Üykül yanlarından ayrılmadan önce Akej’in diğer elindeki zinciri de parçalamış ve onu nihayet serbest bırakmıştı. Bundan sonrasında ise diğerlerinin nasıl olduğunu tam olarak anlayamadıkları bir yöntemle uzaklaşmıştı. Bundan sonrasını Ebrid kartalının kısmen anlatımıyla öğrenmişlerdi. Akej sadece kartalın kadim bir Khudch’tan bahsettigini duyduğunda şaşırmış gibi görünmüştü ama Ritka bundan yüzde yüz emin olamamıştı. Sonuç itibariyle Üykül kadim bir Khudch’u saniyeler içinde öldürmüştü ve ejderhayla ilk kez başına bir şey gelmeden savaşmaya başlamıştı. Bu esnada da diğer askerlerin bu mücadeleden zarar görmemeleri için Nira askerlerinin enerjilerini soğurarak bilgelere ve sahiplere aktarmıştı ki güvenle askerleri uzaklaştırabilsinlerdi. Ebrid kartalı belki bilgeliğin belki de nihayetinde bir hayvan olmanın vermiş olduğu umursamazlıkla hangi taraftan kaç asker öldüğünü söylemek istememişti ama Ritka’nın sorularını görmezden gelemeyeceğini fark ederek bilgisini vermişti. Nira askerlerinin yüzde sekseninin –ki bu sayı yaklaşık olarak altı yüz bindi, Üykül’ün yaptığı enerji soğurmasıyla öldüğünü söylemişti. Ritka sadece Üykül’den de başka bir şeyin beklenemeyeceğini düşünmüştü. Mağaradan çıkalı neredeyse bir saat olmuştu ve Ritka hala yaşadıklarını, duyduklarını sindirmeye çalışıyordu;
“ne oldu genç elçi –bu arada söylemiş miydim, bu kadar küçük yaşta elçi olabilen kimse yoktu”
“hayır saygı değer Akej bahsetmemiştiniz.”
“peki neden durgunsun?”
“bir çok sebepten”
“anlatmak için izin vermemi mi bekliyorsun?”
“kusura bakmayın efendim, daha önce dediğim gibi, sizin kadar yüksek rütbeli birisiyle karşılaşmadım ve nasıl davranacağımı gerçekten bilmiyorum.”
“sen de haklısın, sonuç olarak masallardaki gibi degil hiçbir şey degil mi?”
“masal? Şu yaşadıklarımız masalları bile gölgede bırakmaz mı? Neyse efendim, öncelikle bu ormana girdiğimiz – neyse o sorudan vazgeçtim – sizler ne kadar güçlüsünüz?”
“çok kararsız gördüm seni elçi” adamın gülümsemesi Ritka’nın sinirini bozmuştu ama yapabileceği de bir şey yoktu,
“maalesef efendim”
“peki, sanırım Ebrid kartalının Üykül hakkında söyledikleri seni bunu düşünmeye zorladı. Şu kadarını söyleyebilirim, bizler antrlar olarak zarar verme taraftarı değiliz. Bu yüzden de daha önce bir antr’ın bahşedilen gücü geri almasına hiç şahit olmadım, böyle bir şeyi de görmedim. Tam da bu sebepten maalesef gücümüzü sana Üykül örneği üzerinden anlatamam. Şunları söyleyebilirim yine de, ebrid kartalı uzun bir süredir benimle beslendiği için aramızda size anlatamayacağım bir bağ var ve bu sayede onun bildiklerini bilebiliyorum. Net olarak konuşmak gerekirse orada toplam sekiz yüz on altı bin tane Nira askeri vardı ve Üykül bunların altı yüz üç bininin enerjisini sömürerek öldürdü. Neyse bu sekiz yüz küsür binlik askerlerin ortalama enerji seviyeleri yüz elliydi –“
“özür dilerim efendim siz seviyeleri nerden biliyorsunuz?”
“ebrid kartalı hayvanların kralı olduğu için, tüm hayvanların kralı, tüm hayvanlar enerji yoluyla aldıkları bilgileri kendi krallarına onlar da ebrid kartalına verirler. Böylece ben de öğrenmiş olurum. Devam edelim mi?” Ritka ses çıkartamamıştı ama Üykül’ün ve sahiplerin kendilerine enerji aktarımıyla bir şeyler öğretebildiklerini bizzat biliyordu. Kendisini salak gibi hissetmişti şu anda,
“bi de artık rahatlayabilirsiniz, bundan sonra bu ormanda siz – bize kimse müdahale edemez. Ne diyorduk, hah, seviyeleri ortalama olarak yüz elliydi ve sayıları bir milyon bile olsa bir antr bunları nefes düzeni bozulmadan saniyeler içinde yenebilirdi.”
“yok katırın dölü” bu tepki Niran’dan gelmişti ve ister istemez herkes Niran’a tepki dolu gözlerle bakmışlardı ama Akej’in tepkisi bu şekilde değildi,
“o ne demek oluyor?”
“efendim, katır normalde üreyebilen bir hayvan değildir bu yüzden biz insanlar olmayacak bir şey söylendiğinde imkansız anlamında ‘katırın dölü’ deriz”
“güzelmiş. Öyle Niran, daha önce dağları yele seren antrlar gördüm”
“o ne demek efendim?”
“yani dagı yerle bir ettiler ve dağdan arta kalan sadece toz oldu ve bu toz da rüzgarlarla savruldu.”
“peki öyleyse neden yürüyoruz kıdemli?”
“size güvenli bir bölgeye kadar eşlik edeceğim ve sonrasında ben antr-ash’a gideceğim sizler antr-ash’ın kapılarına istediğiniz şekilde gelebilirsiniz. Şimdilik sadece etrafta sizin göremediğiniz düşmanlara karşı benim yanımda olduğunuz mesajı veriyorum. Enerji kullanarak hareket etsek sizden hızlı olan her hangi bir düşman ikinci adımınız atmadan sizi yemiş olur. Dağın bu kısmı rekabet edebileceğinizin ötesinde düşmanların olduğu bir yer. Savaş alanındaki Khudch gibi –“
“kaltak kahin yani”
“kahin o değildi Nultas ama evet onun gibi: antr değilseniz galip gelemezsiniz khudch değilseniz mücadele edemezsiniz.”
“peki elçi olarak ben –“
“öğreneceksin. Biz gidiyoruz. Mesafe gözünüze yakın gelebilir ama emin olun hala çok uzaksınız. Bu noktadan itibaren bizim –yani antrların düşmanı olabilecek kimse yok. Bunlar bizim tarafımızdaki khudchlar ve diğer yaratıklar. Savaşacaklarını sanmam. Görüşmek üzere…” Ritka, şimdi bir şeyi daha anlamıştı: uyandırılmış bir orduyla karşılaştıkları zaman Üykül kendilerini fırlatmamıştı: kartal o kadar sessiz, o kadar güçlü ve o kadar gizli bir şekilde gelmişti ki, Akej’i kartalın üzerinde görebilmişlerdi sadece. İlk seferde olduğu gibi kartal sessiz sedasız gelmişti ve Akeji sırtına alıp gitmişti…
“sahiplerin sahibi yüce elçi Ritka hazretleri neden antrın yanında minnak kedi yavrusu gibi kaldınız?” niran alenen eğlenerek söylemişti bunu. Gergin ortama, özellikle savaş muhabbetinin ardından bu şaka çok iyi gelmişti herkese,
“sahiplerin sahibesi, ateşin vücut bulmuş hali doğa kara druidi Niran hanım siz neden ‘katırın dölü’ dediğinizde at tepmiş eşek gibi kalakaldınız”
“aynı şeyler mi hayvan herif –“
“heee noldu at sıçmığı” grup bu kısa konuşmadan gayet eğlenmiş olsa da artık daha fazla oyalanmaları yersizdi. Hele ki antr-ejderha savaşı Üykül’le beraber tekrardan başlamışken beklemek alenen delilik olurdu. Son kahkahalarını atarken hepsi bu kahkahaların tek sebebinin yaşadıkları gerilim olduğunu bilseler de yapacakları hiçbir şey yoktu. Bir antrın bile karşısında rahat edememişken onlar antr-ash’a giderek antr divanı ile görüşeceklerdi…
“demek zurelb dağının güvenli tek bölgesi burası ha?”
“anlaşılan öyleymiş de anlamadığım bir şey var Ritka –“
“ben elçiyim kızım bana ne soruyon Ennab’a sorsa –“
“gayet iyi anlaşıyordunuz ikiniz –“
“off kes sorayım biriniz cevaplayın: Issla, kapının köpeği bir Khudch olduğunu söylememiş –“
“umutlanma Niran, üzerindeki lanet dolayısıyla biz onunla mücadele edebildik. Zaten baksana burada bile bırak khudchla kapışmayı uyandırılmış khudchlar bile bizi zorladılar.”
“bok ye Ennab…” Ennab durumu kısaca izah etmişti daha doğrusu kendi fikirlerini söylemişti zira Issla ile veya onu lanetleyen antrla görüşmeden net bilgi veremeyecekti: Issla sadece içeri girmek isteyenlerin belirli bir seviyede olması gerekliliği için oradaydı. Dışarı çıkmaya çalışanlar içinse bir Khudch olarak tüm güçlerini kullanabilirdi. Daha fazla konuşmanın gereksiz olduğunu düşünmüşlerdi bundan sonrasında ve hepsi Zurelb dağının zirvesine gitmek için son hazırlıklarını yapmaya başlamışlardı. İlk mevzuları da karınlarını doyurmak olmuştu.
Gece gündüz farkını uzun zaman önce unutmuş olsalar da açlık mefhumu onlar için bir değişiklik göstermemişti ve bu zamana kadar fırsat buldukları her durumda mutlaka yemek yemişlerdi. Bu şekilde davranmalarında şüphesiz en büyük etken Üykül’ün ‘bedeniniz sizin bineğinizdir ona da bakmanız gerekir’ felsefesinden kaynaklanıyordu. Şu anda şikayetçi oldukları tek mevzu Üykül’ün yanlarında olmaması dolayısıyla kendi yemeklerine kalmış olmalarıydı. Neyse ki Nultas, yüzüğünden mumakhil etlerini çıkartmıştı da nispeten iyi bir yemek yemişlerdi. Ritka kimin ne düşündüğünü bilmiyor olsa da kendi aklında tek bir şey vardı: elçi olmayı nasıl bilecekti…
Antr desteğini kaybetmiş olan gençler sahiplerden öğrendikleri dumanlaşma tekniğini kullanarak ilerlemeye başlamışlardı. En üst düzeyde kullandıkları bu teknik onları bir atın bir tam günlük mesafesi kadar uzağa taşıyabilirdi ki bu nereden bakılsa bin kilometrenin üzerindeydi. Buna rağmen gençler bir türlü antr-ash denen yere, yani antrların sarayına ulaşmanın yakınında bile değillerdi. Birkaç denemenin ardından üzülerek görmüşlerdi ki Zurelb dağının zirvesine en az bir haftalık mesafeleri vardı. gençlerin umutları tükenmiş değildi hatta içinde bulundukları durum dolayısıyla, belki de unutulmuş olanı buldukları dolayısıyla, üzerlerine bir rehavet çökmüş bile denebilirdi: Ritka ilk kez Ennabla bu kadar yakınlaşmıştı. Niran ise her ne kadar göstermiyor olsa da Üykül’ün yokluğuna alışamamıştı: sataşacak yer arıyordu…
Günler bu şekilde ilerlerken yorgunluğu ilk hisseden Nultas olmuştu. Bu yüzden de en güçlü olması çelişkili olsa bile elçi olarak en kıdemlileri olarak Ritka meditasyonla dinlenmeyi tavsiye etmişti. Kendi görüsüne göre, buradaki soğurulabilir enerji o kadar yüksek miktardaydı ki bir iki saatlik meditasyonla bile düzelebilirlerdi. Ritka arkadaşlarının kendisini dinleyerek meditasyona girmelerine sevinmişti ve kendisi de meditasyona başlamak için hazırlanmıştı. Ama sürekli dikkatini dağıtan ve ne olduğunu bilemediği bir şeyler dolayısıyla bir türlü başlayamamıştı. Bir saatlik bir denemenin ardından en olduğunu üzülerek fark etmişti: elçi olarak gelebileceği nihai seviyeye geldiği için enerji aktarımı yapamıyordu. Bu yüzden de ilk önce ruhuna enerji göndermeyi denemişti ama başaramamıştı, sonrasında ise kılıcını beslemeye karar vermişti. En nihayetinde bunda da başarılı olamayınca ayağa kalkarak etrafta dolanmaya karar vermişti.
Aklına özellikle neden meditasyon yapamadığı ve enerjiyi neden manipüle edemediği gibi sorular o kadar yer etmişti ki artık ne yürüdüğü yolu görüyordu ne de etrafını. Enerji kullanmaya ilk başladığı andan itibaren böyle bir sorunla karşılaşmamış olması onu endişelendirmeye başlamış olsa da asıl korkutan şey hiç şüphesiz sahipliğin bir üst seviyesini çıkmış olmasına rağmen enerjiyi manipüle edememiş olmasıydı. Enerjiyi hissediyordu bu kısımda bir sorun yoktu ama neden yönlendiremiyordu, sorun buydu. Tekrar test edebilmek için gözlerine biraz enerji göndererek kurt bakışını devreye soktu. Göz alabildiğine yoğun bir enerji akımının olduğunu hayranlıkla izlemişti sonrasında ise bacaklarına biraz enerji vererek koşmaya başlamıştı. Amacı sadece kendisini zorlamaktı, eger bunu başarabilirse enerjisini yenileyebilmek adına bir devir daim sağlayarak enerji yönlendirme konusunda başarılı olabilirdi. Bu yüzden de bir taraftan koşarken diğer taraftan da dentiasındaki enerjinin durumunu incelemekle meşguldü.
Ne kadar süre koştuğundan emin olmasa da bir köprüye geldiğini fark ederek durmuştu zira köprünün sonu dev bir saraya çıkıyordu. Burasının antr-ash olduğuna emindi. Gözlerini antr ash’tan alamamıştı ki bir şey dikkatini çekti: ortada köprü falan yoktu. Burası sıradan toprak bir yoldu ama etrafındaki mavi yeşil bitkiler öyle bir illüzyon oluşturuyordu ki toprak yol altından nehir akan bir köprü izlenimi veriyordu. Arkadaşlarını geride bırakmış olmanın gerilimini halen hissediyor olsa da yapacak daha iyi bir şey bulamadığı için devam etmeye karar vermişti…
“hoş geldin küçüğüm…” karşısında gayet sakin görünümlü yaşlı bir adam vardı, hayatın hengamesini görmüş geçirmiş ve her şeyden elini eteğini çekmiş gibi hali hareketleri olduğu için de Ritka çok da önem vermemişti adama. Yine de saygısızlık etmemek için selam vermeye karar vermişti,
“hoş bulduk efendim. Antrlarla görüşmek için gelmiştim ben buraya ama nerede oldukları konusunda zerre kadar fikrim yok”
“ne konuda görüşeceksin” adam önünde uzanıp giden mavi yeşil otlara şöyle bir bakmıştı bunu söylerken. Bu da Ritka’nın dikkatinden kaçmamıştı: daha önce burada olmadığı bilenen bir kimse antr-ash’a geldiği halde ilgi gösterilmemesi dikkat edilmesi gereken bir durumdu,
“dünyanın geleceği hakk –“
“az önce şurada bir böcek vardı gördün mü onu?”
“efendim? –hayır efendim maalesef gözden kaçırmışım –“
“o küçücük böcek bu bahçenin bu kadar güzel ve canlı görünmesini sağlıyor biliyor musun?”
“ben de sizin gibi kadim bir antr karşısında o böcekten farksızım efendim ve şunu size sormama müsaade edin: bahçenizin güzel ve canlı görünmesini mi sağlayacaksınız yoksa bahçeyi de böceği de ölüme mi terk edeceksiniz?”
“onun kararını ben veremem küçüğüm ama bir şeyi merak ettim: antr olduğumu nerden çıkarttın?”
“geçirdiğim evrimler neticesinde enerjiyi görebiliyorum –“
“oo nasıl elde ettin bunu?”
“gök gri kurt sağ olsun ve tabi akıl hocam ve yoldaşım Üykül’ü de unutmamak lazım hülasa sizden yayılan bir enerji göremiyorum bu da Khudch olmadığınız anlamına gelir ki –“
“burada da sadece khudchlar ve antrlar var. Güzel… Peki küçüğüm size yardım etmezsek ne olur?”
“dediğim gibi efendim, bahçe de ölür böcek de… Oysa ki siz antrların insanların dünyası için düşledikleri sanırım bu değildi….”
“peki gel bakalım seni antr-ash’ta antr-ıpn’a götürelim. Ama hiçbir şeyin garantisini vermiyorum.” Bundan sonrasında yaşlı adam Ritka’yı peşine takmış ve yürümeye başlamıştı. Bir taraftan da Ritka’ya etraftaki canlıları anlatıyordu. Bunun için de en başından başlamıştı: Apsyny’dan, burası canlar ülkesiydi. Buranın yerel halkı olan antrlar neredeyse ölümsüzlerdi ve kendilerine verilen bu hediyeyi insanlarla ve diğer bir sürü canlıyla paylaşmışlardı. Onlar kaynak oldukları için de neredeyse ölümsüz olabilmişlerken kendilerinin hediye ettikleri kimseler sadece uzun bir ömre sahip olabilmişlerdi. Onların bu derece güçlü, uzun ömürlü olmalarının sebeplerinden bir tanesi de hiç şüphesiz buradaki bitki örtüsüydü: bitkiler sadece görüntü, besin veya bunun gibi şeyler değildi. Buradaki tüm canlılar, bitkiler ve hayvanlarla beraber, enerjinin çok hızlı aktarılmasını ve devinimini sağlayan bir yapı ouşturuyorlardı.
“şunu diyebilir miyiz öyleyse: enerji deviniminin karadan sudan; suda havadan daha yavaş olmasının sebebi bu canlıların oluşturdukları çevresel ortam”
“evet öyle denebilir… iyi bir öğrencisin.”
“bunu bir de Üykül’e söyleseniz –“
“kim bu Üykül? Bak şuradaki ağaç mesela bizim dilimizde ona ‘shara’ deriz: topraktan enerjiyi çeker ve havaya yayar. Bu yüzden de onun yanında meditasyon yapmak istesen çok daha hızlı verim alırsın” yaşlı adamın anlatılarına devam etmesini Üykül’le çok da önem vermediğinin göstergesi olarak düşünmüştü Ritka ve bu yüzden de cevap vermemişti. Yaşlı adam da uzun uzadıya bitkileri hayvanları onları kimin neleri bahşettiğini anlatmaya devam etmişti. Ebrid kartalını Shouaphie’nin takdis ettiğini söylediğinde şaşırmıştı Ritka. Madem kutlu bir hayvandı neden Akej’e muhafız olarak atanmış olabilirdi ki…
“peki ya baykuşlar?”
“hmmm… neden özellikle baykuşlar?”
“buraya gelene kadar çok fazla badire atlattık ve bu badirelerin arasında yardımını en çok gördüğümüz şüphesiz bir baykuştu.”
“kucmalar yok muydu mesela bunların arasında?”
“efendim?”
“kucmanın kut’unu göremediğimi düşünmedin degil mi? Neyse baykuşları Abrit kutsadı ki burada ismi anılmaz onun…”
“sanırım kötü bir şey yaptı”
“kucmaları da akej kutsamıştı mesela, o da pek anılmaz buralarda…” adam buğulu gözlerini kaçırmıştı abrit ve akejden bahsederken. Bunu fark eden Ritka ise konuyu uzatmamaya karar vermişti. Anladığı şeylerden bir tanesi de antrların tüm dünyaya dokundukları olmuştu: Ashemhex tabiata dokunmuştu ama hayvanlara dokunmamıştı. Yaşlı antr ondan bahsederken alenen gülümsemişti: istediği zaman soldurur istediği zaman yeşertir demişti ondan bahsederken…
“evet geld –“
“Theleps, hoş geldiniz” Ritka bir anda beyninden vurulmuşa dönmüştü zira eğer bu gerçekten Thelepsh ise –ki karşısındakinin yalan söylemesi anlamsızdı- Theshup’un hocası insanlara enerjiyi ilk kez bahşeden antrdı…
“bir konuğumuz var gördüğün gibi önce onu bir ağırlayalım, ne dersin?”
“divanın acil toplanması lazım –“
“eksiklerimiz varken mi?”
“eksiğimiz varken desek daha doğru olur”
“ne demek istiyorsun Adhıyuoph, Abrit mi burada?”
“hayır efendim Akej burada”
“bu nasıl olabilir…”
-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
Ritka normalde antrların divanına dışarıdan kimsenin kabul edilmediğini Adhyıouph’tan almıştı. İki antrın sohbetleri bittikten sonra Thelepsh hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı. Enerji kullanmıyor olması Ritka’nın dikkatini çekmişti ve onun hızına ufak bir enerji kullanımı ile yaklaşabileceğini düşünerek ufak bir hamle yapmıştı. Ancak bu hamle Adhıyouph’un bir anda kolundan yakalanmasıyla yarıda kesilmişti. Sonra kısaca kurallardan bahsetmişti genç antr. Buna göre kıdem olarak yüksek olan bir antr takip ediliyorsa ve takip eden bir tek kişi varsa sağ tarafından kılıç mesafesinde takip edilmesi gerekliydi. Ritka bir asker olarak bunu kellesini antr’ın inisiyatifine bırakmak olarak yorumlamıştı. İkinci kural Thelepsh hariç her hangi birisi soru sorsa bile kesinlikle cevap vermemesi olmuştu. Antr meclisinde varlığı belli olmamalıydı deyim yerindeyse ve kapının hemen yanında durmalıydı. Ritka içinden Akeje sövmüştü zira ‘öğreneceksin’ dediğinde antrlara yaklaşınca bir enerji öğretimi olacağını düşünmüştü.
“saygıdeğer Theleps, hanım efendi Eynetes, Usta Shouaphie ve diğer kardeşlerim hepinizin ateşi daim olsun.”
“senin burada yerin yok akej, mahkumiyetin bitmedi”
“aslına bakarsan bitti kardeşim Rukwousos zira hükmünüz bir antr tarafından azad edilmemdi. Ve bir Antr serbest kalmama yardımcı oldu: zincirlerimi kırdı.” Bu cevap divana bomba gibi düşmüştü, öyle ki az önce sükunetten ölecekmiş gibi görünen Thelepsh bile sinirden köpürmüştü. Diğerleri arasında hararetli konuşmalar homurdanmalar devam ederken birisinin sesi diğerlerini bastırmıştı,
“Choun, kuzum sen mi yardım ettin buna?”
“hayır Usta Shouaphie, size verdiğim sözü bozmadım”
“senin iyiliğine olur kuzum, biricik dostun Abrit gelse bilirdik: peki kim o zaman?”
“müsaadenizle Ustam, buradan herhangi bir antr değil –“
“başka bir yerde de mi antr varmış, bu ne demek?” ilk kez birisinin sözünü diğeri kesmişti ve Ritka buna şaşırmıştı. Zira Akej ilk konuşmaya başladığı zaman bile hiddetini gizlemeyen Rukwousos Akej’in sözünü kesmemişti,
“hanım efendi Eynetes, Apsynyda doğmayan, antr gibi yetiştirilmeyen bir antr var ve bu konuda sizlere daha detaylı bilgiyi ben değil de küçük arkadaşım daha verecektir. Ritka buraya gelir misin?” Ritka ne yapacağını bilemez bir halde önce Adhıyoupha sonra da Thelepsh’e bakmıştı. Ama Eynetes araya girmişti. Bu, ilk kez Ritka’nın Eynetes’e baktığı andı,
“gel küçüğüm müsaade verildi” ama Ritka hala gidemiyordu, bu yüzden de tekrar Thelepsh’e bakmıştı. Bu sefer de araya Shouaphie girmişti,
“gel küçük adam, bu divanda Eynetes’in sözü üzerine ben bile söz söyleyemem: kadından korkmayan Arkhana’dan korkmazmış ne de olsa” demiş ve gülümsemişti. Bunun üzerine de Ritka çekingen adımlarla ileriye doğru yürümeye başlamıştı. Nedenini kendisi de bilmese de Akej’in yanına kadar gitmişti. Sonrasında ise Adhıyouph’un söyledikleri aklına gelmiş ve ani bir hareketle Akej’in solundan sağ tarafına geçerek onun bir adım gerisinde durmuştu,
“yüce antrlar… Ben – Elçi Ritka, kusura bakmayın daha önce antrlar divanında hiç bulunmamıştım. Bu yüzden mazur görün şimdiden dilimin yalpalamasını. Evet, sonradan öğrenmiş olduğum kadarıyla –sizin tabirinizle- budunda yetişen bir antrın varlığına şahit oldum. Ve lakin benim onun antr olduğuna kanaat getirmem Antr Akejle bir araya geldiğimiz zaman oldu. Şu anda bile sizlerle karşı karşıya olmamış olsam onun bir antr olduğunu iddia edemem.”
“yanında gezdiğin kişinin ne olduğunu bilmemen de senin ayıbın elçi…” ses salonda alenen gürlemişti,
“affınıza sığınarak sayın antr ben buraya size sizden birisini veya sizden birisi olma ihtimali olan birisini anlatmaya gelmedim. İnsanlar, evet insanlar için geldim. Müsaade ederseniz içinde bulundukları durumla alakalı sizlerle görüşmek isterler…” Ritka bu cümleyi nasıl kurduğundan bile emin olamamıştı ancak cevap verdiği kişinin antrların en güçlülerinden birisi olduğunu az çok biliyordu. Bu yüzden de cümlesi bittikten sonraki üç beş saniyelik zaman dilimi kendisine sonsuz uzunlukta gibi gelmişti. Bu müddet boyunca da ecel terleri dökmüştü. Neyse ki araya güzeller güzeli Eynetes girmişti de Ritka Rukwousos’un elinden kurtulduğunu hissederek rahat bir nefes almıştı,
“öyleyse elçi çağır insanlarını buraya, nicedir hiçbir insan gelmemişti buralara: budundan haber versinler bakalım bizlere…”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ejderha günceleri
Fantasybildigin bütün dünyaları unut, bu dünya başka; burada herşey bambaşka...
