"Kendimden nefret ediyorum."
"Sorun değil, Yoon. Ben seni ikimizin yerine de seviyorum."
;happy end.
(Bu hikayeyi, tamamıyla sana ithaf ediyorum. Seni seviyorum. @yoongimarrymeee___ )
~~~
(düz yazı)
14.05.2020
🌼
Lütfen sonlarında başlangıç olduğunu unutmayın. Orada hala umut var.
Jung Hoseok:
~~~
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Saat 04:45.
Pencerenin oturduğum kısmında bir kez daha esnedim ve tek bacağıma ellerimi sararak arkama yaslandım. Hafif bir şekilde esen rüzgar tenimi ürpertiyor ve bahçemde yeni açmaya başlayan çiçeklerin kokusunu burnuma taşıyordu. Ay yavaşça gözden kaybolmaya başladı. Gün doğuyordu.
O gece ikimizde bir damla bile uyumamıştık.
Bulunduğum pencerenin yönü, geniş gökyüzüyle birlikte sağ tarafımdaki evin yandan profilini de görmemi sağlıyordu. Ve buraya yeni taşınan komşum bütün gece boyunca oturduğu yerden kalkmadan dışarıyı izlemişti. Tuhaf bir şekilde, beni de uyku tutmamıştı. Gece ikide kalkıp kendime bir kahve yapmış, ardından soluğu burada almıştım.
İnanılması güçtü ama gerçekten oradan hiç kalkmamıştı. Ara sıra geriniyor, esniyor, kafasını dizlerine bırakıyor, bir süre sonra sıçrayarak geri kaldırıyordu. Bir de aralıklı olarak sakince gözlerinden yaşlar dökülüyordu.
Neden içeriye girip yatağında uyumadığını merak ediyordum. Muhtemelen tüm vücudu esen rüzgar nedeniyle tutulmuş ve ağrıyordu. Mevsim geçişi yaşıyorduk, havalar eskisine göre daha sıcaktı fakat titremesini ben bile hissedebiliyordum. Saatlerdir bedenine işkence ediyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra, odamın kapısı yavaşça açıldı. Bulunduğum yerden doğrulup, kapıdan kafasını uzatan Jimin'e baktım. Yeni uyanmış olduğu için yüzü hafif şiş ve özenle yaptığı saçları birbirine dolanmıştı. Hafifçe tebessüm ettim. "Kabus mu gördün?"
Uykulu haliyle göz devirdi ve kapıyı usulca kapatıp yanıma geldi. "Neden uyumadın?"
Tek elimi kaldırıp saçlarını iki tarafa ayırmaya çalıştığım sırada ağzını kocaman açarak esnedi.
Konuşmadan tekrar onun oturduğu tarafa döndüm. Güneş, ilk ışıklarını göstermeye ve evin çatısına vurmaya başlamıştı bile. Kuş cıvıltıları kulaklarıma doldu.
"Cidden, hiç içeriye girmedi mi?"
Kafamı tekrar çevirmeden hafifçe olumsuz anlamda salladım.
"Akıl sağlığı pek yerinde gibi görünmüyor." dedi Jimin dürüstçe konuşarak. Eğilerek, pencere uzunluğunun izin verdiği kadar ona baktı.
Baştan aşağı siyah eşortmanın kapşonunu kafasına geçirmiş ve alnını, dizlerine dayadığı koluna yaslamıştı milyonuncu kez. Kasılmış omuzları rüzgarla uyumlu şekilde sallanıyor, tüm vücudu yavaşça kalkıp iniyordu. Bahçesindeki bitkiler gibiydi, ölü görünüyordu.