"Kendimden nefret ediyorum."
"Sorun değil, Yoon. Ben seni ikimizin yerine de seviyorum."
;happy end.
(Bu hikayeyi, tamamıyla sana ithaf ediyorum. Seni seviyorum. @yoongimarrymeee___ )
~~~
(düz yazı)
14.05.2020
🌼
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
~~~
Derin bir nefes alıp bileğimle alnımdan aşağı süzülen bir damla teri sildim. Bulunduğum odayla birlikte en azından temizlik işini bitirmiştik ve bu gerçekten düşündüğümden daha fazla süremizi almıştı. Tabi, bütün ağır işleri Yoongi'nin yapamayacağını düşünerek üstlenmemin ya da her konuda ekstra bir çaba harcamış olmamın da etkisi vardı.
Yorulmuştum ama buna değdiğini düşünüyordum bu yüzden içimde gereksiz bir mutluluk oluşmuştu.
Elimdeki malzemeleri kapı önüne bırakıp dudaklarımda hafif bir tebessümle içeriye son bir kez göz gezdirdim. Odanın en kenar tarafında duran, üzeri siyah örtüyle kaplı beyaz bir piyano ve pencere kenarında tekli siyah bir koltuk dışında fazla eşya yoktu.
Yoongi, kendi yatak odasına girmeme zaten izin vermemişti ve beni buraya bırakıp kolileri ayarlamaya giderken hiçbir eşyanın yerini değiştirmemem konusunda uyarmıştı.
Sanırım ona biraz fazla yükleniyordum. Beni 'arkadaş' olarak kabul etmesini beklerken, çoktan onu Jimin ile eşdeğer şekilde görmeye başlamıştım ve bu çok hızlı olmuştu. Belki de anlamsızdı, çünkü benden nefret ediyor bile olabilirdi.
Öyle olmasa bile gözleri kesinlikle benden nefret ediyordu.
Birkaç sessiz adım atarken odasında olduğunu düşünüyordum. Elimi siyah örtüye uzattım ve bir köşesini kavrayıp bekledim. Amacımın tam olarak ne olduğunu ben de bilmiyordum, sadece o anlık gelen ani bir merakla çarşafı çektim.
Kalın ve büyük bez parçası bırakmamla yeri boylarken, beyaz piyano camdan içeri vuran güneş ışınlarıyla birlikte tüm ihtişamıyla parladı. Daha önce hiç çalmamıştım ama çoğunlukla gördüğüm, alışkın olduğum siyah olanlardı.
Şaşkın ve biraz da hayran bir ifadeyle tuşların bulunduğu kısmın kapağını kaldırdım. Bu aletle iyi bir geçmişim yoktu. Çocukluğumdan beri tüm hayatım boyunca sadece tuşların üzerine dokunmanın nasıl bir his olduğunu merak etmiştim ve o an tuhaf bir şekilde heyecanlandığımı hissettim.
Ablam seneler boyunca bu enstrüman için özel dersler almış, kurslarına gitmiş ve hatta bu konuda öğretmenlik yapıp para kazanmıştı. Ailem onun, doğuştan özel bir yeteneği olduğundan bahsederdi hep. Sürekli bununla övünürlerdi.
Ben ise bana öğretilenle, o sahnede gösterisini bitirdikten sonra alkışlaması gereken kişiydim. O kendisine verilen onlarca çiçeği umursamazken, arkasından hepsini toplayıp kendi odama götüren kişiydim. O bütün ilgiyi toplarken sessizce kenarda sırasını bekleyen çocuktum.
Sanırım sıram hiç gelmemişti.
Tuşların üzerine dokunurken hatırladığım şey buydu. Ablamın odasına gizlice girip dokunmaya çalıştığımda azar yediğim anılardı. Hoş olmadıklarını düşünüyordum çünkü o anılar, eski beni var eden şeylerdi. Nefret ettiğim kişiliğimi oluşturan hatıralardı.