- Colette, artık parmaklarını yalamayı bırakır mısın?
- Ama Edgar! O donutların tadı halen parmaklarımda. Çok lezzetliler!
Edgar, Colette'in parmaklarını yalamasını durdurmak için atkısıyla kollarından tutup aşağı çekmek zorunda kaldı. Colette her ne kadar "Ama hayır, bırak!" dese de onu kelepçelemiş gibi bırakmadı. Halleri geçtikleri gün buzda kaymalarına benzemişti. En azından bu defa yerler kaygan değildi. Edgar bir gece daha hasta yatmayı kaldırabileceğini düşünmüyordu. Buz olmadığı için kendini şanslı hissetmişti.
Colette bırakmasını söylemekten vazgeçip etrafı izlemeye karar verdi. Bir anda önünden geçip giden gölgeyle yan tarafına döndü:
- Hey Edgar bak! Stu işe başlamış bile! Gösteri hazırlığı yapıyor olmalı.
Edgar durdu ve Colette'in söylediği yere baktı. Yüzünü buruşturdu:
- Mmmm güzel. Hadi gidelim. Patron mazeret kabul etmiyor.
- Ama ama... Selam vermeyecek miyiz?
- Öğle yemeği arasında verebiliriz. Hadi şimdi gidelim.
- Ama o zaman o da ara vermiş olmayacak mı?
- Evet. Daha iyi değil mi? O da ara vermişken daha rahat konuşabiliriz.
- ... Peki öyle olsun.
Edgar'ın bu konuda neden bu kadar isteksiz olduğunu hiç anlayamamıştı. Acaba Stu ile görüşmek mi istemiyordu? Ona karşı bakışı pek de dost canlısı olmamıştı. Acaba halen arkadaşlık kurmakta acele etmek istemiyor muydu? Yetimhanede ona kötü davranan o çocukları hatırladı bir an. Herhalde Edgar halen onların etkisindeydi.
Bunları düşünürken parmaklarını çoktan unutmuştu. Kollarının serbest kaldığının bile farkına varmadı. O sırada tehlikeli gösterinin yapılacağı alandan bir düşme sesi geldi. Ardından da biri "Ben iyiyim!!" dedi. Herhalde Stu halen hareketlerine ya da parkuruna alışamamıştı. Colette "Umarım alışana kadar canı çok yanmaz." diye düşünürken Edgar'ın gülmemek için kendini zor tuttuğunu farketti. Gözlerini devirdi:
- Komik mi?
- Ehhh.. Belki biraz?
Colette bu konu üzerine konuşmadı, sadece yoluna devam etti, Edgar da sırıtarak onu takip etti. Bayağı eğlendiği yüzünden belli oluyordu. Neden bu durum ona bu kadar komik gelmişti? Yoksa Stu'yla dalga mı geçiyordu?
Hediye dükkanına vardılar. Colette her gün yaptığı gibi rafların tozunu almaya koyuldu. Bu sırada Edgar da gelen birkaç müşteriyle ilgilendi, işine alışmak istiyordu. Colette ona müşterilerle konuşurken her zaman gülümsemesini söylemişti. Bu pek kolay değildi ama en azından suratını asmamayı becerebiliyordu. Ne çok sevecen, ne çok somurtgan takılıyordu. "Niye durup dururken gülümseyeyim ki?" diye düşünüyor olmalıydı.
Birkaç dakika sonra rafları tertemiz yapan Colette kasaya geldi, boş sandalyeye oturdu. Koleksiyon kitabını eline almışken Edgar'ın omzuna dokunduğunu hissetti:
- Ne oldu Edgar?
- Şey ehh.. Bu normal mi?
- Ne normal mi?
- Bak..
Colette hediye dükkanının dışına, o tarafa doğru gelen onca müşteriye baktı:
- Tabi ki normal. Bu dükkan kocaman. O kadar müşteri olmasaydı nasıl açık kalırdı?
- Peki neden bu zamana kadar bu kadar boştu?
- Tehlikeli gösteri için parkur inşa edilirken Starr Park'a gelmek tehlikeliydi. O yüzden çok fazla müşterimiz olmadı. Ama artık inşaat bitti ve park daha çok ziyaretçi için açık. Ne kadar çok gezmeye gelen olursa o kadar çok müşteri olur.
Edgar ayağa kalktı. Ellerini ileri götürüp gerindi:
- O zaman hazır olsak iyi olur. Neredeyse geldiler.
5 saat sonra..
"Evet, bu en tatlı oyuncaklardan biridir efendim."
"Bu hafta gelen ürünlerden almak istemez misiniz?"
"%30 indirimden faydalanmak isteyen yok mu?"
" Size çok yakıştı!"
" Bana sorarsanız bunu öneririm."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yalnız Değil (Brawl Stars)
Hayran KurguVahşi batı kasabasındaki macerasından sonra Edgar, yeni bir iş için Starr Park'a gelir. En başında oldukça sıradan geçen günleri iş arkadaşıyla kaynaşmaya başladıktan ve kayıp kız kardeşini bulduktan sonra oldukça ilginçleşir. Kız kardeşiyle yeniden...
