"Kendimden nefret ediyorum."
"Sorun değil, Yoon. Ben seni ikimizin yerine de seviyorum."
;happy end.
(Bu hikayeyi, tamamıyla sana ithaf ediyorum. Seni seviyorum. @yoongimarrymeee___ )
~~~
(düz yazı)
14.05.2020
🌼
Mevsimler değişince, Yanımda olacak mısın? Çünkü ben yıkılması için inşa edilen genç bir adamım.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
~~~
"Burnuma bir şey damladı sanırım."
Parmağımı ıslaklığı hissettiğim yere sürterek temizlediğimde elini tuttuğum Hoseok'un da dikkatini çekmiş olacağım ki etrafta dolanan bakışlarını bana çevirdi. Ve bunun hemen ardından bir başkası da yanağıma düşmüştü.
"Istırabilirim istersen?"
Söylediği şeye gülerek kafamı fazlasıyla yoğunlaşan bulut kümelerine bakmak için havaya kaldırdım. Ne zaman 'bu geceyi hiçbir şey bozamaz' desek mutlaka 'bir şey' bozuyordu ve bu durum artık can sıkıcı bir hal almaya başlamıştı.
Bir resteronda yemek yiyip birkaç alışveriş merkezi gezmiştik sadece ve saat henüz gece biri gösteriyordu. Etrafta da fazla kimse kalmadığı için dolaşmak çok iyi geliyordu. Buranın sıradan sokakları bile normal birkaç gezinti mekanından daha iyi hissettirmişti ve ben asla otele dönmek istemiyordum.
"Yağmur yağacak."
Birkaç saniye suratıma baktıktan sonra yolun ortasında duraklayıp bana çevirdi yönünü, suratımı asmıştım bile çoktan. Ne diyeceğini tahmin edebiliyordum.
"Evet, sanırım dönmemiz gerek."
Tepkimi kontrol etmek için gözlerini yüzümden ayırmazken ben her zamanki kedi ifademi takınarak dudaklarımı üzgünce birbirine bastırdım. Öyle olması gerektiğini biliyordum evet ama... istemiyordum işte.
"Azıcık daha dursak olmaz mı? Çok uzak değil ki zaten otel."
"Ama ya hasta olursam?"
Dalga geçiyordu benimle.
Aniden yükselen kaygı seviyem tekrar ani bir düşüşe uğrarken boştaki elimle omzuna hafifçe vurarak güldüm. Benimle oynamayı çok seviyordu. Yalan değil, ben de seviyordum.
Gerçi onunla yan yana olduğumuz süre içinde sevmediğim herhangi bir eylem varmış gibi görünmüyordu ama.
"Şaka yapıyorum, kaç gündür bunu beklediğini bilmediğimi mi düşünüyorsun? Şu ara sokaktan girersek Eyfel'e giden kestirme bir yola çıkacağız, gel."
Hevesle peşinden giderken bu konuda gerçekten doğru söylüyordu. Şimdiye kadar ona bir defa bile bunu söylememiş olmama rağmen başından beri onunla el ele Paris sokaklarını gezmeyi ne kadar istediğimi biliyordu. Bunun için hep bir fırsat kollamış ama açılıştan dolayı bir türlü uygun zamanı yakalayamamıştı.
Ve bana anlayışlı bir sevgili olduğum için defalarca kez teşekkür etmeyi de ihmal etmemişti.
Bu kadar derin düşünmesi, en azından benim hakkımda olsa bile değerli hissettiriyordu bana. Belki de bir başkası yapsa hiçbir tepki vermeyeceğim ufak tefek ince hareketleri o yaptığında, gerçekten ona bağlı olduğumu bir kere daha fark ediyordum sanki. Bu büyük bir farktı.