1.7

576 64 28
                                        

Bilmem kaçıncı kez geçirdiğim krizden sonra sadece masa, sandalye, dolap ve yer yatağı bulunduran odamın soğuk betonunda oturuyordum.
Etrafta dağılmış eşyalara tepkisizce göz gezdiriyordum. Kapının üstündeki yumruk izleri ve kırılmış kilidi yerde bana göz kırpıyordu.

Kollarım belime sarılı durumdaydı. Kesik nefeslerim oldukça hızlıydı. Kriz anında yaptığım duvardaki yumruk izlerini incelerken duvara bulaşmış kan içimi titretmişti. Zonklayan başım gözlerimi aralık tutmam da hiç yardımcı olmuyordu. Başımı refleksle kapının olduğu yöne çevirmiştim. Narin eliyle tuttuğu bardak ve diğer yumruk elinde tuttuğunu bildiğim ilaçla bana doğru ilerlemişti.

Gözleri kızarık ama öfkeliydi. Bana üzüldüğü için ağlamamıştı. Sevgilisine zarar geldiği ve onu terk edeceği düşüncesine ağlamıştı. Gözlerimi yana kaydırarak ona baktım. Bakışlarımı farketmiş olmalı ki bana döndü. "Al."

Boğazımı temizlerken orada bağırmaktan oluşan acıyı göz ardı etmeye çalıştım. Tam tepemde ayakta durarak uzattığı elindeki ilaçları avucumu açarak bırakmasını izledim. Suyu alırken tekrar yüzüne baktığımda iğrenircesine bakan suratı yutkunmama neden olmuştu. Benden değil ondan iğrenmeliydi.

Ağzıma aldığım ilacı bir yudum suyla yutup mideme gönderdiğime emin olduğunda bardağı elimden çekerek hızla çıkmıştı odamdan. Beni ayıkken görmeye tahammülü yoktu.

Gözlerimi tekrar duvarla birleştirdim. Dizlerimin üstüne geçerek köşedeki duran çantama ilerlemiştim yavaş yavaş. İçini açıp iç kısmındaki bölmeye elimi daldırdığımda kavramam gereken defter orada yoktu. İlacın etkisine girmeden kafamdakileri boşaltmalıydım. İçini tamamen açarak hızlı hareketlerle içine bakmaya devam etmiştim ama yoktu.

Bulamadıkça içimde hâlâ tam olarak dinmemiş sinirin tekrar beni ele geçirdiğini hissediyordum. Nerede olabilirdi ki? İçindekileri aceleyle boşaltmaya başlarken kolumdaki yaralara sürten çantanın kenarları dişlerimi sıkmama neden olmuştu. Farkında bile değildim bunların.

Boş çantanın içiyle bakıştığımda ellerim iki yanıma düşmüştü. Yoktu.
En çok ihtiyacım olduğu zamanlardan birinde yoktu. Dişlerimi alt dudağıma geçirirken nerede olabileceğine dair fikir yürütemiyordum. Aklım o kadar bulanıktı ki olmadığını bile çok sonra idrak edebilmiştim. Sinirden titreyen elimi dağınık saçlarımın arasına daldırarak düşünmeye çalıştım.

Gözüme vuran güneş ışığıyla yüzümü buruşturup yerinde olması gereken kalın perdenin nerede olduğunu anlamak için gözlerimi etrafta gezdirmiştim. Koparak yere düşmüş perdeyi gördüğümde sinirle soludum. Bir bu eksikti. Ben ışıktan nefret ederdim.

Ayağa kalkıp onu elime aldığımda tekrar takılamayacak durumda olduğunu görerek aynı yere geri atmıştım. Dolabın fermuarını açarak içinden bir örtü çıkarmış, odanın kapısının karşı duvarında duran dolaptan da çivi ve çekiç alarak pencerenin önündeki kaloriferin üzerine çıktım. Duvara çiviyle sabitleyerek rahat bir nefes alarak indim.

Tekrar neredeyse karanlığa bürünen odaya göz gezdirip her şeyi çantanın içine geri doldurdum. Bakışlarım duvarda duran küçük aynaya denk geldiğinde duraksadım. Bütün yüzümü turlayarak acınası halime göz gezdirdim. Dağınık ve birbirine karışmış saçlarım, mosmor gözaltlarım, kıpkırmızı gözlerim, kupkuru ve soyulmuş dudaklarım, yanaklarımdaki kriz anında geçirdiğim tırnak izlerim. Çok iyi gözüküyordum gerçekten.

Yer yatağına çökerek ellerimi başımın arasına alıp dizlerimi kendime çektim. İstemsizce yerimde bir geri bir ileri sallanarak duvardaki kan izlerine dikmiştim gözlerimi. Duvarda eskimiş kan lekelerine yenisi eklenmişti ve artık duvarlar beni daha çok boğmaya başlamıştı. Dayanamıyordum.

JudgmentHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin