Kedil, Üykül'ün sorumluluğunu alarak zaten yeteri kadar sıkıntı içerisine girmişti bir de ona ek olarak eşantiyondan çıkan arkadaşlarıyla uğraşmak cidden can sıkıcıydı. Normal şartlar altında ashas'a kabul edilenler yirmi beş ila otuz seviye arasında olanlardı. Bazı öğrenciler erken gelerek çalışma ortamlarına girmeyi ve bir iki seviye de olsa kazanarak biraz daha rahat etmeyi düşünüyorlardı. Kedil'in sorumluluğuna verilmiş hayvanlarsa –Kedil bu seviyeye dört senede ancak çıkabilmişken yeni gelenlerin bu seviyede olmaları canını sıkıyordu- elli seviyelerinde oldukları için sadece yan gelip yatıyorlardı. Seviyesi en düşük olan Üykül'dü o bile şu alcham zımbırtılarıyla birçok şey yapabiliyordu.
Sırf bu yüzden kendisine tahsis edilmiş zebani katı vardı. Normalde bu kat boş bırakılmış bir kattı ancak alchamistler için ayrıca bir kat tahsis edilmediği için buraya atılmışlardı. Zebani katı denmesinin sebebi ise en yüksek katlardan birisi olması dolayısıyla rüzgarın çıkarttığı garip uğultulardı. Daha sonrasında ise bu kat olduğu gibi Üykül ve saz arkadaşlarına tahsis edilmişti. Diğer öğrenciler özellikle Üykül'ü aşağılıyor olsalar da yaşlı kurdun vermiş olduğu talimatla katın tamamı özel olarak güçlendirilmiş ve izinsiz giriş çıkışlar yasaklanmıştı. Bunun sebebini araştırmak istese de çok gerek kalmamıştı. Eskaza girdiği katta gelen bir patlama sesiyle beraber kapıdan dışarıya yanarak uçması bir olmuştu: kendisini savunacak fırsat bile bulamamıştı...
"ne oldu lan bana?"
"meraklanma façan bozulmadı" konuşanın Üykül olduğunu ancak anlayabilmişti kedil,
"neredeyim?"
"hastane. Bi sus da dinlene çocuk bir daha da zebani katına kapıda yazan saatler haricinde girmeye sakın çalışma –"
"ne oldu?"
"yani bir şey deniyordum onun kurbanı oldun –"
"neden kendimi –"
"kendini koruyamazdın kadın, kimse koruyamaz: enerji temelli bir şey değil yaptıklarım. Bu yüzden de durdurulamaz. Sen dinlenmene bak, meraklanma ölmeyeceksin ve önceki halinden daha çirkin de değilsin" pislik adam utanmadan gülmüştü ama şu an kendisini bayılacak gibi hissettiğinden bir şey de diyememişti. Sonrası zaten karanlıktı...
"eee Üykül efendi, nedir son durum?"
"dediğim gibi komutanım, birkaç güne kalmaz ayaklanır sonrasında biraz dinlenmesi gerekir –"
"o asker altmışlara merdiven dayamıştı neden kurtulamadı?"
"arinnler enerji kullandıkları halde neden büyücülere karşı korumasızdırlar?"
"çünkü büyücülerin kullandıkları enerji farklı –"
"işte bu alchamda da kullanılan enerjiler sizin bizim enerjilerimize karşı etkisiz: tıpkı arinn ve büyücü örneğinde olduğu gibi –"
"gerçekten senden kimsenin haberdar olmaması gerekiyor, Kedil'i de sizin kata yolluyorum –"
"ama ef-"
"kes" bir tek kelime; bir tek nefes; bir tek hareket: tüm gençleri odanın karşı tarafına savurmaya yetmişti. Yeteri kadar etkili olmayan gençler neden kendisine kafa tutma gereksinimi hissederlerdi ki? Nereye geldiklerini sanıyorlardı, deniz kenarına mı?
Günler geçip giderken gençler de birbirlerini daha az görmeye başlamışlardı, Ritka arinn olarak Ennab şeknamek olarak Niran sakkhar olarak eğitiliyordu ve üçünün de savaş talimleri, seviyelerinin çok yüksek olması dolayısıyla üst sınıflarla beraber yapılıyordu. Üykül ise bu gruplardan hiç birisine dahil olmadığı için kendisine kalan boş zamanlarda yeni silahlar geliştirmek için zebani katındaki atölyesinde çalışıyordu. Maalesef içerisinde bulunduğu durum kendisini teorik derslerden koruyamıyordu. Bu derslerin tamamına kendisine çok fazla ilham vermiyor olsa da girmek zorundaydı. Akademideki herkes de onu bir kocakarı şifacısı olarak biliyordu. Olmadığı bir tek o kalmıştı ama yapabileceği bir şey de yoktu: böyle buyurmuştu yaşlı kurt...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ejderha günceleri
Fantasybildigin bütün dünyaları unut, bu dünya başka; burada herşey bambaşka...
