Charles Jigme'yi ararken aslında Jigme onu bulmuştu. Charles Jigmeye sen neden buradasın diye sormuştu.
Jigme
"Ben mi? Ben buradaki kralın danışmanıyım. Aklına takılan bir soru, bir sorun olduğunda bana danışır ve birlikte karar alırız ama son sözü her zaman o söyler. Kralın sorularını yanıtlayabilmek içinse bu krallık hakkında her şeyi bilmek gerekiyor. Bu arada bu boyutta da Kara Gül Birliğinin kurulması gerektiği yönünde bir emir geldi."
Charles
"Peki kurduk diyelim Lider Yardımcısı kim olacak?"
Jigme düşünmeden cevap vermişti
"Tabi ki de sen olacaksın. Lider seni bu yüzden bana gönderdi. Seni eğiteceğim ve edindiğin bilgi ve tecrübeleri diğer boyutlara geçince de kullanacaksın ve geçtiğin her boyutta Kara Gül Birliğini kuracaksın."
Charles
"Kurarım zor değil ama ya Kan Elementi?"
Jigme gülümsemişti
"Kan Elementi bilmeleri gerektiği nereden çıktı? Kara Gül ilk başta sadece karanlık elementle suikastçi birliğiydi. Sen Lider olarak Kan Elementine sahipsin. Boyut Birde Oğlunla birlikte bütün Kara Gül kan elementine sahip yavaşça bütün 10 boyuta açılmayacaklar mı? Hep boyut 1 de mi kalacaklar? Sen onlara bir ev oluşturuyorsun. Şimdi benimle gel ve eğitimini al hemen ardından da birkaç suikastçi birliklerine diz çöktürüp Kara Gül Birliğini kur."
Charles anlaşıldı der gibi saygıda durmuştu. Hemen başlayalım der gibi bakıyordu.
****
Boyut 10da dövüşler hızla geçmiş 512 yarışmacının yarısı elenmiş ve 256 yarışmacı kalmıştı. İkinci tur dövüşçülerin de dinlenebilmesi için bir sonraki gün yapılacaktı.
Edward, Sebastian ve Sebas arenaya doğru ilerleyip Edmond'un yanına gitmişlerdi. Bunu zaten yapacaklardı ama onu tehdit olarak algılayan kişiler olduğu kadar onun gelişmesini isteyenler de vardı.
Daha arenadan çok fazla uzaklaşmadan bir çocuğun sesi duyulmuştu.
"HEY EDMOND." sesinde öfke de barındırıyordu. Edmond o yöne döndüğünde seslenen kişinin Davon olduğunu görmüştü.
Edward, Sebastian ve Sebas hiçbir şey dememişti sonuçta yaşanacak şey çocuk kavgasıydı. Onun dışında kendilerine rakip olacak kimse yoktu bu okulda hatta bu dünyada bile desek yanlış olmazdı. Ama Edmond için farklıydı ona rakip olacak kişiler oldukça fazlayken onun gücünü aşan kişi sayısının haddi hesabı yoktu.
Edmond, Davon'a bakarak
"Ne istiyorsun Davon?"
Davon dişlerini sıkmıştı kimse böyle cevap vermemişti. Ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordu ama kendisinden güçlü olmadığına inandığı bir serserinin adını doğruca ağzına alması ve saygısızca ne istiyorsun demesi sinirlerini bozmuştu.
"Seninle şimdi kapışmak istiyorum."
Edmond böyle bir sonuç bekliyor olsa da nasıl yanıt vermeliydi. Kabul eder ve kaybederse ağır yaralanacağından emindi bu da ilk 10 hayalini yok etmek demek oluyordu ama ya kazanırsa kendi görüşüne göre bu çok zordu ama kazanırsa ilk 10 kesinlikle garantilenmiş olacaktı. Ne yapmalıydı, nasıl cevap vermeliydi bilmiyordu.
Bir elder gelmişti beyaz cübbesi ön planda olsa da mavi omuzluğu dikkat çekiyordu. Sadece o omuzluk onun simgesi haline gelmişti kendisini çok göstermezdi ama onu bilmeyen yoktu o Beyaz Dağ Akademisi İç Tarikat elderlerinden biri olsa da neredeyse en güçlüler arasında olan Elder Aron'du.
"Öğrencim Davon sana meydan okudu bunu kabul etmek zorundasın Edmond. Ağır yaralanmaktan korkuyor olabilirsin ama bu bir meydan okumada gayet normal değil mi?"
Edmond karşı çıkacaktı ama omzuna bir el dokunarak engel olmuştu bu Sebas'tı.
"Kabul et Edmond çekinecek hiçbir şey yok. Biz burada değilmişiz gibi kendine güven ve biz seni koruyormuşuz gibi güvende hisset. Ancak o zaman bedenin düşüncelerine ayak uydurabilir. Kısacası öğrendiklerini uygula ve onu bir insan değil taş adam gibi düşün."
Aron
"Ona ne mırıldanıyorsun bok kafalı? Ben onun öğrencimle dövüşmesini istiyorsam dövüşecek."
Sebas, Edward ve Sebastian hiçbir hareketlenme yapmamıştı. Bu korkmuşlar görüntüsü veriyorken bu üç kişi için Aron üstüne basılası bir böcek gibi bas geç ve hiçbir şey olmamış gibi davran durumundan başka bir şey değildi.
***
Arena tekrar aktif hale gelmişti. Tabi bu dıruma çevredeki kimse sessiz kalmamış herkes tekrar arenaya doluşmuştu.
Elder Aron'un yüzünde büyük bir tebessüm vardı.
Aron
"Silah serbest rakibi öldürmemek dışında hiçbir kural yok."
Sebastian
"Neden her zaman böyle mal insanlar olmak zorunda?"
Edmond okulun verdiği kılıcı çıkartırken Davon Elder Aron'un verdiği kılıcı çıkarmıştı. Davon'un kılıcı açık arayla Edmond'un kılıcından çok daha üstündü.
Edward
"Ona bir kılıç verse miydik?"
Sebas
"Emin ol ona bizim kılıçlarımızdan birini verirsek tek bir savurmayla bu okulun yarısı gider. Tabi bu boyutun S seviye kılıcını veya bizim SSS+ kılıcını da verebiliriz ama bu neyi değiştirir ki? Kullanıcısı kılıcı konuşturur, kullanıcı bir boka yaramadıktan sonra kılıç sadece metal parçasıdır."
Sebastian
"Sanki kılıcı ona bu yüzden vermek istemiyorsun gibi konuşuyorsun o Efendimizin öğrencisi. Bu boyutta S seviye kılıç bile nadirken bizde en düşük SS+ seviye silahlar ve zırhlar mevcut. Bu durumda bu gezegende rakipsiz olacağından dolayı ona bunları vermiyoruz. Efendimizin dediğine göre zorluklar çekmeli ki güçlenebilsin."
Sebas
"Neyse izleyin başladılar."
***
Edmond, Davon'u mümkün olduğunca taş adam gibi görmeye çalışıyordu. Hatta o şekilde düşünmeye bile başlamıştı.
Davon'un yaptığı her saldırıdan rahatlıkla sıyrılıyordu ve hala yerindeydi arda zıplıyor, eğiliyor, geri çekliyor olsa da hala 2 metrelik yarıçap içinden dışarı adımını atmamıştı. Davon öfkeyle savurduğu kılıcı atlatması daha kolay bir hale gelmişti. Edmond daha 1 kere bile saldırıya geçmemişti.
Davon öfkeyle tekniklerini aktifleştirmiş hız, savunma, saldırı, güç, hatta ateş elementini de eklemiş ve kılıcını onunla kaplamış olmasına rağmen, Davon hala elbisesine dahi zarar verememişti.
En son Edmond dayanamayıp kılıcını savurduğunda Davon'un kılıç tuttuğu eli kılıcıyla birlikte başka bir yere doğru uçuştaydı. O an etrafa saçılan kan ve Davon'un çığlığı Edmond'un kafasına dank etmişti karşısındaki kişi insandı.
Aron'un tebessümü zaten yüzünden uzunca bir süre önce silinmişti. Şimdi öğrencisi elini kaybetmişti bu ne demekti, öğrencisi bir daha silah kullanamayacak demek oluyordu. Kazanan dövüş başladığından beri belliydi. Aron öfkeyle Edmond'a doğru atıldığında havada asılı kalmış ve çenesini kaplayan siyah bir sis vardı.
Yavaşça o siyah sis insan görüntüsü oluşturuyordu.
