Şimdi sakin ol küçük bebeğim,
Ağlama,
Her şey yoluna girecek.
~~~
"Anne...! Anne..?"
"Efendim benim küçük prensim?"
Bayan Min'in mutfak tezgahında olan bütün işlerini bırakıp Yoongi'nin önünde diz çökmesi onu gülümsetirken annesinin yakından ne kadar da güzel olduğunu düşünmüştü içinden. Gece kadar siyah upuzun saçları ve pürüzsüz bir teni vardı. Makyajsız, yorgun ya da halsiz olması onu bu halinden asla alıkoymuyordu.
"Şey... Ben bugün bir arkadaş edindim."
Bayan Min kreşe yeni başlayan oğlunun neden bahsettiğini fark ettiğinde suratındaki tebessüm genişledi. Yoongi, diğerlerine göre içine kapanık bir kişiliğe sahipti ve annesi için bu sorun olmasa da dışlanmasını istemezdi. Bu nedenle onu sürekli arkadaşlar konusunda teşvik etmesi bir noktada işe yaramış olmalıydı.
"Öyle mi? Bu harika. Peki onun ismi ne?"
"Adı Seojun. Onun boyu biraz benden uzun ve çok yakışıklı. Bir sürü kız onunla oyun oynamak istiyor ama kabul etmedi kimseyi. Bugün sadece benimle konuştu ve bir de bana kalem verdi."
Genç kadın küçük Yoongi'nin ilk arkadaşının erkek olmasına şaşırmamıştı, tuhaf bir şekilde onun asla kızlardan haz etmediğinin farkındaydı çünkü. Kızlar ona tuhaf geliyordu ve arkadaş olmak istemiyordu.
Gülerek köpüklü elinin tekiyle oğlunun burnunun ucuna dokundu, huylandırdığına emin olduğunda kahkaha sesi mutfakta yankılanmıştı.
"Aferin benim bebeğime. Sende ona bir hediye vermek ister misin?"
"Anne..."
Koluyla burnunu temizledi Yoongi. Annesinin ona bebek diye seslenmesinden kesinlikle hoşlanmıyordu. Ayrıca bu fikir kendisinin de aklına gelmiş olduğundan biraz kendisiyle gururlanmıştı içten içe.
"Yarın giderken alabilir miyiz? Ne alacağız peki? Ya beğenmezse.."
Hafifçe tekrar güldü bayan Min. Tıpkı kendisi gibi endişeler efendisi bir çocuk doğurduğunu düşünmüştü. Yoongi her konuda böyleydi. Bir şeyi defalarca kez sormadan ya da düşünmeden yapmazdı mesela, asla ağzına gelen şeyi direkt olarak söylemez, önce aklında tartıp biçerdi.
Yaşıtlarına göre en büyük farkı da buydu zaten, o her zaman olgun bir çocuk olmuştu.
Ve belki de onun olmadığı bütün o zamanlarda başına gelecek her bir kötülüğü def etmesindeki en büyük etken de bu olacaktı.
~~~
"Anne, sanırım artık birçok arkadaşım var."
Fısıltımı sadece ben duyarken gülümseyerek elinde fotoğraf makinesiyle insanların peşinden koşup duran Jimin'i izliyordum. Şimdi de Seokjin'e kafayı takmış olmalıydı ki ona sürekli farklı pozlar vermesi gerektiğiyle ilgili direktifler veriyor ve inanılmaz olsa da Jin bunları harfiyen uyguluyordu. Dışarıda bulunan direk ile ev penceresi arasına astığı balonlar ve renkli ışıkların altında hoş bir görüntü oluşmuştu.
Bahçenin büyük çoğunluğunda bulunan süsler parlayıp metrelerce öteden belli olsa da fotoğraf için en uygun alanı o kısım olarak belirlemişti bile.
Jimin'de kendi için benimsediği görevi en güzel şekilde uygulayarak bütün bu anları ölümsüzleştirmeye çalışıyordu kendince. Her zamanki gibi.
İlerde bu resimlere bakıp kahkahalar atacağımız günleri hayal etikçe kendimde sezdiğim gurur tanelerini algılamak mümkündü. Geleceğe dair bir şeyler arzulamak, yakın bir süre zarfında asla umrumda olmayan, şimdi ise yapmadan duramadığım bir şeydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
save me//sope✓
Fanfiction"Kendimden nefret ediyorum." "Sorun değil, Yoon. Ben seni ikimizin yerine de seviyorum." ;happy end. (Bu hikayeyi, tamamıyla sana ithaf ediyorum. Seni seviyorum. @yoongimarrymeee___ ) ~~~ (düz yazı) 14.05.2020 🌼
