi üstüne hem de benim üstüme döktü. Ayağa kalktı ve "Ben üzerimi değiştireceğim. Senin üzerine de bir şeyler getireyim." dedi. Ben de aşağıda Bora'yı beklemeye başladım. O sırada Bora elinde bir tişörtle geldi "Bunu sana getirdim" dedi. Teşekkür edip elindeki tişörtü aldım. "Yukarıda giyinebilirsin" dedi. Bora'nın odasına girdim. Tişörtü açıp baktım. Siyah, Batman baskılı bir tişörttü. Tişörtü giyip aşağı indim. Tişörtün içinde oldukça rahat hissediyordum. Bana oldukça bol gelmişti çünkü. Erkek tişörtlerini severdim. Rahat oluyorlardı. Ama bunu daha çok sevmiştim. Süper kahraman baskılıydı çünkü. Aşağı indim. "Büyük gelmiş sanki" dedi. "Bir liseliye göre vücudu fazlası gelişmiş olan sensin. Bana tabi ki büyük gelir" dedim. Bora'nın yanına geldiğimden beri telefonuma bakmamıştım. Telefonumu elime alıp baktığımda annemden 4 cevapsız arama olduğunu gördüm. "Eyvah. Şimdi sıçtık" dedim. "Ne oldu?" dedi Bora. "Annem dört defa aramış. Eve gidince önce IMDb puanı 9.8 olan bir gerilim filmi çekilecek. Film bittikten sonra da 'neden telefonuna cevap vermiyorsun' temalı çemkirişleri dinleyeceğim" dedim. "Gideyim ben artık" dedim daha sonra. "Ama puding" dedi. "Sen yersin artık" dedim ve aceleyle çantamı elime aldım. "Ben götüreyim seni" dedi. "Kendim gidebilirim" diye cevap verdim. "Ya gideriz işte beraber uzatma" dedi ve beraber dışarı çıktık. Yol boyunca çenemiz hiç durmamıştı. İstanbul'a geldiğimden beri en çok güldüğüm günlerden biriydi bugün. İstanbul'daki en güzel anılarımın çoğu Borayla birlikte olduğum anılardı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Tatlı Bela
Teen Fiction"Beni sakın bırakma Tatlı Bela'm" dedi. Güldüm. "Ölsem de seni bırakmam Egoist Prens"