geldik bizim safe place fice...
oy ve özellikle yorumlardaki düşüş çok ama çok üzüyor. lütfen emeklerimizin karşılığı için okurken yorum yapmayı unutmayın. :')
iyi okumalar perisi 🧚♀️
🎵: sezen aksu - gidemem
Kızıl komutan, küçük hanımının elini bir an olsun bırakmamıştı. Sımsıkı tutmuştu Aybike Eren. Sanki komutanın parmakları hayattı. Ona tutundukça yaşayabileceğini hissediyor, umudu artıyordu. Çok yanıyordu canı. Kapatmıştı gözlerini, karanlıktı etraf... Korkuyordu, çok korkuyordu.
Adamın parmaklarını kavrayabilmek bile onu aydınlığa çıkaramıyorken nasıl kurtulacaktı?
"Sizin bacağınıza da bakmam gerekiyor." Başını olumsuz anlamda salladı, komutan. Umurunda değildi. Siren sesleri zaten korkutuyordu Aybikesini, aydınlığa bir türlü alamıyordu onu... Kopabilirdi bacağı, umurunda olmazdı. Eğer Aybike Eren'in sağlığına bir engel oluşturacaksa her uzvunu alabilirlerdi.
Kalbini bıraksalar yeterdi; en çok orada severdi kadını.
"Bakma, doktor." Dolu doluydu gözleri. Nefes alamıyordu. Kelimeleri bir şekilde hayatın önüne atıyordu atmasına ama ne dediğini anlamıyordu.
Küçük hanımın elini hafifçe okşarken, "Bırakamam elini..." dedi. Sadece O'na odaklanmıştı. Bir tek o vardı. Gözünü kapatsa, açsa, nefes alsa, alamasa, öpse, öpemese... Sadece o. Bir tek o. "Bırakamam, daha sıkı tutmam lazım... Gidemez."
Genç kadının dudakları kıpırdadı. Berk Özkaya, umutla o güzel dudaklara baktı. Neden solgunlardı ki? Öptüğünde canına can katan o dudaklar neden yeni bir cana muhtaç duruyorlardı?
Soluna muazzam bir ağrı girdi. Canı yanıyordu ama kelimelerle tabir edemezdi bunu. Anlatsa, eksiği kalırdı. Tek bildiği şey bu ağrının bacağından değil; genç kadını kaybetme korkusundan kaynaklandığıydı.
O giderse hayatı biterdi.
O giderse, karanlıkta kalırdı.
Berk Özkaya, Aybike Eren'in ışığını yeniden yakamazsa kendini yakardı.
"Söyle tek tanem..." Yüzüne doğru yaklaştırdı kulağını, kıpırdayan dudaklarından bir ses geliyormuşçasına, umutla bekledi. "Can tanem, bir tanem... Söyle."
Ondan bir cevap alabilmek umuduyla kıvrandı. Eskiye daldı bu sırada gözü. İlk tanıştıkları o gün... Arabada susması için neler demişti kadına öyle! Sessizlik için kabul etmemiş miydi Aybike Eren'i havalimanından almayı?
Hayat böyleydi, bazen oyunlar oynardı.
Berk Özkaya, susması adına dudaklarının üstüne hello kitty çıkartması yapıştırdığı kadından gelecek tek bir kelime için acı içerisinde kıvranıyordu.
"Konuş benimle." Dişlerini sıktı. Bacağından tüm uzuvlarına doğru yayılan o keskin acıyı umursamamaya çalışıyordu ama fazlasıyla güçtü artık. Koparsalar, bu kadar fazla acımazdı.
Acı içerisinde başını genç kadının göğsüne yasladı, gözlerinden akan yaşları engelleyemedi. "Yalvarırım..." Gözyaşlarıyla harmanlanmış o boğuk sesi, doktorun gözlerini doldurdu. Ne kadar kalmıştı şu lanet hastaneye?
Bu kadını yaşatmalıydı.
"Bacağım olmasın, sen ol. N'olur... Aç gözünü, bana bir şey söyle." Titremeye başladı vücudu. Gözleri karardı, nefes almayı unuttu. "Çok üşüyorum, Aybike..."
Bacağının ağrısı umurunda değildi. Üşümesi, kan kaybından da değildi. Kalp kaybındaydı. Kadının ona cevap veremediği, açıp kapattığında bir ok misali ruhuna saplanan kirpiklerini kıpırdatamadığı her an kalbinden bir parçayı kaybediyordu. Öyle bir şeydi ki bu... Öyle bir acıydı ki! Sanki bir kuştun, özgürlüğe çırpıyordun kanatlarını. Sana yuva olabilecek bir ağacın dalına konup ona güvendiğinde acımasız bir insan geliyordu -ki insanlar her zaman böyleydi- ve hedef alıyordu sapanıyla.
Kuş, özgürlüğe uçamıyordu. Ölüme düşüyordu.
"Ben... Ben senin o güvendiğin daldım, küçük hanım. Engelleyemedim o taşı. Koruyamadı dallarım düşmeni."
Gözleri kapandı yavaş yavaş. Artık kadının yüzünü göremiyordu. Soğuk soğuk terliyor, bacağını hissedemiyordu. O an, ağır yaralanan bacağına birkaç bıçak saplasalar anca hissederdi sanki acısını.
***
Karşısındaki beyaz, kimsesizliğe yüz tutmuş o duvar. Onlarca kez gelmişti hastaneye. Her gözünü açtığında ilk manzarası bu duvar olmuştu. Kaç insanın feryadını sığdırmıştı kirli, yalancı beyazına? Bu yüzden sevmezdi renk diye adlandırılan fazla masum görünen o şeyi. Masumluğunun arkasına saklardı tüm hüzünleri.
Burada yatamazdı. Bacağına pansuman yapmışlardı, belliydi. Dikişler görünüyordu ama umurunda değildi. Aybikesi ne haldeydi bilmiyordu. Yaşıyordu, öyle değil mi? Ölmüş olamazdı... Ölmüş olsa, kızıl komutanın solunda büyük bir acı olurdu.
Koluna takılı olan serumu çekip attı.
Hasta yatağından kalktı. Bacağının üstüne bastığında delicesine bir ağrı hissetti. Umursamak istemedi. Ağrının beteri çok başka yerlerdeydi... Solundaydı. Görmese, solu giderdi.
Odadan çıktı, koridorda ilerledi. Kaç saattir uyutulduğunu bilmiyordu ama pencereden dışarı baktığında karanlıkta yüzleşmesi uzun sürmemişti. Yeni mi gece oluyordu yoksa sabaha dönmeye yer mi arıyordu? Bilmiyordu. Hiçbir şey bilmiyordu, Aybikesi nerede bilmiyordu ve bu kafayı yemesine neden oluyordu.
İster istemez yoğun bakıma doğru gitti adımları. Büyük ihtimalle oradaydı çünkü kolay iyileşemeyeceğini biliyordu. Ameliyata aldılarsa eğer şu an orada tedbiren tutuyor olabilirlerdi.
Tahmin ettiği gibi de oldu.
Yoğun bakıma geldiğinde, onları gördü: Ömer, İzem, Kaan ve Emir. Ömer, küçük camın başında kardeşini izliyordu. İzem, yere oturarak Kaan'ın başını dizlerinin üstünde konumlandırmış bir şeyler fısıldıyordu. Muhtemelen şu hayattaki tek arkadaşının kurtulacağını söylüyordu. Emir ise öylece duruyordu. Komutanının kız kardeşi Aybike Hanım yengesine hüzünle bakıyordu geride durarak. O neşeli çocuktan eser yoktu.
"A-Aybike..."
Ömer öfkeyle gözlerini Berk'e çevirdi. Uyanmasını, buraya gelmesini çok beklemişti çünkü kız kardeşi çaresizce içeride yatıyorsa ve yüzünde yanık izleri varsa bunun suçlusu o komutandı! Tek elini yumruk yaptı, Berk'e doğru adımlayacağı sırada Emir hızlı davranıp komutanının kolunu tuttu.
Berk ise öylece Ömer'e baktı. "Ömer..." dedi çaresizce. Ses tonu tıpkı şakaklarına silahı dayadığı o geceki gibiydi. "Önce nasıl olduğunu söyle, sonra öldürüyorsan öldür. Yalvarırım..."
Histerik bir şekilde sırıttı, Ömer. "Dalga mı geçiyorsun lan sen benimle?" diyerek yükseltti sesini. Kolunu, askeri Emir'in elinden çekebilmek için sert bir hamle yaptı. "Kız kardeşim senin yüzünden içeride ölüyor, lan! Ölüyor!"
Kaan, yorgunca İzem'in dizlerinden kalktı. Ağlamaktan kızarmış, yer yer şişmiş gözleriyle Ömer'e baktı. Böylesine yüzsüz birisini zamanında nasıl sevebilmişti? Ayağa kalktı bıkmışça. Emir'in zor tuttuğu o kumral komutana yaklaştı, fısıldarcasına konuştu. "Berk'in babasının katilini saklayan sensin, Aybike senin yüzünden orada."
Aybike Eren'in kalbi durdu.
Yoğun bakım ünitesinden gelen o tiz, ince ses sonrası koşarak odaya hemşireler ve doktor girdi. Berk Özkaya... Düşünmeyi unutmuştu. Derin bir sızı kapladı solunu. O, ölemezdi. Ölmek için çok gençti. Baharlar ölmezdi. Onlar solardı, yaprak dökerdi ama ölmezdi çünkü döktükleri yapraklar dahi güçlü, parlak ve sağlam yenileriyle var olabilmek içindi.
Aybike Eren bir bahardı; ölemezdi.
BİZ GELDİK HEM DE NASIL GELDİK
ŞİMDİ OKUDUĞUN
pus / ayber
Fanfictionbaşarılı komutan özkaya, genç anaokulu öğretmeni eren'in ait olmadığı yeri ona hatırlatmaktan çekinmiyordu.
