-Bak Bibi, buraya beni merak ettiğin için mi geldin yoksa beni azarlamak için mi geldin?
- Her ikisi de, Edgar.
Otomatik kapı açılırken Bibi bilmiş bir tavırla konuşmaya devam ediyordu:
- O adam halen dışarıda geziyor ama sen bana söylemiyorsun bile. Ben kardeşin değil miyim?
- Öylesin Bibi... Tamam, özür dilerim. Ama bir defa olan oldu o yüzden artık söylenmeyi bırak. Zaten başım ağrıyor, bir de üstüne sen durmaksızın konuşunca daha kötü oluyor.
- İyi tamam... Tek başına dönebilecek misin?
- Bir şeyler yer yemez evet. En son dün öğleleyin bir şeyler yiyordum. O da kendini beğenmişin biriyle kavga etmeyeyim diye yarım kaldı.
Arkalarından yürüyen Crow'u işaret etti:
- O niye geldi? Bu kadar sevenim olduğunu bilmiyordum.
Crow arkadan seslendi:
- Araç benim diye geldim. Şimdi yatağımda keyif çatıyor da olabilirdim.
Hızlı yürüyüp onlara yetişti:
- Neyse şimdi bu konuyu kapatın da gidip yemek yiyelim. Açlıktan ölüyorum.
Edgar başıyla onayladı:
- İyi olur...ama önce- Bir saniye çantam kimde? Telefonum falan?
Bibi gözlerini devirdi:
- Onu merak etme. Dün gece senin telefonunu arayınca bir kız telefonu açtı. Bana daha önceden bahsettiğin çalışma arkadaşın olmalı. İşe gidince ondan alırsın.
- Bu iyi... Onu aradım demiştin. Sesi nasıl geliyordu? İyi miydi?
- Neden ki? Onun şu an konuyla ne alakası var?
- Ne mi alakası var? Adam benimle birlikte ona da saldırmıştı! Çok korkmuş olmalı...
Bibi yere bakmaya başladı. Yüzündeki o sinirli ve umursamaz görüntü yok olmuştu. Kardeşine o kadar odaklanmıştı ki haberdeki ikinci kişinin Colette olabileceğini hiç düşünmemişti. Başını kaşıyarak "Sanırım iyi." dedi. "Sadece sesi yorgun geliyordu."
Onlar bunu konuşurken çoktan önlerine geçmiş Crow'un sesini duydular:
- Sakıncası yoksa artık gelir misiniz?! Yoksa yemek parasını size ödeticem.
Edgar, Crow'un elindeki poşetten bir tane kruvasanı aldı:
- Ben... gitsem iyi olur. Yolda yerim.
Bibi:
- Bu acelen de ne böyle?
Edgar mazeret arar gibi etrafa bakındı:
- Şey... Patron mazeret kabul etmiyor.
Kruvasanı kendi ağzına tıktı, bir iki defa elini sallayıp koşarak uzaklaştı.
Crow, Bibi'ye yaklaşıp omzuna dirsek attı:
- Sanırım kardeşin aşk yaşıyor.
- Ne? Saçmalama...
- Saçmalamıyorum. Baksana kızın adı aklına gelince resmen kaçıp ona gitti.
Bibi tekrar gözlerini devirdi ve başını yana çevirip ilgilenmiyormuş gibi yaptı. On sene sonra ansızın bulduğu kardeşinin kendinden başkasıyla fazla ilgilenmesini istemiyordu. Alışması gerektiğini biliyordu ama bundan böyle onunla fazla vakit geçiremeyeceğini bilmek zoruna gidiyordu. Daha çok vakit geçirebilmek isterdi. Onları zorla ayıran o kişiyi bir bulsa neler yapacağını düşünmeye başladı...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
"Bugün neden çok uzun?..."
Öğle arasını zor beklemişti. Aslında yemek bile istemiyordu ama sırf enerjisini kaybetmemek için kendini zorlayıp bir şeyler yiyecekti. Her zaman yediği donutları kese kağıdından çıkardı ve kağıdın üzerine koydu. Çantasını tekrar açınca içeceğini unuttuğunu farketti. Yerinden kalkıp içecek almaya gidemeyecek kadar yorgun hissediyordu. Bu seferlik böyle yiyecekti.
Başını biraz kaldırıp önüne bakınca üzerindeki çilekli sütü farketti. "Herhalde deliriyorum." diye düşündü. "Çilekli sütler uçmaz ki!" Yine de canı halen sütü istiyordu. "Belki de gerçekten uçabiliyorlardır." diye düşünüp süte uzandı. Sıkıca kavrayıp pipetini çıkardı. İstifini bozmadan içmeye başladı. Bir anda durdu, gözleri kocaman açıldı:
- Bir saniye...Uçan çilekli sütler gerçekmiş!!!
Omuzlarına dokunan şeyle irkildi ve arkasını döndü.
"Keşke gerçek olsalardı."
Colette şaşkınlığından ağzındakini püskürtmemek için kendini zor durdurdu. Zoraki yutkunup ayağa kalktı ve gözlerini ovaladı:
- Onlar gerçek değil... Peki sen gerçek misin?!
Edgar tekrardan ellerini Colette 'in omuzlarına koydu:
- Fazlasıyla gerçeğim.
Colette o an ne yapması gerektiğini bilemedi. Olay geçen akşam yaşanmıştı, Edgar'ın bu kadar hızlı iyileşmesine şaşırmıştı. Öte yandan onu gördüğüne hiç bu kadar sevindiğini hatırlamıyordu. Üzerindeki şok ağlamaya dönüştü ve elleri Colette'in omuzlarında olduğu için savunmasız kalan Edgar'ı hazırlıksız yakalayarak ona sıkıca sarıldı.
Sarılma atağına yakalanan Edgar elleri havada donakaldı:
- C-colette... Aniden sarılmak hakkında ne konuşmuştuk?!
- Hiçbir şey, Edgar!
-... Pekala bu doğru...
Birkaç saniyenin ardından Colette, istemese de Edgar'ı bıraktı ve oturması için yer gösterdi:
- Aç olmalısın.
- Pek sayılmaz. Ama birlikte yiyelim dersen bir şeyler atıştırırım.
- O zaman bu donut da-
- Hey! Zaten iki tane var. Aç kalırsın. Beni boşver, sen ye.
Colette ses çıkarmadı. Yere baktı. Bir şey düşünüyordu. Yumruklarını hafifçe sıktı ve masaya koydu:
- Aslında yemek istemiyorum.
Bakışlarını Edgar'a çevirdi:
- Sadece bilmek istiyorum.
-...Neyi?
- Anlamıyor gibi davranma Edgar! Bize saldıran adam da kimin nesiydi? Neden özellikle seni öldürmek istiyordu?
Kollarını birbirine doladı:
- Ben de saldırıya uğradığıma göre bu olayla ben de alakalıyım. Lütfen bana anlat. Senin hakkında bir şeyler bilmek istiyorum. Sana daha çok güvenmek istiyorum Edgar. Her şeyi saklıyorsun!
Bu sefer sessiz kalma sırası Edgar'da idi. Anlatıp korkutmak istemiyordu ama zaten Colette'in olabildiğince korktuğunu da biliyordu. Anlatırsa en azından Colette'in neler olduğu hakkında bir fikri olurdu.
"Peki." dedi. "Anlatacağım. Ama gece korkup kapımı çalma."
Colette "Zaten gece uyumuyorsun, sıkıntı olmaz." demek istedi ama bunu yapmadı. Edgar'ın bu meseleden dolayı rahatsız olduğunu biliyordu. Bunu söyleyip onu incitmeyecekti.
"Seni dinliyorum, Edgar."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yalnız Değil (Brawl Stars)
FanfictionVahşi batı kasabasındaki macerasından sonra Edgar, yeni bir iş için Starr Park'a gelir. En başında oldukça sıradan geçen günleri iş arkadaşıyla kaynaşmaya başladıktan ve kayıp kız kardeşini bulduktan sonra oldukça ilginçleşir. Kız kardeşiyle yeniden...
