Upuzun bir bölümle geldim okur canlar! Epeyce içime sinen bir bölüm oldu. Umarım beğenir ve keyif alarak okursunuz. Ama bu ara yorumlar azaldı. Lütfen okuduğunuzda ne hissettiğini, eleştirilerinizi paylaşın ki ben de kendimi geliştireyim. Olur, mu okur canlar?
Bölüm ithafımız '' akcino'' ya gelsin. Oldukça güzel ve etkileyici bir kalemi var. Ben çok beğendim. Ve sizin de beğeneceğinizi düşünüyorum :)
Bir sonraki bölüme kadar lapa lapa yağan kar altında kartopu oynayan çocuklar gibi musmutlu geçsin hayatınız! Kendinize iyi bakın :)
Mrymmz
Yoktu umudu artık! Bitip tükenmiş, kalbini talan edip hüsrana uğratmıştı! Ne uğraşacak gücü kalmıştı ne de artık tüm olanları anlayacak vakti! Her defasında tamam bu sefer seviliyorum diyor ama evdeki hesap çarşıya uymuyor, hiçbir şey hesapladığı gibi gitmiyordu. Ne kadar zordu değil mi? Aşkının karşılığını görememek, onun bir başkasını sevdiğini bildiğin halde yine onun peşinden koşmak, belki bu defa beni sever diye kalkıp yanına gelmek, gözlerine baktığında sana sadece baktığını görmek, o bakışlarında hiçbir duygu zerresi görmemek, gururunu hiçe sayıp bıkmadan peşinden koşmak... Pes ediyordu artık! Kalbinin içi parçalansa da...
Sanki günlerdir yaşamıyor gibiydi. Ne aldığı nefesten, ne attığı adımlardan ne de yaşadığı hayattan keyif almıyordu. Her şey o kadar saçma ve basit geliyordu ki! Sadece dünya dönüyor kendisi de buna ayak uyduruyor, hayatına basit bir şekilde devam ediyordu. Kızıyordu kendisine, Koray'a, Masal denen o kıza! Sürekli aynı şeyi tekrar ediyor, keşke diyor keşke Koray ile Masal'dan önce karşılaşsam diyordu. Belki o zaman Masal'ı sevdiği gibi beni de sever, yüreğine basar diyordu. Ağlıyor, ağlıyor, ağlıyordu... Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir hayal için günlerdir kendisini paralıyor, üstelik buna rağmen dimdik ayakta kalmaya çalışıyor, herkese kendisini güçlü gösteriyordu.
Ne yapmalıydı? Koray'ı artık kazanacak durumda değildi. O kendisine hiçbir umut vermemiş, Masal'ın kollarına koşmuştu. Nasıl çıkacaktı bu durumdan? Kafayı yemeden, daha fazla insanın hayatını mahvetmeden nasıl kurtulacaktı aslı? Zor bir dönemden geçiyordu. Sanki hayat onu sınıyor, ne kadar dayanıklı olduğunu ölçüyordu. Ama olmuyordu, kendisini kapana kısılmış gibi hissediyor, umutsuzluğa doğru her gün bir adım atıyordu. Artık bu şehir üzerine geliyor, yine İstanbul'a gidip denizi seyredip bir nebze olsun rahatlamak istiyordu!
Bugüne kadar aslında hiçte dört dörtlük bir hayatı olmamıştı. Annesiyle babası kendisi çocukken şiddetli geçimsizlikten ayrılmışlardı. Ne zaman o günlere geri dönse ya onların kavgaları aklına geliyor ya da annesinin hıçkırıklarını içinde hissediyordu. Başlarda kendisi mutlu bir çocukluk geçirdiği zannederken onların boşanmasıyla tüm dünyası başına yıkılmıştı. Velayetini annesine vermelerine rağmen bir türlü toparlanamamış, hep okuldaki arkadaşlarının ailesi geldiğinde imrenerek bakmıştı. Babasıyla ilişkisi doğru düzgün olmamış, annesi ise tek çocuk diye birçok konuda ne istediyse yapmıştı.
Sonraları hayata atılmaya başladığında annesiyle de ilişkisi kopmuş, zaten babasıyla hiçbir zaman baba kız ilişkisi yaşamamışlardı. Kafasına ne eserse yapıyor, hiç kimseyi umursamıyordu. Güzel diyordu hayat onun için! Ta ki annesiyle büyük bir kavga edip evden ayrılana kadar. Nereye gideceğini bilemeden ortada bir başına kalmış, babasına gittiğinde ise adresinin değiştiğini öğrenmişti. Tam yetişkin olduğu dönemde bu yalnızlık kendisine hiçte iyi gelmemişti. Bir iki gün arkadaşında kalmış, sonra amcası Mehmet bey ona gelip yardım etmiş, destek olmuştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
UMUT KIRINTISI
Ficción GeneralOturacakken boş bulduğum bir banka, Düştü avuçlarımdan bir çanta. Tok bir ses duyuldu, Tıka basa dolmuş gardan. Atkuyruğu saçlarım kapatırken yüzümü, Hissettim üzerimde bir çift, Okyanus mavisi gözü. Her şey sustu: Gar sustu, Hava kesildi bıçak, İns...
