Herkes kendisine gelip de tekrar yola koyulduklarında neredeyse güneş tepeye gelmişti, bu durumdan kimse memnun değil gibi görünse de herkes dinlenebilmiş olduğu için içten içe mutluydu. Ennab atına binmeden önce Üykül'ün yanına gitmiş ve ona efsunu hatırlatarak yolculuğun kalan kısmında daha az çile çekmeyi temenni etmişti. Gruptaki herkesin beklentilerinin aksine, Lebcik beyliğine girilmiş ve oradaki Bey'e Bey Bugatayil'den gelen mektup iletilmiş. Akabinde de gruptaki herkesin atları yeni atlarla değiştirilmişti. Birkaç saatlik dinlenme molası verileceğini öğrenen gençler Ennab'ı kıramayıp onların evine gitmeye karar vermişlerdi. Her ne kadar Ulak buna kesinlikle karşı çıkmış olsa da sonradan insafa gelerek –daha doğrusu Ennab'ın yavru kedi bakışlarına dayanamayarak- dinlenme süresini dört saate çıkartmıştı.
Ennab çok büyük bir bahçesi olmayan; gayet mütevazı tek katlı bir evden çıkıp gelmişti Kisreh'teki turnuvaya. Böylesine bir evden böylesine bir savaşçının çıkmış olması Üykül'ün dikkatinden kaçmamıştı. Kızın üzerindeki kıyafetler eski gibi görünse de kaliteli oldukları her halinden zaten belliydi, üzerinde rünler bulunan yay ayrı bir şeydi zaten. Bahçe kapısından içeriye girdiklerinde Üykül'ün ilk gözüne çarpan şey ağaçların dibinde oyun oynayan dört beş yaşlarında bir çocuk olmuştu, kestane rengi saçları o kadar güzel parlıyordu ki dikkat çekmemesi ilginç olurdu. Çocuk elindeki küçük bir dal parçasıyla yerdeki bir şeyle uğraşıyordu, ne olduğunu uzaktan yetenek kullanarak inceleyen Üykül, çocuğun bir toprak solucanı ile uğraştığını fark etmişti ve gülümsemişti. Kendisi de çocukken böyle şeyleri çok yapardı: iki yaşındayken falandı tabi bunlar.
Daha Üykül'ün yüzündeki tebessüm silinmeden Ennab sanki çocuğu parçalayacak gibi üstüne saldırmış ve görmeyeli yüz yıllar olmuş gibi; şapur şupur öpmeye başlamıştı. Evin giriş kapısındaki kadını henüz fark etmemiş olduğu için de kapıda bekleyen kadına selam vermek Niran'a kalmıştı,
"merhabalar efendim, bizler Ennab'ı-"
"anneee" Niran cümlesini tamamlayamadan onun konuştuğunu fark eden Ennab, çocuğu da kucaklayarak ve maalesef teknik kullanarak annesinin yanına koşmuştu. Bu kızın bu kadar duygusal olmasına alışamamıştı hala Üykül. Ama diğer taraftan da hoşuna gitmiyor değildi: sanki kendisindeki duygu eksikliği bu kıza bahşedilmişti. Üykül, Ennab'ın kendisinin duyguları olduğunu düşünüyordu...
Anne kız sanki kendilerini izleyen üç yabancı yokmuş gibi dakikalarca birbirlerine sarılarak hasret gidermişlerdi. Bu durum Üykül'ün o denli sıkılmasına sebep olmuştu ki, Üykül bahçeyi incelemeye koyulmuştu. Burada alenen yetenek gerektiren işlerin başarıldığını fark etmişti Üykül: bahçe birkaç faklı alana ayrılmış ve her alanda farklı bitkiler yetiştirmek adına farklı düzenlemeler yapılmıştı. Bu bahçeye her kim bakıyorsa bu işten gayet iyi anlayan birisiydi ama bu kadar sağlam bir şekilde çiftçilik yapan bir insan neden beş yüz yada altı yüz metrekarelik bir yere sıkışıp kalsındı ki... Fazla derin düşüncelere dalmış olacak ki kıyafetlerini bir şeylerin çekiştirdiğini fark ederek aşağı doğru baktı. 'yok katırın dölü' diye de ağzından kaçırması gördüğü ile bir oldu: Ennab'ın kardeşinin saçları mest edici bir parlaklıkta kestane iken gözleri de sarhoş edici güzellikte bal rengiydi. Bu ikisinin bir araya geldiğini daha önce hiç görmemişti, tepki vermesi bu yüzdendi,
"katırın dölü ne demek?"
"ııı... Şey... Senin adın ne bakalım genç efendi?" çocuk tekrar Üykül'e bakmadan koşmaya başlamıştı, Üykül çağırıldığını ancak çocuğun gittiği tarafa bakınca fark etmişti. O da eli mahkum, agır adımlarla herkesin toplandığı yere doğru yürümeye başladı...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ejderha günceleri
Fantasybildigin bütün dünyaları unut, bu dünya başka; burada herşey bambaşka...
