2.2

598 60 25
                                        

Bade
Bütün vücudum sabahın erken saatlerinden beri ayakta olmanın verdiği yorgunlukla sızlıyor ve her an bayılacakmışım gibi hissediyordum. Bacaklarım titriyor ve arada bir gözlerim kararsa da hemen toparlamaya çalışıyordum. Başım çalan müziğin ve insanların gürültüsünden çatlayacak gibi ağrıyor hatta damarlarımın patlayacak gibi zonkladığını hissediyordum.

Geçen gece soğukta sokakta olmamdan dolayı akan burnumu sürekli çekip bir yandan da hapşırıklarımı dizginlemeye çalışıyordum. Gözlerim uykusuzluktan ağrıyordu. At kuyruğumdan sıyrılıp önüme düşerek terden alnıma yapışan saçları kolumla geri ittirerek tek elimle doldurduğum bardaktaki suyu kafama diktim.

O kadar çok müşteri almıştım ki artık bütün vücudum isyan bayraklarını çekmişti. Diğer müşteri gelmeden bir nebze dinlenebilmek adına deri koltuğa ilerleyip kendimi bir çöp poşeti gibi atmıştım. Şu kısacık uzanmanın bile iyi hissettirmesi vücudumun daha fazlasına dayanamayacağının göstergesiydi zaten.

Karan başından beri yanımda olduğundan bana üzülerek bakmış ve yemek yememi sağlamaya çalışmıştı gün boyu. Ama tabiki benim buna da vaktim olmamıştı. Sanırım bu durumun tek iyi yanı açlığa son derece bağışıklık kazanmış olduğumdan henüz bayılmamamdı. Saat gece yarısını geçmek üzereydi ve ben en son iki gün önce bir şeyler yediğimi hatırlıyordum.

Elindeki su ve ağrı kesiciyi bana uzattığında elinden alıp direkt yuttum. Yorgunlukla tekrar başımı koyduğumda gözlerim yarı kapalı şekilde duruyordu. "Kendini çok zorluyorsun. Daha ne kadar bu tempoya dayanabilirsin ki?" diye sorduğunda aslında bunun bir soru olmadığının farkındaydım. Yine de öyleymiş gibi yapmak işime gelmişti.

"Gittiği yere kadar."
Sinirle soluyup ayaklarımı biraz ittirdikten sonra açtığı boşluğa oturmuş ve tek eliyle dizimi okşamıştı. "Gitmeyecek bunu sende çok iyi biliyorsun."
"Karan kalbini kırmak istemiyorum. Lütfen bu konuyu kapat."
Derin bir nefes alıp onayladığını belli eden bir yüz ifadesiyle ayaklarımı kaldırıp sırtını koltuğa yaslayarak ayaklarımı da kucağına bırakmıştı.

Onun için para mevzusu oldukça basitti. İhtiyacı yoktu, fazlasıyla kazanıyor ve çok iyi bir hayat sürüyordu. Kıskanmıyordum hatta onun adına mutluydum çünkü bunun için oldukça çabalamıştı. Çok çalışmıştı, canını dişine takmış, belki de en güzel yıllarını ders çalışarak geçirmiş ve bulunduğu yeri fazlasıyla haketmişti.

Benim aksime.

Hayat bana ona davrandığı gibi iyi davranmamıştı. Sırtımı okşamamış her ayağa kalktığımda bir çelme daha takmıştı. Her uçurumun kenarında nefeslendiğimde beni aşağı itmişti.

Ben onun ders çalıştığı zamanlarda işe giderek para kazanmaya çalıştığımdan şu anda da buna mecburdum. Bazı günler sıfır uykuyla geçiyordu. Uyusam bile iki saatten fazla uyuyamıyordum ki bu süreklilik kazandığında artık vücutta bazı aksaklıklar yaşanıyordu doğal olarak.

Buna rağmen kazandığım para ne evimin ne de dükkanın giderlerini karşılamıyordu. Ve bunun dışında da karşılanması gereken milyon tane şey vardı. Yetmiyordu. Ne kadar çalışırsam çalışayım yettiremiyordum. Ve belki de en kötüsü ben buna alışmıştım. Bu yorgunluğa, uykusuzluğa, sürekli hayatta kalabilmek için çabalamaya. Durup kendime ben bu hayatı mı istiyorum gerçekten diye soramamıştım bile. Mecburdum.

"Bir şeyler yemen lazım. Sipariş vereyim" diyip eline telefonunu aldığında hızla bileğini tutarak durdurmuştum. Midem şu an bir şey alabilecek gibi değildi. Yanıyor ve bulanıyordu. Eğer bir şey gönderecek olursam kesinlikle saniyeler içinde kusacaktım hatta bayılabilirdim bile. Bu eninde sonunda olacaktı ama müşterim büyük ihtimal gelmek üzereydi. Önce işlerimi tamamen bitirmeliydim.

JudgmentHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin