Gözlerimi açamıyordum. Başım, tamamen açılmamış bilincime rağmen ağrısını belli ediyordu. Başımda yarım yamalak sesleri duyuyordum fakat birkaç kişi gibilerdi. Neredeydim ben ? Ellerimin üstünde hafif bir baskıda hissediyordum.
En son olanlar aklıma gelince, kapalı gözümden bir yaş aktığını fark ettim. Biri hafif bir dokunuşla yaşımı silmişti. "Ağlama annem, bak buradasın ailenin yanındasın." derken kendisi de ağlıyordu.
Elif hanım başucumdaydı ve büyük ihtimalle elimi hafif hafif okşayanda oydu. Savaş beni buraya getirmiş olmalıydı. Savaş. Olmasa ne olurdu düşünmek bile istemiyordum. Yavaş yavaş gözlerimi açmaya çalıştım.
"Uyanıyor, Barış !" diyen Yıldırım beyi duydum. Gözlerimi tamamen açabildiğimde Polat ve Kaan hariç herkesin burada olduğunu gördüm. Elif hanım saatlerdir ağlıyor gibiydi. Yıldırım bey diğer tarafımda hafif dolmuş gözleriyle bakıyordu bana. Çok mu kötü görünüyordum ?
Barış'ın üzgün olduğu belliydi ama yine de beni daha da üzmek istemiyor gibi bakıyordu. Savaş ise dağılmış gibiydi. Sanırım korkmuştu ve ona duyduğum minnet çok fazlaydı. Ellerinin üstü kurumuş kanlardan belli bile olmuyordu. Kimse pansuman yapmamış mıydı bu adama ? Ben bunları düşünürken Barış yanıma adımlamıştı.
"Abiciğim, nasıl hissediyorsun. Serum taktım ama bitmek üzereydi." dediğinde elimin üstündeki iğneyi hissettim. "Su verir misiniz?" diye fısıldayabildim. O anlarda ne kadar çok bağırmaya çalışmışsam, boğazım acıyordu. Elif hanım hemen başucumda duran sürahiden doldururken, Yıldırım beyde çok hafif dokunuşlarla beni oturur pozisyona geçirmeye çalışıyordu.
Normalde zaten temastan hoşlanmazken, bu olayın üstüne daha da zorlanacağımı hissetmiştim. Yine de Yıldırım beyin hafif teması beni rahatsız etmemişti. Kötü niyetli olmadığını biliyordum. Üstelik o kadar kötü duruyordu ki rahatsız olduğumu söylesem ağlamaya başlayacak gibiydi.
Seni düşünen, senin için üzülen insanlar var Efsun.
Suyu içiren Elif hanıma teşekkür ettikten sonra Savaş'a baktım. Onun bakışları zaten bendeydi. Ona baktığımda gözlerimin dolmasına engel olamadım. "Savaş." diyebildim sadece. Hızlı adımlarla yanıma geldi.
Onay almak ister gibi ellerini bana uzatmıştı, ne yapacağını bilmiyordum ama gözlerimden onayımı anlayacağını düşündüm. Ellerini saçımda hissettiğimde ağlamaya başlamıştım bile. Hafif hafif okşuyor, canımı acıtmak istemediği belliydi. "İyisin, buradasın. Bak kimse yok sana zarar verebilecek." derken gözlerime öyle bir bakıyordu ki. Bunu tarif edemezdim ama bana fazlasıyla güven vermişti.
Ağlamaya devam ederken "Teşekkür ederim." diye fısıldayabildim. Yan tarafta ağlayan Elif hanımın sesleri artmıştı.
İnsanları üzüyorsun Efsun, kendine gel. Evinde dağılabilirsin ama şu anlık iyisin, güvendesin.
Hızlıca akan yaşlarımı sildim. Elif hanıma döndüm. Bu sırada Savaş ellerini çekmişti, biraz boşlukta hissettiğimi fark etmiştim. Polat neredeydi acaba ? Bunu düşünmemeye çalışıp, konuştum "Elif hanım, iyiyim lütfen ağlamayın. Gerçekten iyiyim."
Yıldırım derin bir nefes alıp Elif hanımın akan yaşlarını silmeye başladı. Bakışlarıyla konuştukları belliydi ve ne düşünüyorlarsa Elif hanım ağlamayı bıraktı. Burnunu çekip duruyordu ve koskoca kadın o kadar tatlı bir hale gelmişti ki tebessüm ettiğimi hissettim. "Hepimizi korkuttun çitlembik. Serumun bitti, çıkarmamı ister misin?" diyen Barış'a döndüm. Onaylayacak şekilde kafamı salladım. Canımı acıtmamak için yavaşça serumu çıkarmıştı.
Ben tam aksine alışıktım oysa ki.
Utangaç bakışlarımla Elif hanıma döndüm. İster istemez çekiniyordum. "Lavabo ne tarafta acaba ?" diyebildim sadece. "Gel abiciğim." diyerek Barış koluma uzanmıştı bile. Daha da utanmıştım. Odanın içindeki kapıya doğru yürümüştük. İlk kalktığımda Barış tutmasa düşeceğimi düşünsem de, daha iyiydim.
"Teşekkür ederim." deyip kapıdan girdim. Sakin adımlarla aynaya ilerlediğimde duraksadım. Daha da küçülmüş gibiydim. Gözlerimin içi bile kızarıktı, üstelik boynumda da kırmızılıklar vardı. O adamın sakallarını hissetmiştim. Gözlerim yine dolmuştu. Her boş anımda onu düşünüp kendime işkence edecek gibiydim.
Neden her şey beni buluyordu ki ? Kaldıramıyordum işte. Ağlamaya başlarsam duramayacağımı hissettiğimden akan bir iki damlayı hemen sildim. İşlerimi halledip çıkarken aklımda yine Polat vardı. Neredeydi ki, beni mi görmek istemiyordu ? Bu düşüncenin beni üzdüğünü fark etmiştim.
Birkaç günlük insan için üzülemezsin Efsun, sen terk edilmelere zaten alışkınsın.
Oda da sadece Elif hanım kalmıştı. Yanıma gelip konuşmaya başladı. "Annecim, iyisin değil mi ? Çok korktum, seni abinin kucağında öyle görünce.." Konuşmaya devam edemeyecek gibiydi. Titreyen ellerimi uzatıp kolunu okşamaya başladım. "İyiyim Elif hanım gerçekten. Oğlunuza çok büyük teşekkür borçluyum. O olmasa ne yapardım bilmiyorum."
"İyi ol annem. Hepiniz iyi olun. Artık üzülmeyelim, lütfen." derken Tanrıya sesleniyor gibiydi. Umarım diye geçirdim içimden. "Hadi gel herkes aşağıda." deyip ilerlemeye başlarken durdurdum.
"Şey Savaş'ın eli kötü görünüyordu. Temizlemek için bir şeyler var mı ?" diyebildim zar zor. Gözlerinden büyük bir şefkat geçtiğini görmüştüm. "Ah yavrum benim. Var tabi ki, şu çantanın içindedir." dedikten sonra yan tarafta duran dolabın önündeki çantayı açtı.
Gerekli olan şeyleri bana uzattı. Ben mi temizleyecektim ? Gerilsem de onu kırmak istemedim. Hem Savaş'a bunu borçluydum. Yavaş adımlarla aşağı indiğimizde tek eksiğin Polat olduğunu gördüm. Bu adam neredeydi ?
Kaan'ın o bakışlarını şu an yok sayamayacağımı hissettiğimden ona hiç gözümü değdirmedim. Tek odağım Savaş'tı. Oturduğu koltukta yere odaklanmış, bir şey düşünüyor gibiydi. "Savaş." diyebildim kısık sesimle. Çok hafif irkilmiş, bana dönmüştü. Yavaş yavaş ona adımladığımda ilk başta anlam veremese de, elimdekileri gördükten sonra şaşırmış gibiydi.
Yanaklarımın kızardığını hissetmiştim. Gözlerinden ne düşündüğünü anlayamıyordum. Bir sürü şey yakalamıştım. Şaşkınlık, üzüntü, heyecan, mutluluk. Yandaki sehpaya elimdekileri bırakıp titreyen ellerimle bir eline uzandım. Ne yapacağımı merakla bekliyor gibiydi. Tek tek ellerinin üstünü temizleyip, Elif hanımın verdiklerini sürmüştüm. Bunları yaparken tek odağım elleriydi. Kafamı kaldırıp kimseye bakamazdım. Çok utanmıştım.
İşim bittiğinde elimdekileri kenara bıraktım. Çöpü sormak için Elif hanıma dönecekken yanaklarımda hafif bir dokunuş hissetmiştim. Çok çok hafifti. Savaş ona bakmamı istiyor gibiydi. Utana sıkıla ona baktım. Gözleri hafiften nemlenmişti. Bu görüntü beni dumura uğratmıştı. "Teşekkür ederim güzelim." dedi gülümseyerek.
Gözlerimin dolduğunu hissetmiştim. Asıl ben teşekkür ederim Savaş demek istiyordum ama konuşamayacak kadar dağılmış gibiydim. "Ağlama, teşekküre de gerek yok." dediğinde bakışlarımdan beni çözdüğünü anlamıştım. Minnet duygumun daha da arttığını hissetmiştim. Hafif bir tebessümle ona bakıyordum.
Savaş, sen benim tanıdıklarımın aksine çok iyi bir insansın.
"Bitti mi gösterin ? Timsah gözyaşlarını silebilirsin." diyen sert bir sesle gerilmiştim. Hem de fazlasıyla. Savaş'ın gözlerinde sertleşmeleri izlemiştim. Gözümü ondan çekemiyordum. Hepsinin Kaan'ı uyardığını duydum.
Kaan'ın bu nefretini hak edecek hiçbir şey yapmamıştım ama hep dediğim gibi ben buna alışkındım. Ben beni terk eden anneme veya beni sokağa atan babama da bir şey yapmamıştım. İnsanlar böyleydi işte. Anlam yüklemeye bir son verdim. "Kaan ! Yeri değil." diyen Savaş'ın sesiyle yerimde sıçramıştım. Bakışları bana dönmüşken eve gitmek istedim.
Eve gidip, içim dışına çıkana kadar ağlamak.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Efsun
ChickLitARA VERİLDİ. Ben Efsun.17 yıl sonra öğrendiğim gerçekle Efsun Yılmaz. Gerçek aile kitabıdır.