35. Bölüm

541 63 138
                                        

Eğer gitmek istersen, o zaman çok yalnız olacağım.
Eğer gidiyorsan bebeğim, beni yavaşça hayal kırıklığına uğrat.

 Eğer gidiyorsan bebeğim, beni yavaşça hayal kırıklığına uğrat

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

~~~

Ölüm, çok tuhaf bir gerçeklikti.

Ne için yaşayıp, ne uğruna ölüyorduk ki?

Seneler öncesinde izlediğim bir filmden esinlenip aklıma yerleşen düşünceye göre hayat ve ölümü, birbirleri içine geçen yapboz parçaları gibi düşünebilirdik. Doğduğumuz andan itibaren dünya üzerinde geçen her günümüz, partilerle kutladığımız bütün yaşlar bizi ölüme biraz daha yaklaştırırken, aynı şekilde ölüm de sonsuz yaşamın bir başlangıcıydı aslında. İster ikinci hayat, ister tabiat fark etmiyor.

Yani hayat ölüm, ölümse yeni bir hayat demekti.

Birbirlerini tamamlamak zorundaydılar aksi taktirde, diğerinin bir anlamı kalmazdı.

Ama, Jungkook'un ki kadar erken bir veda.. Bunu hak edecek ne yapmış olabilirdi ki?

Cenaze töreninin üzerinden çok da fazla değil, yalnızca bir hafta geçmişti ve bu sürede hayatımızda çok fazla değişen unsur vardı. Jimin hala evine girmek istemiyor, benim arada bir yanına gidip konuşmaya çalıştığım eski evimde kalıyordu.

Namjoon, Seokjin ve Taehyung ile en son törende görüşmüş olmalıydık. Sonrasında uğraştıkları tek alan Tae'nin babasına açmış oldukları davaya dönüştü. Büyük bir azim ve hırsla bay Kim'den intikam almak istedikleri barizdi. Olay henüz çok taze olduğu için şimdilik delil toplama, resmi evrakları teslim etme gibi küçük işlerle meşgüllerdi.

Bunları bana mesaj yoluyla tek tek anlatan kişi Seokjin'di. Açıkçası ona bu süreç boyunca minnet duymadan edememiştim çünkü kesinlikle her şeye koşturduğunu görmek mümkündü. Taehyung'un çöküşte olan psikolojisini düzeltmeye çalışıyor, buraya uğramasa da arada bir Jimin'in yanına gelip onu kontrol ediyor, Hoseok ile sürekli telefonlaşıyor ve üstüne bir de benimle uğraşıyordu.

Hoseok... O biraz değişmişti. Tabiki en yakın arkadaşlarından biri yeni vefat eden birisi için bunu söylemek yanlış olmazdı ama o günden beri doğru düzgün yemek yemiyor, gülümsemiyor hatta son günlerde fazla konuşmuyordu bile. Kolundaki bandajdan kurtulur kurtulmaz kimseyi dinlemeyerek işine dönmüştü. Çok erken gidiyor, geç saatlerde geliyordu ve her sorduğumda fazladan çalışmayı kendi istediğini belirtiyordu da.

Farkındaydım, üzüntüsünü bana yansıtmamak için benden uzak durmaya çalışıyordu. Hepimiz kişisel olarak zor dönemler atlatıyorduk ama o diğerleri gibi değildi. Bana hep bir sorun olmadığını söyleyip dursa da, görüyordum işte.

Ben? Ben iyiyim. Yani sanırım.

Bu aralar nasıl olduğumu düşünmek için fazla fırsat bulamamıştım çünkü bütün odak noktam Hoseok'a aitti.

save me//sope✓Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin