''Hey, hey! Tamam. Bekle.'' diye bağırıyordu.
Elindeki tepsiyi bırakıp yanıma gelirken hiç beklemeden arkamı dönüp tam hız yoluma devam ettim. Arkamdan ayak sesleri gelince daha da hızlandım ve sonunda koşmaya başladım. Sınıfa gidersem beni bulacağını bildiğimden kızlar tuvaletine yöneldim.
Tuvaletin önüne geldiğimde kapıyı açmak için uzandım. Kapının kulpunu aşağı çektiğimde hiçbir şey olmadı. Kilitliydi. İçimden bir küfür savurup daha da zorladım, işe yaramayacağını bilerek. Ayak sesleri fazlasıyla yakından gelirken o yöne bakmamaya özen göstererek kapıyı son bir kez zorladım. Kilitliydi işte neyini zorluyorsam. İyi de niye tuvaleti kilitlersiniz ki? Hizmetlilerin bali falan çektiğini düşünürken kapıyla arama giren bedene bakakaldım.
İnatla gözlerimi ona çevirmezken kafasını eğerek yüzüme bakmaya çalışıyordu. Kafamı sinirle başka yönlere çekmeye çalışırken suratımı elleriyle kavrayıp beni sabit durmaya zorladı. Parmak uçları enseme değerken birden ürperdim. Buz gibi parmakları enseme değerken ıslak bir his bırakıyordu. Birkaç saniyeliğine aklım başımdan gitti. Dizlerim vücudumun ağırlığı karşısında eğrildi. Kaslarım hissizleşti ve tam yere düşmek üzereyken Deniz çevik bir hamleyle beni yakalayıp kucakladı. Bayılmak denemezdi buna, daha çok sıcak bir duşun ardından basan uyku gibiydi. Vücudum rahatlamıştı ve kendisini bırakmıştı. Böyle bir şey ilk defa başıma geldiğinden ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim olmadığı gibi şu an Deniz'in kucağında nereye gittiğimi de bilmiyordum. Göz kapaklarım daha da ağırlaşırken karşı koyamadığım bu güce daha fazla direnemedim ve kendimi serbest bıraktım.
Gözlerim ağır ağır aralanırken nerede olduğum hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Küçük bir odada yumuşacık bir yatağın üstünde yatıyordum. Bir kulübe odasını andıran tahtadan oluşmuş bu odada ne yaptığımı bilmiyordum. En son hatırladığım şey Deniz'in kollarında uyuduğumdu. Burası da neresiydi böyle.
Üstümdeki örtüyü bir çırpıda kenara atınca üzerimdekilerin bana ait oladığını gördüm. Popomun altına kadar uzanan siyah bir tişört ve paçaları takılıp düşebileceğim kadar uzun olan gri bir eşofman, kesinlikle benim değildi.
Sersemlikle batmakta olan güneşin ışınlarının geldiği pencereye yönelince endişem daha da artmıştı.
Ormanlık bir alana bakan pencere şehirden fazlasıyla uzakta olduğumu söylüyordu. Sahi burada tek miydim? Tahtalarla örülmüş duvarın arkasını görmeye çalıştıysam da başaramadım. Zayıf bedenim yorgun düşmüş olmalıydı. Usulca kapıya yaklaştığımda arkadan gelen takırtı sesleriye bir adım geriledim. Tanıdık erkek sesini duyunca hızla kapıyı açıp mutfak olduğunu anladığım yerde bir şeyler takırdatarak telefonla konuşan Deniz'le karşılaştım.
Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken elindeki tavayı ocağa bırakıp telefonu omzuyla kulağının arasından alıp kapattı. Hala suratına bakarken önüne bağlamış olduğu önlüğü çıkarıp tezgahın üstüne bıraktıktan sonra bana yaklaşmaya başladı. Hala üzerimden atamadığım şaşkınlığım sebebiyle bir adım geriledim. Bana bir adım yaklaştı, bir adım geriledim...
''Neden kaçıyorsun?'' Cevabını bilmediğim bir soru. Neden kaçıyordum ki?
''Ben... Bilmiyorum.'' diyerek gerçeği itiraf ettiğimde yüzündeki rahatsız bakış yerini gülümsemeye bıraktı. Elini usulca uzatıp bir adım daha yaklaşınca daha fazla kaçacak yerim ve sebebim olmadığından uzattığı elini ucundan tutarak beni sürüklemesine izin verdim. Yine aynı şey oluyordu, daha hafif ama aynı his. Elini bıraktığımda bana döndü ve bir şey demeden peşinden gelmeme izin verdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
CADI
Fantasy-Tamamlanmış Hikaye- Bu kitabı 15 yaşındayken yazdığımı göz önünde bulundurarak okursanız çok sevinirim. İyi okumalar :) ***HeyGirl Kasım 2015 sayısında biz de varız!*** 7 Ekim 2014 tarihinde başlanmıştır (Giriş) 24 Haziran 2015 tarihinde sonlandırı...
