eski sehir

263 21 4
                                        

Nultas kendisine geldiği zaman yüreğinin derinliklerinde sebebini bilmediği bir mutluluk olduğunu fark etti, gayet dingin; dinlenmiş ve huzurlu hissetmesi de cabasıydı. Henüz neler olduğunu anlayamamıştı ama etrafında kimselerin olmaması bile nedense canını sıkmıyordu. Oysa şu ana kadar lehshkerlerinin onu bulmak için gelmiş olması gerekiyordu. Gözlerini kırparak bulanık görünüşünü düzelttiğinde tepesinde dikilerek onu daha önce hiç aşina olmadığı bir şekilde inceleyen; daha da ilginci 'dürterek' ne olduğunu anlamaya çalışan bir çocuk gördü. Çocuk alenen Nultas'a ilk kez gördüğü bir böcekmiş gibi muamele ediyordu. İyi ama burada kimsenin olmaması gerekiyordu,

"sen de kimsin?" çocuk Nultas'ın dolgun göğüslerini merakla sıkarak incelemeye devam etmekle yetindi, Nultas ise başkalarının da olabileceğini aklına getirebilip yattığı yerden doğruldu. Bu sefer tam olarak etrafında ne olup bittiğini anlamak için bakınmaya başlamıştı. Çocuksa Nultas'la ilgilenmeyi bir türlü kesmemişti, bu sefer de yanına sokularak Nultas'ın saçlarıyla oynamaya başlamıştı. Bu gerçekten sinir bozucu bir durum olmaya başlamıştı.

"Prenses iyi misiniz?" sonunda askerler gelmeyi başarabilmişlerdi ve soruyu soran kurmayın kafasını kopartmamak için kendisini zor tutuyordu Nultas ama bir şey dikkatini çekti: kurmayın kırıkları hala düzelmemişti. Oysa iyileştirme iksirleri bir gecen kısa bir sürede çok rahat bir şekilde adamı tedavi etmiş olmalıydı. Nultas şehre girdiğinden beri olanları anlayamamıştı,

"ne kadar süredir baygınım"

"daha şehir kapısından gireli bir saat bile olmadı prenses"

"nasıl yani"

"askerlerin bizi öldürmeye mi çalışacak" çocuk ilk kez konuşmuştu ve Nultas ikinci bir şeyi fark etmişti: askerler çocuğu görmüyorlardı, daha da önemlisi çocuktan başkaları da vardı. askerlerine deli gibi görünmek istemiyordu: kaynağını bilmediği bir ses yetmezmiş gibi bir de başına kendisinden başka kimsenin görmediği bir çocuk çıkmıştı. Sözünü ortaya söylemenin akıllıca olacağını düşündü bu yüzden,

"bize güvenli bir yer lazım"

"keşif kolunu gönderdim prenses şimdilik burada savunma durumuna geçtik, bayıldığınızı söylediğiniz için kontrol edilmenizde fayda var diye düşünüyorum."

"şehir güvenlikli ki dışarda bile yatsanız bir şey olmaz ama şuradaki eve gidelim, ben orada yaşıyorum" Nultas komutanın söylediklerini duymuştu ama nedenini bilmese de çocuğu dinlemeye karar verdi ve gösterdiği eve doğru yürümeye başladı. Tabi onunla beraber askerler de hareket etmeye başlamışlardı.

Şehrin merkezi sayılacak eve girmeden önce askerler içeriyi kontrol etmişlerdi ve evin etrafına çevredeki evlere de gerekli şekilde konuşlanarak prenseslerini korumaya almışlardı. Nultas çocuğun gösterdiği evde birkaç hizmetlisi ve kendisinden başka kimsenin görmediği bir çocukla baş başaydı. Eger kendi sarayında olmuş olsaydı çoktan eğlenmeye başlamış olurdu ama burası adına tezat bir 'eski şehir'di; şehre girerken bayılmıştı; kimsenin görmediği bir çocukla konuşmuştu hatta çocuk onu taciz bile etmişti. Gelecekleri yerin bir virane veya harabe olacağını düşünürlerken karşılarına çıkan şehrin neredeyse dört başı mamur surlarla çevrili; bakımlı bahçeli evlerin olduğu sanki hala kullanılıyor izlenimi veren bir şehir olması gayet sinir bozucuydu. Tabi bunun haricinde çocuk başkalarının olduğunu ima etmişti ama askerler her hangi bir şey bulamamıştı bu da ayrı bir şeydi,

"bizden başka kimse yok" kendi kendine konuşmuş gibi görünüyor olsa da çocuğa söylemişti bunu ama üzerine alınıp cevap veren dolgun dudaklı hizmetçi olmuştu,

"askerlerimiz kimseyi bulamadı efendim" Nultas gözlerini çocuğa dikmiş bekliyordu,

"henüz gelmemişlerse demek ki" çocukta bir gariplik vardı ama ne olduğunu da bir türlü çözememişti Nultas ama içinden bir ses bir yerlerde bir terslik olduğunu söylüyordu. Hizmetçilerine odayı boşaltmalarını söyleyerek kafasını biraz toparlamak istedi. Hizmetçilerle beraber çocuk da çıkmıştı. Nultas da üzerine huzurlu bir şekilde çökmeye başlayan uykunun kollarına kendisini bırakmaya başlamıştı. Garip bir şekilde gayipten duyduğu ses de; kimsenin görmediği çocuk da; şehrin kapısından geçtiğinde bayılmış olması da huzursuzluğa sebep olmuyordu. Oysa bir asker olarak daha da önemlisi bir prenses olarak bütün bunların onu en üst düzeyde tedbir almaya sevk etmesi gerekiyordu ama göz kapakları daha bir birlerine kavuşmadan uykuya dalmıştı bile...

ejderha günceleriHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin