ILK SAVUNMA HATTI

222 12 6
                                        

Ritka iki gardiyanın önünde, içerdeki mahkûmların ne olduğunu anlayabilmek için Üykül’ün geliştirdiği sinsi metodunu kullanmaya karar vermişti. Gardiyanlar onun tereddüt ettiğini düşünüyor olsalar da tedbirli olmak Ritka’nın önceliğiydi. Ritka yaydığı enerjiye göre içeride seksene yakın değişik yaratık türü keşfetmişti ve bu yaratıkların hiçbiri daha önce karşılaştığı türden şeyler değildi. Zaten daha çocukluk yıllarını bile geride bırakamamış yaştaki birisi için bu durum çok da şaşılacak bir şey değildi. İçeride kendisine tanıdık gelen tek enerji türü kara druid olduğunu tahmin ettiği bir yaratığa aitti. Kendisinden şüphe ettirecek kadar güçlü bir yaratık bu. Şüphelerini bir tarafa bırakarak, muhafızlara hafifçe gülümsedi ve içeriye adımını attı.
Sağlı sollu sıralanmış hücrelerin içerisinde kendisini umursamaz gözlerle izleyen yaratıkları gördüğünde şaşırmadan edememişti Ritka. Çünkü bunların neredeyse hepsi kendisine gayet insan gibi görünmüştü. Hücrelere yerleştirilmelerinde her hangi bir düzen olup olmadığını düşünmeye başlamıştı ki yan tarafından bir kıkırdama sesi geldi. Ritka sesin geldiği tarafa bakarak, ilgilenmiş ya da temkinli davranmak için izlemiş gibi görünmemek adına sesin geldiği tarafa tekrar sinsi yollamıştı. Gördüğü kadarıyla sıradan enerji sahibi sıradan bir insan gibi görünen bu insan bozması mahlûk, muhtemelen komutanın bahsettiği cadılardan bir tanesiydi. Buraya atılmadan önce üzerindeki tehlikeli eşyaların alındığını düşünerek yoluna devam etmeye karar vermişti. Bu esnada da temkinli olmak adına kurt bakışlarını gizleyerek devreye sokmuştu.
Buradaki en tehlikeli varlığın kara druidi olduğunu düşünmeye başlamıştı Ritka. Çünkü daha önceden, Niran’la karşılaşmalarında, doğa druidi olmalarına rağmen Niran ve ninesi onlara ciddi zararlar verebilecek saldırılar yapmışlardı. Henüz kara druidin hücresine gelmemişti ama ilerideki bir kadın dikkatini çekmişti. Çünkü bu, her ne kadar dışarıdan bakıldığında kadın gibi görünüyor olsa da bir erkekti, Ritka ne olduğunu anlamaya çalışırken aklına komutanın söylediği sözler gelmişti: ‘kimilerinin derilerini canlı canlı yüzdüler’ sinirden deliye dönmüştü Ritka ama belli etmemeye de dikkat etmişti. Bu cadı bir insanın derisini canlı canlı yüzmüş ve onun tenine bürünmüştü. Hangi hastalıklı akıl böyle bir şeyi yapardı hayal bile edemiyordu ama hemen sinsi enerjisini göçmen kampının tamamına yaymıştı. Çünkü komutanın anlattığı kadarıyla bir cadı, iş üzerinde değilse askerler tarafından pek de fark edilebilir bir tür değildi. Kaç kişinin derisinin yüzüldüğü bilinmediği için de içeride çok fazla ‘casus’ olma ihtimali olabilirdi.
Aklında bu fikirle hızlıca hücrelerdekilerin neler olduğunu anlayabilmek için hem sinsiyi hem de kurt bakışlarını kullanarak tüm hücreleri incelemeye başlamıştı ki hücrelerden bir tanesindeki druidin enerjisindeki değişimi fark etmişti: hiçbir şey doğru değildi burada, bu kadar kolay olmasının hiçbir açıklaması olamazdı. Kara druid olduğunu tahmin ettiği hücreye doğru yürümeye başlamıştı bile. Hücrenin önüne geldiğinde konuşmaya başladı,
“sanırım burada en cesur olan sensin, öyle mi?” Ritka hücresinde umarsızca oturan adama bakarak konuşmuştu. Adam umursamamıştı ama kurt bakışları, adamın enerjisindeki değişimleri cok rahat bir şekilde yakalayabiliyordu. Bu esnada sinsiyi kullanmayı da bırakmadığı için diğer hücredeki tüm mahlûkların hareketlendiğini de fark etmişti. Adam da konuşmaya başlamıştı, Ritka bunun sadece zaman kazanmak için girişim olduğunu tahmin ettiği için, Üykül’ün kendisine verdiği birkaç rüne enerji göndererek onları aktif hale getirmişti. Sonrada içinden kendisine gülmüştü: bir kucmanın takdisini almış, gök gri kurt olan batı orduları komutanı Üykül’ün rününe muhtaçtı. Adam usulca konuşmuştu,
“garip bir mahluksun çocuk…” adam devam etmeyince Ritka konuşmak zorunda kalmıştı,
“dedi, kara druid. Tipinize bakmadan kendinizin ne bok olduğunu bilmeden başkalarını nasıl yargılayabiliyorsun lan sen it” Drudin gözlerinde hafif bir titreme olmuştu. Ritka’nın derdi adamı kandırmak, sinirlendirerek hata yapmasını beklemek falan değildi. Tüm söylediklerini bile isteye söylemişti.
“demek kara druid’i olduğumu biliyorsun şaşırttın beni çocuk” demişti ve Ritka’ya bir lanet savurmuştu. Bununla beraber, Ritka ilk bilgiyi almıştı: adam ya hagusunu içeriye sokmayı başarmıştı, ya da hagu olmadan lanet savurmayı biliyorlardı. Hücrenin parmaklıklarına baktığında sekiz on farklı druidin izini görmüştü Ritka. Bu da demek oluyordu ki içerideki kara druidi, beklenenin çok üzerinde bir güce veya tekniğe sahipti. Daha fazla bir şeyler öğrenebilmek adına konuşturmak istiyordu şimdi,
“o boktan lanetlerinin gerçekten benim üzerimde bir işe yarayacağı düşünecek kadar aptal mısın yoksa sadece şansını denemek mi istedin?” bu esnada halen adamı izliyordu ve enerjisinin daha fazla dalgalandığına şahit olmuştu. Bir anda önündeki parmaklık yok olduğunda ise ne yapacağını şaşırmıştı. Ama bir şey daha öğrenmişti: druid sadece burada kalmak istediği için kalıyordu. Ve adam konuşmaya başladı,
“önümdeki boktan parmakların beni durdurabileceğini düşünecek kadar aptal mıydın çocuk?” Ritka, bunu beklemiyordu ama şaşırmamıştı da, bu yüzden sakin bir şekilde cevap verdi,
“hmpf… iki druidin dört katmanlı rün yapması başarısı zor bir ihtimal zaten. Bunu aşamaman için aptal olman gerekir. Ama yapan druidler bu özensiz çalışmaları için cezalandırılacaklar emin olabilirsin. Şimdi tekrar saldırmanı istiyorum” diyerek cümlesini bitirmişti Ritka. Bu esnada kara druid, nefretini yaymaya başlamıştı bile. Sonrasında ise bariz bir kin ve nefret yaymıştı. Ama Ritka’ya hiçbir şey olmuyordu. Bu da adamı daha fazla sinirlendiriyordu. Rikta, kendi zekasına hayran kalmıştı.
İçerideki druidin fark edemediği bir durum yaşanmıştı, Ritka’nın kendi zekasına hayran kalmasının sebebi buydu. Birkaç farklı tekniği bir arada kullanarak kendisine has bir teknik geliştirmişti ve bu tekniği druid rünleri ile birleştirerek hücrenin içerisinde savaşçı enerjisi temelli bir rün oluşturmuştu. Adamın bunu fark edememesi gayet normaldi. Çünkü Ritka, Üykül’ün kullandığı ve yerlerde çukurlar etrafta yıkımlar oluşturan koşu tekniğini enerji bariyerleri içerisinde kullanarak fiziksel yıkımların önüne geçmişti. Daha da önemlisi kendi içerisinde bir devinimi olduğu için koşunun rüzgarı bile neredeyse hissedilemiyordu. Bu yüzden tekniğin adını “tüy sıklet” koymuştu Ritka. Bu enerji temelli koşuyu, hücrenin içerisinde bir rün oluşturarak yaptığı için de hücre içerisinde bir rün formasyonu oluşmuştu. Bu formasyonun temelinde ise, gelen enerjiyi formasyona dağıtma özelliği yatıyordu. Yani içerideki druid ne kadar enerji harcarsa kendisini hapseden rün daha da güçlenecekti. Tabi dezavantajı yok değildi: kendisi de enerji kullanamazdı. Ama önemli de değildi çünkü kendisi fiziksel olarak karşısındaki druidden çok daha güçlü ve çok daha zindeydi. Suratında aşağılar bir gülümse ile konuşmaya başlamıştı Ritka,
“oradan bi bok yapamayacaksın anlaşılan bari içeri geleyim de işini kolaylaştırayım” bu arada ihtiyaten üzerindeki silahlarını yüzüğüne göndermeyi ihmal etmemişti. İçeri girdiği zaman da durumda çok bir değişiklik olmamıştı: druid ne kadar saldırırsa saldırsın, Ritka’ya etki etmiyordu. Tam da bu esnada Ritka’nın aklına, hücreye girmeden önce sorması gereken bir soru gelmişti: druidi içeride tutabilen bir formasyon kendisinin çıkmasına izin verir miydi? Ritka rün formasyonunu düzenlemeyi akıl etmişti ama bozma kısmına hiç kafa yormamıştı… bu sefer de kendisine sövmeye başlamıştı içinden ama bunu hasmına göstermek niyetinde değildi. Şu anda yapmak istediği tek şey sinirden patlamak üzere olan druidi izlemekti. Bir müddet izledi ve sonrasında tekrar konuşmaya başladı Ritka,
“ee ne oldu, bu rünleri kıramadın bakıyorum… neyse şimdi işimize dönelim. İlk soru, hagu olmadan nasıl rün yapabiliyorsun?” Ritka’nın tahmin ettiği gibi adam cevap vermeye yanaşmamıştı, bu yüzden de ağır hareketle adamın üzerine yürümeye başlamıştı. Kara druid ne olduğunu anlamıyor olsa da az çok tahmin edebiliyordu sadece…
Sadece bu hücrenin içerisinde Ritka iki saatten fazla zaman harcamıştı bu süre boyunca durmadan dinlenmeden ve en önemlisi de adamı öldürmeden evire çevire dövmüştü. Ritka aslında durumun daha uzun süreceğini düşünüyordu ama adam çözülmüştü. Aklına bir tek sebep geliyordu o da, kara druidin enerji veya rün savaşlarında gayet tecrübeli olmasına rağmen daha önce kimsenin fiziksel şiddetine maruz kalmamış olmasıydı. Doğal olarak adamın çektiği acılar tamamen tanışık olmadığı acılardı ve daha fazla dayanamamıştı. Bu arada adamın neredeyse kırılmadık kemiği kalmamıştı. Hatta artık adamın olmadık yerlerinden bile kanlar süzülmeye başlamıştı.
Ritka, sırtını hücre duvarına yaslanmış otururken, kara druid ezilmiş, sersemlemiş, sinmiş, korkmuş, bezmiş gözlerle Ritka’ya bakarken Ritka’nın aklında bir tek şey vardı: çıkmayı başarabilecek miydi? Adamın artık kendisine zarar veremeyeceğinden emin oldugu için tüm duyularını aktif hale getirerek gözlerini kapattı ve kısa bir anlığına düşünmeye başlamıştı. Bu arada rünü izleyerek çalışma prensibine bakıyordu, tek kelime ile muhteşemdi; aşılması imkânsızdı. Bir kez daha eserini gururla inceleyerek ayağa kalktı ve yavaşça yürümeye başladı. Eskinden parmaklıkların olduğu yere geldiğinde tereddüt bile etmeden adımını attı ve dışarı çıktı. Sonra kafasında bir ses yankılanmıştı: “tebrikler Ritka, artık ‘Rün efendisi’ de oldun” baykuştan başkası değildi bu. Sonra geriye dönerek tekrar rüne baktı: rün alenen kendisine hizmet etmek için oluşturulmuş gibi bekliyordu. “Efendinin kim olduğunu öğrenmen güzel bir şey” diyerek yürümeye başladı.
Ritka, dışarı çıktığında, önce yerlerde hareketsiz yatan askerlere ve sivillere baktı: nereden bakılsa iki yüze yakın kişi ‘aniden bayılma’ sebebi ile bakım çadırlarının olduğu tarafa getirilmişlerdi. Hapishanenin kapısındaki muhafızlar, Ritka’yı uzun uzadıya süzmüşlerdi bu arada. Ritka da fırsattan istifade az önce yaptığı rünü tüm hücrelere ve tüm hapishaneye yaymıştı. Dışarıda sabırsızlanmış vaziyette üzerine koşan komutanı görünce direk konuşmaya başlamıştı,
“şu yerdekilerin hepsini içeriye taşıyın –“
“ama efendim içeride yeteri kadar –“ komutan Ritka’nın sözünü kesmeye cesaret edebilmişti. İçinde bulundukları durumu düşündüklerinde ise Ritka’nın gözlerinden herkesin görebildiği mavi kıvılcımlar çıkmıştı,
“bir daha – sözümü kesme – komutan” her adımında bir şey söyleyerek ilerlemişti Ritka ve komutanla karşı karşıya gelince de sözlerine devam etmişti:
“cadılar insanların derilerini neden yüzdüler komutan düşündün mü? Tabiki düşünmedin? Bunları kim bu hale getirdi düşündün mü? Onu da düşünmedin… içeride o kadar mahkum var, istihbarat alabildin mi? Alamadın. İşte şimdi sana yeni emir: baygın olanların hepsinin kafalarını tek tek keseceksin, anladın mı?” komutan mavi kıvılcımları gördükten sonra zaten konuşmaya takat bulamamıştı bu yüzden de yutkunarak kafasını olumlu anlamda sallamıştı. Belinden çektiği kılıçla işine başladığı zaman Ritka iki muhafıza tekrar dönmüştü,
“boşuna bakmayın, sizin görebileceğinizden öteyim. Bu hapishanenin rünlerini siz mi yaptınız?”
“evet efendim” diyerek saygıyla cevap vermişti bir tanesi. Ritka, askerlerinin saygısını zor yolla kazanmak istememiş olsa da artık yapabileceği bir şey yoktu,
“ottan boktan işler yapmışsınız: kimse size rünler hakkında bir şeyler öğretmedi mi?” ikisi de şaşkınlıktan konuşamamışlardı. Bu, Ritka’nın daha da umutsuzluğa kapılmasına sebep olmuştu. Bu umutsuzlukla sinirlenerek tekrar konuştu,
“rün yapabilen herkesi eğitim alanına toplayın: sizler de dâhil” diyerek arkasını dönmüştü ve eğitim alanına doğru yürümeye başlamıştı…
-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-
Ritka lotus pozisyonunu aldığında Nultas, Niran ve Ennab’la aynı anda irtibata geçmişti. İlk konuşan Niran oldu,
“Rikta ne iş?” diğerleri sadece şaşkın şaşkın bakmakla yetinmişti, Ritka nereden başlayacağını bilmediği için konuyu değiştirmek istemişti,
“ne durumdasınız hanımlar?”
“kuzeyde sorun yok, ta o zaman dediğim gibi kuzey halkları türlü mahlukla savaşmaya zaten alışmış vaziyette. Şu anda planımıza sadık kalabilmek adına hepsini tek bir noktada toplamak üzere saldırılar yapıyoruz –“
“bizde durumlar çok iyi değil – Nultas araya girmişti- Nira ordusu perişan halde bilmediğimiz mahluklar, yönünü yordamını bilmediğimiz saldırılar: ne karşı koyabiliyoruz ne de başka bir şey”
“standart savaşıyoruz işte Ritka ama bu ne böyle: sen üçümüzü aynı anda nasıl bir araya getirebiliyorsun?” soru Niran’dan gelmişti tekrar. Ritka bildiklerini gördüklerini anlatmanın uygun olacağına karar vermişti:
“hanımlar aslında temelini bildiğiniz bir şey: Üykül daha önce bizim önümüzde birkaç kişiyle görüşmek için bu rünleri kullanmıştı. Şu anda benim kullandığım rün ise onun dört katmanlı olanı: hepimiz görüşebilelim diye. Çünkü haberler kötü: Ennab en kötü durumda olan muhtemelen sensin bu arada –Ennab’ın gözleri dönmüştü- Nultas baş edemiyor olmanız gayet normal; Niran dikkatli olun. Şu az ileride yaratıkları attıkları bir hapishane var. Orada birkaç incelemede bulundum, durumlar şunlar,
Birincisi aramızda casuslar var: kara druidi bana hagu kullanmadan lanet yapmaya çalıştı –Niran araya girecekken Ritka eliyle durdurmuştu onu-
İkincisi, cadılar insanların canlı canlı derilerini yüzerek kurbanlarının derilerine ve tahmin edeceğiniz gibi görüntülerine bürünüyorlar
Üçüncüsü, karşımızdaki mahlukların çoğuna alcham etki etmiyor veya çok zor etki ediyor: güçlendirilmesi veya alternatifinin bulunması lazım,
Dördüncüsü, yıjlar –sanırım yıkım ekibi olarak- yiyecek ve içeceklerimizi yok ediyorlar
Beşincisi yaratıkların bir kısmı sadece zihin oyunları oynuyor: yani olmayan saldırıları olmuş sanabiliyoruz. –“
“iyi haber var mı Ritka?” Dehşete düşmüş bir sesle cevap veren Nultastı. Ritka hafifçe tebessüm etmişti,
“iki üç tane var Nultas. Casuslar için Rimizde kullandığımız rünü kullanabilirsiniz. Ennab sen Ebrid kartalı olarak görebilirsin diye tahmin ediyorum. Böylelikle casus etkisi ortadan kaldırılmış olur. Hagu kullanmadan gerçekten güç kullanabilen druidler varsa işimiz çok zor. Hepinize şu rünü – eliyle havaya çizmişti Ritka ve orada öylece durmaya başlamıştı rün- vereceğim. Üykülden hediye: Niran bize ilk saldırdığında bu rünle korunmuştuk. Casusları tespit ettikten sonra kalanların eşyalarını bu rünü yapın; hafif bir enerji verildiğinde aktif hale gelir.
Alcham için yapabileceğimiz bir şey maalesef yok. Ama bizim bildiklerimiz sadece yakmaya dondurmaya yönelik –bu arada yıjlar soğuğa dirençsiz dondurmak için alchamı hala kullanabiliriz- diğerleri içinse aklıma gelen bir fikir var: patlama etkisi yarattıkları için etraflarını ok başları veya delebilecek çeşitli metallerle sararak kullanabiliriz diye düşünüyorum.
Zihin oyunlarını alt etmek çok basit: sinsi enerjisi kullanarak yaratığın, okun veya kılıcın ya da karşılaştığınız her neyse gerçek olup olmadığını ayırt edebilirsiniz.” Rikta herkese dikkatle bakıyordu ama kimse tatmin olmuş gibi değildi, bu yüzden de asıl merak ettikleri konuya gelmişti:
“hanımlar az önce rün efendisi oldum, o yüzden rünleri farklı şekillerde kullanabiliyorum ama henüz ne gibi avantajları var emin değilim. Şimdilik emin olduğum şey şu: eğer yaptığım rün bana zarar verme durumu olan bir rün ise, rün efendisi olduğum için zarar veremiyor. Hepsi bu…” Ritka kızların meraklarını en nihayetinde elinden geldiği kadar giderebildiği için hızlı bir şekilde casuslar ve alınacak tedbirler hakkında konuşmuşlardı ve Ritka da rünü bozarak eğitim alanına gelen kalabalığa yönelmişti…
-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
Ritka karşısındaki druidleri gördüğü zaman içten içe ne yapacağını düşünmeye başlamıştı zira druidler Ritka’nın türü gibi değillerdi. Onların sahip oldukları yetenekler daha doğaldı bu yüzden de sahip oldukları enerjilerini doğal bir araç yani hagu ile harekete geçiriyorlardı. Ama hapishanede karşılaştığı kara druid bunu aşmanın bir yolunu bulmuştu. Daha doğrusu birileri kara druidlere Ritka ve Üykül’ün geliştirdiği yöntemi anlatmıştı. Bu yüzden de Ritka aklına sonradan gelmiş gibi birkaç tane enerji seviyesine güvendiği askeri yanına çağırmakla işe başlamıştı. Druidleri kendi enerjileri ile uğraşmaları için birkaç yöntemle meşgul ederken gelen askerlere de rünlerle alakalı temel bilgileri verecekti. Askerler geldiği zaman Ritka onlara kenarda beklemelerini söyleyerek druidlere baktı. Onlar bilmese de bu bakış kurt bakışıydı ve sinsi tekniğini kullanmayı da ihmal etmemişti. Gördüklerine göre de tüm druidleri kendi aralarında gruplara ayırmıştı. Sonra da konuşmaya başladı:
“evet gençler – yaşlılar hepiniz beni dikkatle dinleyin. Tanımayanlar için ben Ritka, bundan sonraki azabınızın başlangıcıyım. Benim eğitimleri dikkatle dinlerseniz bu azap geçici olacak aksi takdirde hepimiz geberip gideriz – en iyi ihtimalle… Şimdi, biliyorum sizler druidsiniz ve bizlerden farklı şekilde yetiştirildiniz; enerji kullanım metodunuz bizden farklı.
Ama içeride –eliyle hapishaneyi göstermişti- bir kara druid kafasına göre hagu olmadan güçlerini kullanabiliyor –“ bir tanesi elini kaldırmıştı ve direk konuşmuştu,
“efendim sizin geliştirmiş olduğunuz yöntemi kullanabilmemiz için bizler de eğitimlerimize başladık: elimizden geldiği kadar çalışmalarımızı yapıyoruz ve ilerleme kaydettik –“ Ritka bu yöntemlerden druidlere ne zaman bahsedildiginden emin olamamıştı ama altını deşelese Üykül’ün çıkacağından yüzde yüz emindi. Kendine güvenen ses tonunu bozmadan devam etti,
“aceleci olmanız gelişiminizi olumsuz etkilemiş anlaşılan. Sözümü bir daha kesmeyin: bundan sonra tüm druidler savaşçıların temel metodları üzerine kendilerini geliştirmek için askerlerle beraber çalışacaklar. Bu iki asker de iki grup –druidler ve diğer askerler arasında yani, koordinasyonu sağlayacak. Bu arada ben de sizleri gözlemleyeceğim ve en başarılı olanlarınızı sığınmacıları eğitmek üzere alacağım. Unutmayın, eğitecek kadar hakim değilseniz güçlenemezsiniz…” sonra aklına bir şey gelerek durmuştu. Eğer Üykül bir şekilde enerji aktarımı yolu ile bilgi ve teknik aktarımı yapabiliyorsa bunu kendisi de yapabilirdi. Ya da yapabilmeliydi. Yapması gereken tek şey Üykül’ün bunu nasıl başarabildiğini çözmekti. Düşünceleri derinleşmeye başlarken yardımına Ennab yetişmişti: her teknik temelde bir enerji formasyonuydu ve bu teknikleri enerji formasyonu olarak –tıpkı saldırı veya savunmada olduğu, gibi başkasına aktarabilirdi. Bu kadar basit bir şeyi aklına getiremediği için hayıflanacakken bambaşka bir şeyi fark etmişti: Ennab da, Niran da Nultas da kendisi gibi rün efendisi olmuştu. Takdire şayan olduğunu düşünerek tebessüm etti. Ve askerlere dönerek konuşmaya başladı:
“evet aklıma başka bir şey geldi. Hepiniz konsantre olun. –bu arada herkesin enerjilerini de kontrol ediyordu- Şimdi başlıyoruz” dedi ve zihnindeki tüm temel tekniklerin enerji formasyonlarını karşısındaki druidlere yollamıştı. Gelen enerji dalgası ile druidler kendilerinden geçerlerken aynı şeyi arkasında hazırda bekleyen iki askere de yapmıştı. Bayılmadıklarını görünce de sevinmişti. Askerlere bakarak konuşmuştu Ritka,
“şimdi, nöbetleri ve diğer görevleri aksatmadan diğer askerler de beni bulmaya başlasınlar: öğreteceğim çok şey var…”

ejderha günceleriHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin