4.7

300 40 10
                                        

Kalbimin üstünde kocaman bir taş var. Kalbim taş değil. Üstünde büyük bir yük var. İster aşk de ister acı. Her ne ise canımı yakıyor. Ve ben ne yapacağımı bilmiyorum. Artık hissetmiyorum diye ortalıkta dolanıp gündüzleri kahkahalar atan ben, her gece bilinmeyen ağrılar, çözülemeyen sıkıntılarla uykuya dalmaya çalışıyorum.

Uyku benim en büyük koruyucumdu, bana azap çektiren ezeli düşmanım oldu artık. O yatağa yatıp ağrılar içinde göz kapaklarımı kapatmasını beklemek..

Gece büyük mücadele verdim. Uykum ve düşüncelerim arasında büyük bir kaos oluştu. Ama ikisi de kazanamadı. Koşarak telefona sarıldım.

Tek omuzumla telefona destek çıkarken iki elimle gözlerimi ovuşturdum. Karşı taraftan herhangi bir ses bekledim ancak bir türlü gelmedi.

Camı açıp soğuk havanın içeri girmesine izin verdikten sonra pencere pervazına dirseklerimi yasladım. "Kimsiniz?"

Karşı taraf sessizliğini sürdürürken odanın duvarında asılı olan saate ilişti gözlerim. 03.03

Telefonu tekrar elime alıp aramayı sonlandırdığımda sigara paketinin içinden de bir dal çekmiştim. Dudaklarımın arasına yerleştirirken sokakta seyrek geçen insanlara göz gezdirdim.

Hepsinin aceleci adımlarına karşın karanlığın en dibinde bir süliete denk geldim. Aceleci değildi, yürümüyor öylece dikiliyordu orada. Elindeki telefonun ışığı açık başı eğikti. Saçları önüne düşmüş, üstündeki ince hırkaya rağmen üşüyor gibi bir hâli yoktu.

Telefonu arama yaptığını belli eder biçimde yanağına doğru götürürken bakışlarım yatağın üzerindeki telefona düştü. Ekran aydınlanmış biraz önce arayan tanımadığım numara tekrar belirmişti.

Dudaklarım aralanıp henüz içime doğru dürüst çekemediğim duman havaya karıştı. Başımı tekrar dışarı çevirdiğimde onun bakışlarını da yüzümde hissetmiştim. Bu his tanıdıktı ama öyle olmaması için canımı verirdim.

Camdan ayrılıp hâlâ çalan telefonu umursamadan hızlı ama sessiz adımlarla odadan çıktım. Merdivenleri yavaşça inerken bizimkileri uyandırmamaya çalışıyordum.

Onu olduğu yerde göremediğimde köşede durup insan yüzlerine baktım. Bunca sene sonra tanıyabilecek miydim acaba? Gözlerimi kapadım. O karşımdaydı. Aşk budur, gözlerini kapadığında oradadır.

Sokak kapısını arkamda bırakıp karşı kaldırıma geçerken yüzü artık çok daha iyi seçilebiliyordu. Henüz bakmıyor, başı önde. O bana bakamıyorken benim kalbimin ritmi göğü aleve veriyor.

Vakit doldu ve melekler fısıldıyor. Ruhlar lambalara hapsediliyor, ışıkları çalınıyor. Arada bir sönen sokak lambası cızırdayıp tekrar yanıyor.

Issız bir kadın ağlıyor bakışlarında, elinde yarım kalmış ömür, içmemeye yemin etmiş gibi yanan ama sadece elinde duran sigarası.

Küf kokan bir hatıra gibi. Gülünç biraz.
Eski bir hatıraya sığınır gözleri, biraz nemli. Acıyı görebiliyorum.

Benim cebimde yarım kalmış bir mektup, bana yazdığı son komedi sözlerini yakamamışım. Sırtım herkese, her şeye dönük.

Onda kalan bıçak yarası bir gülüş.

Ordan ayrılıp sessiz adımlarla oturduğumuz deniz kenarı bank,
ben uzun zamandır hiç olmadığım kadar gerginim. O bir mezar taşı kadar soğuk ve sakin.

Kulaklarında kulaklık olduğunun yeni farkına varıyorum. Müziğin sesi dışarı taşıyor. 'La vie en rosa' çalıyor. Beni terk ettiğini hatırlıyorum, bütün cesetler yas tutuyor.

JudgmentHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin