Merhaba, bir gün vardı aceleyle kaçıp gitmem gerekmişti. Titreyen ellerimde kan, yüzüm bembeyaz, çok canım yanmıştı. Gitmek istedim.
Gittim, gittim ama nasıl?
Sancılıydım, acıdan iki büklümdüm. Kusarım korkusundan ağzıma tek bir lokma bile koymadım, dönen başımla tutunarak ilerledim ama ayakta duramadım. Bacaklarım tutmadı, çöküp kaldım o kaldırımda.
Gittim ama nasıl?
Sabah olmadı bana, gün bir daha aymadı göğsümde. O zaman anladım evsizliğin ne demek olduğunu. Hem mecazen hem fiilen. O gece ilk defa o kadar gözyaşım aktı. Bi gece de kaç yaş aldım. Herkes aynı sayılardayken ben kaç kere döndüm. Evim tepetaklak oldu içimde, kaç yara aldım sayamadım.
Ne kapatır yarayı?
Yere çöküp sırtını mermere dayadığında mezar taşında yazan isimde gezdirdi gözlerini. Bade nefes almak istedi, tam boğazında soluk almasını engelleyen bir şey vardı. Bir el ensesine değdi, soğuk ve sertti.
Tam o an zihninde bir görüntü belirdi. Art arda tekrar etti görüntü zihninde. Kulaklarında acı bir inilti yankılandı. Zorlukla önüne dönüp başını eğdi. Halata benzeyen bir yüzük taktığı ellerini birbirine kenetledi.
Tekrar öldüklerinde bile yan yana olan iki mezara acı bir gülümsemeyle baktı. "Ben çocuktum, küçüktüm anne. Bir gün okuldan gelmiştim. Babam geç gelecekti ve mutluydum. Çünkü o gün huzurlu bir vakit geçirebilecektim. Ancak işler beklediğimiz gibi gitmedi hiç. O gün babam eve geldi. Beni yanına çağırdı, ayak ucunu gösterip oturmamı söyledi. Diz çöktüm karşısında sanki hiç korkmuyormuş gibi ama korkuyordum anne. Sen de biliyordun onun beni mahvedeceğini. Bir köpek gibi her hata yaptığımda ayak ucuna diz çöktüreceğini. Anne onun babalığını hiç görmedim. Gerçi şimdi düşünüyorum da babalık nedir ki?"
Oturduğu toprağa iki elini sıkıca bastırdı. "Babaları olan çocukları görürdüm ve hep daha iyi bir babaları olmalarını isterlerdi. Ama ben babam olmasın istedim anne. Sonra bir anda babam hiç olmamışçasına gitti. Mutluydum babam yoktu. Ama sen durmadın, bu-"
Yandaki mezara döndü bakışları tiksintiyle. "Bu orospu evladını getirdin eve. Daha kötü olamaz dedikçe kendi ellerinle daha kötüsünü yarattın hep. Anne ben, artık fiziksel olarak büyüdüm ama ruhen hep o babasının ayağına çağırdığı diz çökmüş o küçük çocuğum. Ve bunu sen yaptın."
Dizlerini kendisine çekip kollarını etrafına doladığında adım seslerini duymuştu. "Hayatımı mahvetmek için elinden geleni ardına koymadın."
Arkasına baktığında kimseyi görmedi, yanlış duyduğunu düşünerek devam etti.
"Vücudumun her santiminde yaşamımdan ve çocukluğumdan izler taşıyorum. Sen gördün ama bir kere bile sormadın anne. Sesimi duydun ama bir kere bile gelmedin. Gerçi alışkındım, sorun var demediğimde her şey yolunda sanılırdı dilim değil belki ama her halim sorun var dedi, sen görmezden geldin. O kadar güzel yaptın ki bunu ben bile kendimi göremedim."
"Kabullenmek istemedin, suçlamak kolaydı. Bu yüzden öfkem. İki sözle sorgulamadan ezdim geçtim kendimi. Kendimle beraber onu da. Değer miydi, sanmıyorum. Kusursuz değildim evet, ama kötü biri de olmadım hiçbir zaman. Kimsenin canını da bilerek yakmadım. Musalla taşında bir çok ölü gördüm, birine her gün aynada baktım. İnsan kendi ölüsüne nasıl dua okur bilemedim. Bir çocuğu susturmak kolaydı, es geçmediniz. Sustukça içimdeki oyuk büyüdü, kapkaranlık bir deliğe evrildi. Her şeyi yuttu, benden geriye hiçbir şey bırakmadı. Elimde bir öfke kaldı, acıdıkça harlandı, sustukça tekrar tekrar alevlendi. Hatırladığım onunla birkaç iyi şey ve birkaç kötü şey. O arada ne yaşandı bilmiyorum. Elimde onlarca yılı geçmiş bir yaşam ve yaşamak için elimden tutan bir adam kaldı. Bu yara kapanır mı bilmiyorum, buradan bu yaşamı nasıl döndürebiliriz onu da bilmiyorum. Ama elimden tutuyor onu biliyorum."
Derin bir nefes aldıktan hemen sonra tekrar eden anılarla gözlerini sıkıca yumdu.
"Senin elimden tutmamanı hazmettim. Sadece bu değil birçok şeyi hazmettim aslında yaşamım boyunca. Hazmedemediklerim beni o güne getirdi. Elimde bıçak ve kan vardı, ama hiç o kadar huzurlu hissetmemiştim. Bir gün kaybettim ve her şeyi devire devire ilerledim. Ateşin bir tarafından girip diğer tarafından çıktım. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Bütün bunları nasıl nereye koyacağım? Senin gibi iki metre toprağa mı yoksa içime mi gömmeliyim?"
Gözlerini araladığında yanında oturan adamla irkildi. Kendisine ufak bir tebessümle bakıyor, gözlerinden ışıklar saçıyordu. "Ne yapıyorsun burada?"
Can dirseklerini dizlerine yaslayıp Bade'ye doğru eğildi. "Düşünüyorum."
"Neyi?"
"Yol uzun, nereye gömmeliyiz onu düşünüyorum."
Bade gözleri kırışacak kadar gülümsediğinde aniden şakağına bastırılan öpücükle duraksadı.
Kaçamak bir bakışla ona döndüğünde uzatılan eli tuttu ve onunla ayağa kalktı. Can'ın adımlarına ayak uydurdu ve bütün hayatı boyunca bunu yapmak istediğine emindi. En az Can'ın da bunu istediği kadar.
İçindeki sonsuz mücadele sustu, içindeki harlanan ateş söndü. Ellerinin titremesi kesildi. Ağrıları vardı dindi, gözyaşları vardı durdu. Senelerdir hissettiği bulantı, göğsündeki ağrı geçti. Durarak kurtulacağını sandığı her şeyden kaçarak değil, onunla yürüyerek kurtuldu. Her şeyi bıraktı. Kafasındaki sorunun cevabını buldu.
Sevgi kapatır yarayı.
Yenilgi ile kazanmak arasındaki çizgi, elleriyle kazıdı ve evi benimsedi.
•
SON
Hiç bitiremeyecekmişim gibi hissetmiştim yazarken, çok inişlerim ve çıkışlarım oldu. Gönül bağı kurduğum bir kurguydu, bu süreç içinde sanırım değiştim. Kendimi de iyileştirdim bu hikayeyle beraber ve eski beni sevemedim sanırım. O yüzden de uzun süre hiç yazamadım. Artık bitti. Okuduğunuz ve sevdiğiniz için minnettarım. Hepinize teşekkür ederim, iyiki varsınız🤍
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Judgment
Fiksi Penggemar"Biz bu kızı nerede buluruz abi?" "Siz bulamazsınız. O sizi bulur."
