----------------------------------------------------FIRST KIMDI :)--------------------------------------------------------
İslem birkaç saat önce boynunun altından felçli olduğu gerçeğini aklından çıkartamamıştı. Biraz önce olanlar onu kucmadan bile daha çok şaşırtmıştı gençler sürekli bir şeylerle şaşırtmayı başarıyordu,
"Üykülll, hopp"
"yuh deve, nasıl –"
"sen Üykül değil misin?" İslem alenen gülüyordu, belki de hayatının geri kalanını bir et yığını olarak geçirmekten kurtulduğu için bu kadar mutluydu,
"..."
"öncelikle teşekkür ederim, hayatımın geri kalanını bir et yığını olarak geçirmeme izin vermediğin için... Sonralıkla, biz seni korumaya geldik güya da, ben sizin sürprizlere alışabilecek kadar genç değilim beni görevden azad et gideyim ben..." uzun zamandır ilk kez içten güldüğünü hissetmişti İslem,
"ne demek oluyor bu islem, önce prense adıyla hitap –"
"burada ünvanı yok unutma Nalmes" tekrar gülmüştü İslem,
"şimdi de gitmek istiyorsun, seni bu görevden ancak –"
"gitmekte özgürsünüz: ikiniz de gitmekte özgürsünüz, ancak gitmemenizi temenni ederim."
"Üykül ayağınıza bağ oluruz sadece. Yani bir tarafta kucmalar ; diğer tarafta gök gri kurtlar; gölge yeleler sizi nedense koruyor zaten. Sizin gücünüzden bahsetmiyorum bile. Durum böyleyken biz sadece sizin ayağınıza bağ oluruz; torunlarımıza anlatacak hikaye olursunuz." Heyecanlandıgını hissetmişti İslem, hem de uzun zamandan beri ilk defa böyle hissetmişti. Karşısında bu derece güçlü bir prens vardı ve o umarsızca konuşuyordu,
"sadece isimlerinizi duydum Üstad İslem, harika savaşçılar olduğunuzu biliyorum; bizler her ne kadar güçlü olsak da taktik olarak çok zayıfız. Sizlerin tecrübeleriniz bizlerin güçlerinden daha çok iş görür."
"ben de bu konuda Kedil'e katılıyorum bu arada gök gri kurtla gölge yeleyi unutun, kucma da peşimizden gelmiyor. Onu da bi tarafa bıraktım, prensiniz gitmenizi istemiyor: gitmekte özgürsünüz demesi sadece diplomatik bir yönelim."
"bu sözleriniz beni hiç mutlu etmedi efendi Ritka"
"Üstad İslem, torunlarınıza anlatacak çok değişik hikayeleri garanti ediyoruz bence sadece savaş hikayeleri duymak istemezler. Değil mi Üyküüüll" İslem pek de kurtuluş yolu göremiyordu bu yüzden de üstelememeye karar verdi. Gerçekten de nelerin beklediğini kestiremiyordu ancak onlarla beraber kalacak olması da artık barizdi. Aslında İslem'in bu şekilde hissetmesinin sebebi belliydi: bir savaşçı için en kötü şey bir uzvunu kaybetmekken, İslem bütün uzuvlarını kaybetmişti. Ve bunu ona geri veren Üykül'ün kendisiydi, İslem sadece bu ikinci şansı daha iyi değerlendirmek istemişti.
Şehir merkezine girdiklerinde beklenmedik bir sürprizle karşılaşmışlardı: Miriz Beyligine Efendi İlab getirilmişti ve onları şehrin girişinde karşılayan da o olmuştu. İslem ve İlab birbirleni uzun süredir görmemiş olmanın verdiği özlemle sarılmışlardı. İki silahtar uzun zamandan sonra ilk kez bir araya gelmişlerdi. Hiç zaman kaybetmeden Miriz beylik konağına doğru yöneldiklerinde ise İslem anlayamadığı bir tedirginlik yaşamıştı. Yine de belli etmeden gruptakilere uyarak devam etmişti.
"Prens Üykül, sağlığınıza kavuşmanıza gerçek –"
"savaş nasıldı İlab Bey: devletin benden büyük işleri var değil mi?" İslem, Üykül'ün bir prense göre gayet alçak gönüllü olduğunu fark etmişti. İstemeden aklına İlab'ın Üykül'ün gücü hakkında bilgi sahibi olup olmadığı gelmişti ama soramadı,
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ejderha günceleri
Fantasybildigin bütün dünyaları unut, bu dünya başka; burada herşey bambaşka...
