-5-

780 51 53
                                        

Retropolis'te gergin bir sabah..

- Şimdi benimle uğraşmanın ne demek olduğunu anlıyor musun?!

- A-anlıyorum..... Anlıyorum evet!! Lütfen canımı yakma, ne istersen yaparım!!

- Seni bir daha bölgemde görmek istemiyorum. Aksini yaparsan canına okurum!

- Ta-ta-tamam.... Bir daha buraya gelmeyeceğim! Yemin ederim!!

- Şimdi toz ol! O çirkin suratın gözlerimi bozuyor.

Birkaç dakika önce parkurda kendisine meydan okuyan çocuk arkasına bakmadan koşarak uzaklaşırken alaycı bir ifadeyle onu izledi. Pis pis kıkırdadı, sonra bir şeyler yemek için - ayrıca biraz da arkadaşına hava atmak için- restorana doğru yönünü çevirdi.

Birkaç dakika içinde oraya varmıştı. Kot ceketinin yakasını düzeltti, jölelediği saçlarına eliyle şekil verdi. Pantolonuna bulaşan tozları silkti ve bir-iki öksürükte boğazını temizledi. İki eliyle kapının birer tarafını ittirerek içeri girdi. Tanıdık seslere kulak vermeden salonun sonuna kadar gitti ve her zamanki yerine oturdu. Sandalyeyi döndürdü ve kolunu masaya koydu:
- Barmen nerelerde böyle? Bana tattıracağı güzel şeyler olduğunu duydum.

Tam o anda arka taraftan çıkıp gelen iri yarı adam ellerini sert bir şekilde masaya koydu:
- Niyetini anlamadığımı zannetme. Sana henüz yaşının dolmasını kaç defa söylemem gerekli? Eğer buradan o şeyle çıkınca kötü bir işe kalkışırsan senin değil benim başım derde girer.
- A hadi ama Bull! Bu kadar da ina-
- CROW!
-......İYİ.

Sandalyeden kalktı ve kapıya yöneldi. Tam o sırada kapı tekrar açıldı ve bir kız içeri girdi:
- Siz ikiniz bana yardım edin..
Crow, kulağıyla oynayan çete arkadaşına baktı:
- Yine ne oldu?
Kız sopasını kaldırdı ve Crow'a doğrulttu:
- Her zaman başını belaya sokan sen değilmişsin gibi davranma. Arada bir bizim de yardıma ihtiyacımız oluyor..

Sopasını masanın kenarına bıraktı:
- Küpem kulağımda sıkıştı. Çıkar onu. ACITMADAN.
- Her hafta bu küpen bir şekilde kulağında kalıyor.

Küpeyi tuttu ve çıkarmaya çalıştı:
- Neden kulaklarını tekrar deldirmiyorsun? Sıkışma derdiyle bizi uğraştırmazsın.
- Tamam........AAA YAVAŞ!!
- Uğraşıyorum işte Bibi!

Biraz daha denedikten sonra çıkarmayı başardı. Ama Bibi durumdan pek memnun değildi:
- Kulağımı kanattın!

Sonra küpeyi Crow'un elinden hızlıca aldı ve dükkanın arka tarafındaki lavaboya gitti. Kapıyı hızlıca kapatıp kanayan kulağını yıkamaya başladı. Soğuk su yarasına değince acısı tazelendi, elini kulağına koyup acıyı daha az hissetmek için kulağını sıktı. "Başka küpe olsa takar mıydım acaba?" dedi kendi kendine.

Küpesini eline aldı ve arka tarafını çevirdi. Üzerinde o sırıtan yüz olan kısıma uzun uzun baktı. Bu küpeler, ona annesinden kalma bir hediyeydi. Onları gittikleri büyük parkta satın almışlar, o da küpeler çok hoşuna gittiği için annesinden onları istemişti. Yedi yaşından beri bu küpelere gözü gibi bakmıştı ve yanından hiç ayırmamıştı. Onlar ailesinden kalan tek ve son şeydi..

O bunları düşünürken kapı tıklandı. Kapının arkasından Crow "Sen iyi misin? On beş dakika oldu." diye seslendi.

Bibi "Bir şey yok." diyerek geçiştirdi onu. Aslında anlatmak istediği çok şey vardı ama bu konuları çetesine açmıyordu. Hem kendisi anlatırsa kötü hissedeceğini düşünüyordu hem de anlatsa bile hiçbir şey değişmeyecekti ona göre. Takım arkadaşlarına duygusal cici kız gibi görünmek istemiyordu.

Lavabodan çıktı ve lokantanın arka tarafındaki merdivenleri kullanarak terasa çıktı. Kollarını demir korkuluklara dayadı, gözlerini kapatıp bir süre bekledi.

Biraz sonra yanına birinin geldiğini hissetti. Yüzünü kollarının arasına gömdü:
- Ne var Crow?

Crow elini Bibi'nin omzuna koydu:
- Doğum günü meselesi mi?

Bibi sakladığı yüzünü kaldırdı:
- Bunu tekrar tekrar yaşamaktan bıktım. Her doğum günüm aynı zamanda onun da doğum günü. Her doğum günümde o aklıma geliyor. Nerede olduğunu merak ediyorum..

Demiri tutarak bir adım geri geldi, derin bir nefes aldı:
- Yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorum..

Crow kollarını kavuşturdu:
- Peki.... Bu meseleyle ne yapmamız gerekiyor?

Bu söz Bibi'ye önemsenmiyor hissi uyandırdı. Crow'un onu rahatlatmak için en azından iyi bir kelime söylemesini beklemişti. Sinirden kollarını hızla savururken elinden fırlayan küpesini farketmedi bile:
- Ne yapmamız gerekiyor biliyor musun?! O günü hafızamdan silmek! Keşke doğduğum günün hangi gün olduğunu hatırlamasaydım! KEŞKE DOĞUM GÜNÜ DİYE BİR ŞEY OLMASAYDI!!

Yumruklarını sıktı, tam gözünden yaş gelmeye başlamıştı ki duyduğu tıkırtı sesiyle gözlerini kocaman açtı. Artık boş olan sağ eline baktı:
- Eyvah..

Hızla etrafına bakınmaya başladı. Korkulukların dibine, kapının yanındaki büyük boruların içine, terasın üzerinde devrilmiş olan tahtaların sırayla altlarına..
Ayağa kalkıp Crow'a baktı:
- Sen de arasana!!
- Neyi arayayım?!
- Küpemin tekini tabi ki!

Crow içinden "Sabah sabah küpe mi arayacağım?" dedi ama Bibi'nin söylediğine itiraz etmedi. Birkaç saniye öncesini düşündü, demirlerin arkasından aşağı baktı:
- Demin ses yapan şey küpen olmalı. Birkaç sekme sesi duydum. Belki de aşağı düşmüştür. Sen burada aramaya devam et. Ben gidip bakayım.

Bibi:
- Bull ile laf yapmak için mi?
- Bir kere de bana güven ama Bibi.. İyi.... Ben de lokantanın içinden geçmeden aşağı inerim.

Sonra binanın yanındaki büyük kalın boruyu kavradı ve kaymaya başladı. Sırayla diğer borulara atlayarak aşağı indi:
- Pek havalı olmadı ama idare eder..

Yukarı, Bibi'ye baktı:
- Merak etme, o şeyi bulurum. Bu suikastçının gözleri oldukça keskindir..

Bibi yukarıda sopasını savurdu:
- Hemen başlamazsan o keskin gözlerinin üzerine sopayı yersin!!

Crow "Tamam tamam." deyip aramaya başlarken Bibi de terası aramaya devam etti. Küpenin aslında orada olduğunu, sadece dikkatli bakmadığı için onu görmediğini umuyordu.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Akşam..

Bibi son kalan tahtayı da dikleyerek yerine koydu. Bütün gün bir şeyleri kaldırıp indirmekten sırtı ağrıyordu artık. Üstelik eline batan kıymıkları çıkarırken kullandığı iğneyi yanlışlıkla parmaklarına batırmasından dolayı parmakları şişmişti.
Sinirle son kalan enerjisini de kullandı ve önündeki tahtaya tekme attı. Bu sırada dengesini yitirip sırt üstü yere düştü. Canı yanınca attığı çığlığı biri duymuş olmalıydı, yan tarafındaki kapı açıldı. Gelen Bull'du. Bibi'nin yanına yürüyüp ona baktı:
- Akşama kadar burda ne yapıyordun?

Bibi cevap vermek için enerjisi var mıydı bilmiyordu:
- Kalkamıyorum. Kaldır beni.
- Peki, büyük abi Bull Bibicik'e birazcık yardım etsin.

Sonra koltuk altlarından tutup Bibi'yi ayağa kaldırdı. Yürüyemeyeceğini anlayınca kucağına alıp odasına götürmek zorunda kaldı. Yatağının (Bibi'nin yatağının) üzerine bıraktı ve kapıyı çekip çıktı.

Bibi yatakta zar zor ceketini çıkardı ve yan taraftaki sandalyenin üzerine fırlattı. Fırlattığı pozisyonda-bir eli yataktan sarkarak- öylece bekledi. Uyuyamıyordu. Aklında kaybettiği şey varken bu çok zordu.

"Umarım Crow küpeyi bulmuştur...."

Yalnız Değil  (Brawl Stars) Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin