Sömestr tatilinin bitmesine 2 gün vardı. Onca gün su gibi geçip gitmişti. Dördümüz Anıtkabire gitmiştik. Ve Ezgi ile Onur'u Kuğulu Park'a getirmiştik.
Ve ben bu anlarda yürüyordum...
Evet! Başarmıştım... Kuğulu Park'a ilk gittiğimde tekerlekli sandalyedeydim. Bana bakan gözlerde acıma duygusu görüyordum. Fakat ikinci gittiğimde özgürdüm işte! Ateş yanımdaydı. Ve ben prangalarımdan kurtulmuştum.
Başarmıştım! Ateş... Ezgi... Onur... Nermin Teyze... Babam... Hepsi başaracağıma inanmıştı. Tek sorun çok çabuk yoruluyor ve bir yere oturmak istiyordum. Ateş bazı yerlerde kimseyi umursamayıp beni sırtına veya kucağına alıyordu. Hatta Anıtkabir dönüşü beni omuzlarına almıştı. Çocuk gibi omuzlarından indirmemişti beni. O kadar güzel bir kalbi vardı ki... Yavaş yürüsem de,çabuk yorulsam da Ateş hep yanımdaydı. O kalbi hep aynıydı. Şimdi de geri dönmek üzere valizimi toparlıyorduk. 2 gün kalmış olsa da İstanbul'da da vakit geçirmek istiyorduk.
"Ateş.." diye mırıldandım ona dönerek. Gözlerini işinden çekip bana döndü. "Söyle güzelim?"
"Benim aklıma bir fikir geldi." Dedim yatağa otururken. Yine yorulmuştum...
Ateş elindeki eşyalarımı bırakıp önüme geldi ve diz çöktü. Saçlarımı okşayıp arkaya attı. "Ne geldi bakalım?"
"Hani benim artık tekerlekli sandalyeye ihtiyacım yok ya. Onu Rehabilatasyon Merkezine versek de durumu olmayan birine hediye etseler. Olmaz mı?"
Gülümseyince gamzeleri çıktı. Elimi tutup öptü. "Çok güzel düşünmüşsün birtanem. Olur tabiiki. Taksiye bindikten sonra yol üstünde veririz."
Gülümseyip ona sımsıkı sarıldım. O da bana sarıldı. Kokusu çok güzeldi.
"İyi ki geldin benimle Ankara'ya. İyi ki geldin de Ankara'ya deniz oldun." Dedi ve alnımdan öptü. Ardından ayaklanıp yatağın üzerindeki eşyalarımı valize koydu. O sırada kapı çalındı.
"Ben hallederim." Diye mırıldandım valizi kendime çekerken. Ateş başıyla onaylayıp odadan çıktı. Ateş'den önce Onur kapıyı açmış olacak ki Nermin Teyzenin sesleri geliyordu.
Valizin fermuarını kapatıp yataktan indirdim. Yatağın bozulan çarşafını hemen düzeltip eskisi gibi bıraktım. Açık kalan balkon kapısını kapattıktan sonra son kez odaya dönüp baktım. Balkona... Yatağa... En son o tatlı ışıklandırmaya...
Valizimi es geçip yavaş adımlarla odadan çıktım. Ezgi de odasından elinde valizle çıkıyordu.
O bana gülümseyip önden ilerlerken bende arkasındaydım. Onur,Ateş ve Nermin Teyze'yi salonda gördüm. Nermin Teyze ikisine de sıkı sıkı sarıldı. "Güzel evlatlarım benim. Allah bana hiç evlat vermedi ama Ateş'im benim ilk göz ağrım oldu. Sonrasında kendisiyle birlikte sizi de getirdi. Evlatlarım oldunuz. 4 tane pırıl pırıl gençsiniz. Artık evladım gibisiniz. Evladımsınız. Sizin de Ankara'da bir Nermin anneniz var. Unutmayın olur mu?" Dediğinde sıkıca Ezgi'ye sarıldı.
Gözlerim dolmuştu. Nermin Teyze'de anne sıcaklığını görüp hissetmiştim. Benim annem gibi olmaktan çok uzaktı... Sevgi dolu,tertemiz bir kalbi vardı.Gözlerimden akan bir damla yaş ile bende Nermin Teyze' ye sarıldım. Gözyaşlarım durmadı. Aksine arttı. Sıkıca kucaklamıştı beni.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VAVEYLA
Romanceİki zıt kutup, iki imkansız yol. Bir yol Deniz, bir yol Ateş... Ortası imkansızlık. Zıt kutuplar birleşir miydi? İki kişilik savaştı bu. Ama bu savaşta tek kişilik cesur yoktu. Ateş yaklaşırsa sönerdi, ya da yok ederdi. Deniz yaklaşırsa yok olurdu...
