-10-

627 43 29
                                        

"Ne oldu sana böyle?!"

"Ağrı kesicin var mı Colette?"

Colette, karşısında duran Edgar'a şöyle bir baktı. Tek bakışıyla bile hiç iyi olmadığını anlayabiliyordu. Gözlerinin altları hiç olmadığı kadar mordu. Durduğu yerde titriyordu ve suratı kıpkırmızıydı.

"Seni sadece bir ağrı kesiciyle geri yollarsam olmaz. İçeri gel hemen." dedi. "Hayır." cevabına fırsat vermeden onu kolundan tutup içeri çekmişti. Edgar'ın fazlasıyla yorgun olduğu her halinden belliydi, Colette onu çekiştirince direnmemişti bile. Gösterilen koltuğa uzanıp bir anda arka odaya fırlayan Colette'i beklerken sesi bile çıkmadı.

Colette elinde ateşölçer ile dönerken "Sabah buzda düşünce üşüttün değil mi?" diye söylendi. "Aç ağzını bakayım." dedi ve bir hemşire edasıyla Edgar'ın ateşine baktı.

- Senin çok fazla ateşin var!! O yüzden titriyorsun!

Daha fazla Edgar'ı terletmesini istemediği için atkısını çıkarmak istedi. Atkıyı tuttu. Atkı bir anda hareketlendi ve ucu koltuğun diğer tarafına doğru kaydı. Edgar'a daha çok yaklaştı ve koluna dolandı.

Colette ellerini beline koydu. Nazik davranmak istiyordu ama sinirlenmişti:
- A hadi ama! Senin için önemli olduğunu biliyorum ama şu an boynunda durarak seni daha kötü yapıyor. Yana kaçırmayı bırak ve bana ver. Sadece masaya koyacağım....

Edgar başını zoraki çevirip baktı:
- Onu şu an ben kontrol etmiyorum.
- Nasıl yani?
- Ben canım isterse yönetebiliyorum. Ama şu an o kendi başına hareket ediyor. Onu serbest bıraktım.
- Ben.... Ben sadece senin büyülü olup onu da bu şekilde kontrol ettiğini zannediyordum. Meğer o da bir canlı gibiymiş. Bu çok havalı!! Peki neden benden kaçıyor? Korkuyor mu?

Edgar'ın açıklama yapmak için gücü yoktu. Onun yerine atkısını kendisi çıkardı ve koltuğun diğer köşesine fırlattı. Tıpkı bir babanın çocuğuna terbiye vermesi gibi "Orada bekle ve kıpırdama." dedi.

Colette içinden "Ne yapıyorum ben?" dedi ve ayağa kalktı. Edgar'ın o an uyuyup uyumadığı bile belli değildi ama Colette onu konuşturmaya çalışıyordu. Konuşkanlığından vazgeçip buzdolabının kapağını açtı. "İlaç da neymiş?" dedi. "Sana bitki çayı yapıcam."

Birkaç dakika sonra mutfaktan güzel kokular gelmeye başlamıştı bile. Edgar bile kokunun nereden geldiğini anlamak için olanca gücüyle koltukta yan dönüp başını kaldırarak mutfağın olduğu yöne baktı. Kendisine doğru gelen kokuyu iyice içine çekti. "Annemin babam için yaptığı çay gibi kokuyor." dedi kendi kendine. Evin içinde bu kokunun olmasını ne kadar özlediğini farketti. Koltuğun diğer tarafında kalan atkısına ayağıyla uzandı ve kendisine fırlattı. En son ailesini özlediğinde yaptığı gibi atkıyı yüzüne bastırdı.

Colette geldi o sırada. Önce hiç konuşmadan Edgar'ın atkısına sarılmasını izledi. Anı bozmak istemediğinden biraz bekledi. Elindekinin soğuyabileceğini hatırlayınca koltuğun yanına gitti ve yere çömeldi. Halen yüzünü atkısından çekmemiş olan Edgar'a baktı:
- Sana ağrını dindirecek bir şey hazırladım.... İçebilecek misin? Miden ağrıyor mu?

Edgar yüzünü atkısından çekti, yan tarafına baktı. Gözlerinin mosmor olmuş kısımlarına şimdi de kırmızılıklar eklenmişti. Derin nefes aldı ve verdi:
- Neden Colette?
Colette afal afal bakmaktan başka bir şey yapmadı. Bu soru fazla aniydi ve aslında Edgar'ın tam olarak ne söylemek istediğini anlamamıştı:
- Anlamadım??.... Nasıl neden?
- Sana o şekilde davrandıktan sonra neden halen bana böyle iyi davranıyorsun?! Seni başımdan savmış, seni görmezden gelmiş ve seni korkutmuştum. Sen ise ben hastalanmışken benimle ilgileniyorsun. Neden bu kadar iyisin?!

Yalnız Değil  (Brawl Stars) Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin