2.1

947 74 75
                                        

herkese selam! bomba bir bölüm sizi bekliyor 😋 lütfen yıldıza basmayı ve bolca yorum yapmayı unutmayın! en güzelinden iyi okumalar perileri güzellerimeee 🧚‍♀️

Yasmin ile Kaan'ın kızıl komutanı ziyaret edişinin üstünden bir hafta geçmişti. Berk artık toparlandığını düşünüyor; yeniden göreve dönmek istiyordu. Biraz daha yatarak paslanamazdı. Üstelik tek bir kurşun yıkamazdı da onu. Daha fazlalarını, ağırlarını görmüş ve misli acı yaşamıştı. Bu yaralı yatışı ona kafa izni gibi gelmişti.

Evi dolduran zilin sesiyle kaşlarını çattı. Kim gelecekti ki? Üstüne giydiği haki tişörtü eteklerinden çekiştirerek düzeltti ve yüzünü buruşturarak kapıya ilerledi. "Kim o?" 

"Benim." Genç kadının kulaklarına nüfuz eden sesi gülümsemesini sağladı. Dudaklarını birbirine kısa süreliğine bastırıp eski haline döndüğünde kapıyı açtı, karşısındaki kadını inceledi.

Beyaz gömleği, siyah kumaş pantolonu ve aynı renkteki blazer ceketiyle ilk defa onu bu kadar sade gördüğünün farkına vardı. Saçlarını düzleştirmiş ve açık bırakmıştı. Taktığı küpeleri, dudaklarına sürdüğü kırmızı ruju ve yaptığı hafif makyajıyla nefes kesici görünüyordu.

Biraz yana kayarak kadının geçmesi için alan yarattı. İçeri girmeli miydi bilmiyordu. Yaşanan kıskançlık krizi ve girdikleri yakınlıktan sonra ondan uzak durmak istemişti. Vücuduna bakarken kızıl komutanın dokunuşlarını düşlemek hoşuna gitmiyordu. Eğer ondan uzak durursa hisleri normale döner ve onu düşünmezdi. 

Yine de merak ediyorum...

İçeri girip hal hatır sormanın zararı olmazdı. Kolay kolay evine gittiği zaten yoktu, çünkü adı üstüne uzak durmaya çalışıyordu. 

Komutanın yarattığı boşluktan bir kedi misali sıvışıp içeri girdiğinde, "Nasılsın?" diyerek sordu.

Berk, eliyle koltuğu işaret ettiğinde başını iki yana salladı, genç kadın. "Acelem var, okula yetişeceğim. Sadece nasıl olduğunu öğrenmek için geldim." Hemen sonra onu merak ettiğini düşünmemesi için ekledi. "Neticesinde abime sarılırken vuruldun."

Genç kadının soğukluğunu fark etse de hiçbir şey söylememeyi seçti, komutan. "Anladım..." dedi ve bir önceki sorusunu cevaplamak üzere sözlerini sürdürdü. "Ben daha iyiyim, küçük hanım. Sen gelmeden önce de karargaha gitmek için hazırlanıyordum."

Kızıl komutanı beceriksizce süzdü, kadın. İnce bir tişört giymesi hoşuna hiç gitmemişti. Hasta olabilirdi ve zaten kurşun yarasından yeni kurtuluyordu. "Bu soğukta, tişörtle?" diyerek sordu.

Bu kadının soğuk olmasına rağmen hâlâ sağlığına kadar düşünüyor olması hoşuna gitmişti. "Evet," dedi ve tek gözünü kırptı. "Nolmuş?" Gözlerini devirdi, Aybike. Uzak kalmak istese de sağlığının bozulmasını istemiyordu. "Şu çantayla vuracağım o ağzının üstüne, göreceksin ne olacağını!" 

Kızıl komutan sessizce kıkırdadığında iki elini teslim olurcasına havaya kaldırdı. 

"Hem düşünüyorsun, hem dövüyorsun..." Portmantoda asılı duran deri ceketini alarak sürdürdü sözlerini. "Dertte benim diyorsun ilaçta." Genç kadın, kızıl komutanın sözleri karşısında gülümsememek için dudaklarını birbirine bastırdı. Karşısında gardını indirmek istemiyordu. 

"Tabii," dedi umursamaz davranmaya çalışarak. "O dediğinden." 

Kızıl komutan, ceketi giymek için bir hamle yaptığında sırtının sızladığını hissetti. Yüzünü buruşturup bir kolunu geçirmeye çalıştığında genç kadın endişelendi. Hızlı adımlarla aralarındaki kısacık mesafeyi kapattı; kolunu ince, zarif parmaklarıyla kavrayarak giymesine yardım etmeye başladı.

pus / ayberHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin