SONDA UFAK BİR AÇIKLAMAM VAR. YAŞASIN UZUN BÖLÜM! İYİ OKUMALAR. :)
Arabalar çalıştı ve yola koyulduk.
Yol pek kısa sayılmazdı. Şehir dışına yakın bir yerlerdeydik fakat evimden ne kadar uzak olduğumu kestiremiyordum. Ama güvende olduğumu hissediyordum. Deniz'i birkaç gündür tanımama rağmen ona güveniyordum, pişman olmayı göze alarak. Hayat felsefeme de uyuyordu: ''En kötü ne olabilir?'' Sonuç olarak bir yabancı değildi gözümde.
Arabadaki sıkıcı sessizliği bozmak adına radyoyu açtım. En sevdiğim müziklerden birisini çalan bir kanala denk gelince aramayı bıraktım. Deniz de beğendiğini belli edecek şekilde gülümseyip bir şeyler mırıldandı. Güzel gülümsüyordu.
Sesi biraz daha açıp bağırmaya başladım. Hemen arkamızdan gelen Beren ve Can sanırım bir zombiye dönüşüp Deniz'i ısırmaya çalıştığımı falan düşüneceklerdi çünkü sapkın hareketlerim öyle anlaşılmaya çok müsaitti.
Sonunda arpası fazla gelen atlar gibi arabanın üstünü açıp ayağa kalktım. Kollarımı iki yana açıp gözlerimi kapattım ve hızımız yüzünden oluşan rüzgarın saçlarımı ve giysilerimi savurmasına izin verdim.
Mutlu hissediyordum ilginç bir şekilde. Rüzgarın ciğerlerimin içinden geçtiğini hissediyordum sanki, bu o kadar huzur vericiydi ki.
Deniz'in uyarısıyla bu güzel duygu son bulmak zorunda kaldı.
''Hadi aşağı in! Yeter bu kadar.'' diyordu. Rüzgar'dan sesini çok net duyamıyordum ama ne demek istediğini anlamıştım çünkü eteğimi çekiştiriyordu. Biraz daha itiraz etsem sanırım etek popomu sıyırıp yere düşecekti ve bunu kesinlikle istemiyordum.
''Vay be! Çok eğlenceli!'' dedim gözlerim heyecanla parıldarken. Bakışlarımı ona çevirdim. O gözlerini yoldan ayırmamıştı ama gülümsüyordu.
''Bölmek istemezdim ama ileriye bak.'' dedi. Parmağını takip ederek gösterdiği yere baktım. Bir tane polis arabası vardı. Klasik kimlik kontrolü falan olsa gerekti. Deniz nerden bildi peki bunu?
''Nerden biliyordun burada polis olduğunu?'' dedim merakla.
''Her gün buradan geçiyorum.'' Sanki bilmem gerekirmiş gibi söyledi. Anlamadığımı belli eden bakışlarımı ona diktim.
''Ne?'' derken suratımı buruşturmuştum.
''Kulübeyi unutmuş olamazsın!'' dedi 'yok artık' vurgusuyla. Tabiki unutmamıştım ama alaksını çözemiyordum.
''Senin evine mi gidiyoruz?'' diye sordum. Birazdan bana salak diye bağırabilirdi sanırım.
''İstersen giysilerini ormanda değiştirirsin.'' dedi yamuk bir gülümsemeyle. Ah, haklıydı!
''Haa... Doğru.'' dedim daha fazla rezil olmadan. Polisler el kolla bizi durdurdu ve Deniz'in penceresinin yanına bir tanesi geldi.
''Ehliyet, kimlik, ruhsat lütfen.'' dedi bıkmış bir ses tonuyla. O an bu cümleyi günde kaç kere tekrar ettiğini düşünmeden edemedim, sıkılmakta haklıydı sanırım.
Deniz arabanın değişik yerlerini kurcalayıp birkaç küçük defterimsi şey verdi adama, cüzdanından da kimliğini çıkarıp verdiğinde adam inceledi.
''Deniz Demirci, öyle mi?'' dedi kaşlarını kaldırıp. Deniz başını salladı. İlginç bir şekilde, Deniz'in soyadını ilk defa duymak aptalca sırıtmama sebep olmuştu. Ne var? Çocuk çok gizemliydi, kolay kolay bir şey öğrenemiyordum hakkında.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
CADI
Fantasy-Tamamlanmış Hikaye- Bu kitabı 15 yaşındayken yazdığımı göz önünde bulundurarak okursanız çok sevinirim. İyi okumalar :) ***HeyGirl Kasım 2015 sayısında biz de varız!*** 7 Ekim 2014 tarihinde başlanmıştır (Giriş) 24 Haziran 2015 tarihinde sonlandırı...
