Her yıl olduğu gibi bugün de okulun ilk sabahı büyük bir heyecanla kalktım. Banyomu yapıp misler gibi olduktan sonra saçımı kurutup açık bıraktım. Dünden ütülenmiş üniformalarımı büyük bir özenle giydikten sonra çantamı sırtlanıp alt kata indim.
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu ve bir yandan da mırıldanarak bize ait bir şarkı söylüyordu. Biz derken cadıları kast ediyorum. Annemin yanına gidip başında dikildim. Bana dönüp gülümsedi.
''Anne ben gidiyorum.''
''Kahvaltı?'' dedi soru sorarcasına.
''Okulda yaparım, iştahım yok.'' İtiraz etmedi, kafasını sallayınca yanağına bir öpücük bırakıp babamın yanına gittim.
''Baba ben bugün yürüyerek gideceğim.''
''İlk gün klasiği, ha?'' dedi. Normal günlerde babamla giderdik çünkü bizim okulda edebiyat öğretmeniydi. Ama okulun ilk günleri yürüyerek gider ve heyecanımdan kaynaklı olarak vücudumda biriken enerjinin fazlasını yolda atardım.
''Aynen öyle.''
''İyi, arabalara dikkat et.''
''Ederim. Ben çıktım anne!'' diye bağırıp kapıya yöneldim.
Yaşadığımız şehrin en sevdiğim yanlarından birisi yumuşak havasıdır. Sonbaharın başlarında bazen rüzgar bazen yağmur olur ama hiçbir zaman sert değildir. Bu yüzden her zaman kazak ya da mont giymek zorunda kalmayız. Bazen bir kar soğuğu esip geçer ama bunu da çok rahat atlatabiliriz.
İlk gün koşuşturmasına kapılan arabalar ve insanlar eşliğinde ufak adımlarla okuluma yürüdüm. On beş dakikalık süreç içerisinde müzik listemdeki birkaç parçayı dinleyebiliyordum.
Okulun kapısının önüne geldiğimde durup birkaç saniye boyunca büyük binaya baktım. Bir yılım daha burada geçecekti. Çok heyecanlıydım. Ayrıca Beren'i ve Can'ı görmek için sabırsızlanıyordum.
Sınıfımı bulup girince geçen senelerden tanıdığım arkadaşlarım ve birkaç yeni tiple karşılaştım. Göz göze geldiklerimi başımla selamladıktan sonra geçen seneki yerime geçtim. Cam kenarından üçüncü sıraydı. Sıra arkadaşım bu sene başka bir okula kaydolduğundan bir süre tek tabanca takılacaktım.
Beren ve Can yan sınıftaydılar. Ben de yanlarına gitmek için çantamı ve ceketimi sıraya bıraktıktan sonra sınıftan ayrıldım.
B şubesi bu okulun en popüler sınıflarından biridir. Ancak bu iyi bir şöhret değil. Öyle ki, o sınıfa girenlerin bir daha asla çıkamayacağı hakkında tutarsız dedikodular bile üretilmiştir. Sınıf bütün haylaz, saygısız ve işe yaramaz öğrencileri barındırıyor. Öyle ki, bazen Beren ve Can gibi mükemmel insanlarda bile onların izlerine rastlayabiliyorum. Kendi kimliklerini o sınıfta nasıl korumayı başarabiliyorlar bilmiyorum.
İkisi geçen iki yıl da olduğu gibi yan yana oturmuş sohbet ediyorlardı. Yanlarına gittiğimde beni gülerek karşıladılar. Sohbetlerine kısa bir süre için dahil olabildim çünkü zil çaldı ve öğrenciler tören alanına gitmek üzere sınıfları boşalttılar.
Biz vardığımızda ise herkes sıraya girmeye çalışıyordu. On ikiler okul bizim dercesine etrafta dolaşıyor ve seslerini kısma gereği duymadan konuşuyorlardı. Dokuzlar bir lise ortamının ne kadar korkunç olabileceği hakkında fısıltıyla yorum yapıyorlardı fakat ben bunların hepsini duyabiliyordum.
Müdürümüz Sami Bey mikrofona vurarak öğrencileri rahatsız ettikten sonra kısaca konuştu. Sonra okulca gür bir sesle İstiklal Marşını okuduk ve sınıflarımıza dağıldık. Beren ve Can'a veda edip sınıfa girdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
CADI
Fantasy-Tamamlanmış Hikaye- Bu kitabı 15 yaşındayken yazdığımı göz önünde bulundurarak okursanız çok sevinirim. İyi okumalar :) ***HeyGirl Kasım 2015 sayısında biz de varız!*** 7 Ekim 2014 tarihinde başlanmıştır (Giriş) 24 Haziran 2015 tarihinde sonlandırı...
