2.9

493 72 43
                                        

Bütün yaşamım boyunca kendimi uyumsuz hissettim; en yüce şeyler karşısında bile. Oysa tüm diğer şeylere, en alçaklarına bile uyum sağlayabiliyordum. Sevgi dışında her şeye.

Böylece kendime ikili bir kişilik yarattım; ikisi de aynı ölçüde yanlış. İşte bu yüzden kendimi bulamıyorum. Olmak istediğim şeyi, bugün olduğum şeyi gözlemlediğimde böyle olmamalıydı demekten kendimi alamıyorum. Ama geçmişe dönüp baktığımda aslında böyle olması gerektiğinin düpedüz farkına varıyorum.

Biliyorum ki bu dünyaya kurtulmaya veya iyi bir hayat sürmeye gelmiyoruz. Daha da dibe saplanmak için buradayız.

Ancak bazı geceler neden benden daha iyi hayatlar var diye sorgulamıyor değilim. Alnıma kazılı ruh terbiyecisinin düşünme yorgunum diyişine kadar sürüyor bu.
İçimde sıkıntılı bir huzur var. Bende yorgunum.

Bundan yıllar önce başkası tarafından kurulmuş ve benim için çizilmiş bu labirentte kendime ait bir çıkış yolu aradım. Bulup bulamadığımı bilmiyorum, umurumda da değil. Hiç ilgilenmedim.

Çünkü umursadığım bulmak değil aramaktı. Denedim.

Denedim ama şu an düşündükçe farkediyorum ki başaramadım. Olsun. Umursadığım başarmakta değildi zaten.

Ben bu labirentte yaşamak için acıyla yoğrulmuş ve bununla büyütülmüştüm.

En son annemin ağlama seslerine kapının sertçe kapanma sesi eşlik etmişti. Yaklaşık bir saattir devam eden kavganın sonu tabiki buydu ancak üzüldüğüm tek şey siktiri boktan ayrılıklarına bir yenisinin eklenmesi sonucu uykumun ağzına sıçılmış olmasıydı. Üstelik daha yatalı iki saat ancak olmuştu.

Homurdanarak yataktan kalkıp rüzgardan aralanmış kapıdan çıkmış, yere çökerek ağlayan annemi es geçmiş ve lavaboya girerek musluğu açmıştım.

Suyun akmamasıyla şaşkınlıkla kalakalırken kapıdan görünen annem "Boşuna uğraşma, kesmişler suyu" dediğinde sinirle lavaboya vurarak derin nefesler eşliğinde sakinleşmeye çalışmıştım. İki aydır ödenmeyen suyu ne bokuma kesmişlerdi bilmiyordum ama acilen bunu halletmem gerekiyordu.

Lavabodan çıkıp tekrar odama geçerek üstümü değiştirmiş ve su şişesindeki suyu yüzüme dökmüştüm. Kenarıda duran kağıt havluyla kurulayıp buruşmuş peçeteyi çöpe fırlattım.

Ağlaması bir anda kesilen anneme alışkındım. Gerçekten ağladığını görmemiştim uzun zamandır. Bu yüzden de ağlıyor oluşu beni gram etkilemiyordu.

"Sen şimdi gidersin o yakışıklı ve zengin sevgilinin yanına. Beni de bırakırsın burada yalnız ve susuz."
Göz devirip saçlarımı toplayarak aynadan kapının pervazına yaslanmış annemle göz göze gelmiştim.

"Sevgilim değil o benim."
Gerçi artık arkadaşım bile değil.

Omuz silkerek içeri adımlarken bağırarak cevap vermeyi ihmal etmemişti.
"Kesin öyledir?"

"Ben sen değilim!"
"Aynen" diye alayla güldüğünde sinirle salona ilerlemiştim.

Şu an öfkeliydi ve benimle kavga etmek istiyordu biliyordum. Çünkü olan her şeyde beni suçladığı gibi bunda da onun için suçlu olan bendim. Küçük bir çocukken bile her şeyin yükünü benim omuzlarıma yüklerdi ve gerçekten hiç değişmemişti.

"Kızlar annelerinin kaderini yaşar."
Ellerimi pantolonumun ceplerine sokup sırtımı soğuk ve soluk duvara yaslarken koltuğa kendini bırakmış anneme bakmaya devam etmiştim. "Senin gibi olmamak için elimden geleni yapıyorum."

JudgmentHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin