Togami Ailesi'nin malikanesindeki mutfağın kapısı sakince açıldı; içeride çalışan onlarca çalışan sabahın erken saatlerinde, çalışkan karıncalar gibi işe koyulmuşlardı; birazdan kalkacak olan aile fertlerine yakışır bir kahvaltı hazırlamak için baş başa vermişlerdi.
Sen sakin ve sessiz adımlarla içeri girerken kimse varlığından haberdar değildi, kimse seninle ilgilenmiyordu; bundan istifade edip, bir hayalet edasıyla ocağın başına geçtin. Ocak başında telaşla yemeği karıştıran, şişko kadının yanına gidip sakince -ama yüzünde sinsi bir gülümsemeyle- omuzuna dokundun. "Efendim-"
"AAAAH! Oh! (S/A), sen miydin? Sana daha kaç kere söyleyeceğim, sessizce arkamdan yaklaşma. Al şu tepsiyi ve genç efendinin odasına götür, bugün de yemeğe inmek istemediğini söyledi." Şişko kadın eline gümüşten, üstü yemeklerle dolu bir tepsi verdi; tepsiden yansıyan ocağın ateşi gözlerini alacak kadar parlaktı, öyle ki gözünü kısmak zorunda kaldın.
"Şu toplantıyla ilgili mi?"
"Evet aynen öyle. Ama bu senin işin değil, şimdi marş marş." Şişko kadın seni omuzlarından tutup çevirdi ve sırtından ittirdi, az daha dengeni kaybedip tepsiyi düşürüyordun fakat son anda halletmeyi başardın. Temkinli adımlarla mutfağın curcunasından kendini kurtardın ve geniş koridorlara çıktın. Eve ilk geldiğin gün sürekli kayboluyordun, her seferinde farklı bir odaya çıkıyordun; şimdi ise koca evi avucunun içi gibi biliyordun. Kaygan fayanslara ayağını her vurduğunda tok bir ses yankılanıyordu, bu evde gizli bir iş yapmak neredeyse imkansızdı. Bunun düşüncesiyle kendini tutamayıp güldün, bu ailede o kadar çok gizli iş dönüyordu ki senden başka kimse bilmiyordu zaten. Normalde pati ayak olarak tanındığın için kimse senin nerede olduğunu anlayamazdı, tıpkı hayalet gibi geziyordun; sonunda evin sahipleri bu durumdan rahatsız olunca sana tabanı metal ayakkabılar verdiler ve ayağını yere olabildiğince sert vurmanı istediler, böylece senin geldiğini anlayabileceklerdi. Kısacası, oyununu bozmuşlardı. Sıkıntıyla iç çektin ve genç efedinin odasının kapısını çaldın. İçeriden gelmeni emreden sesi duyunca kolu indirip içeri girdin.
Devasa büyüklükteki odanın içerisinde kocaman bir kral yatağı, en az üç metre uzunluğundaki kütüphane ve geleceğin varisine yaraşır ihtişamlıkta bir çalışma masası... Genç efendi ise yatağında oturmuş, elindeki kitabı okuyordu. Seni sesinden önce ayakkabılarından tanıdı, sana bakma gereği bile duymadan "Komidine koy." diye emretti. Sesini çıkarmadan yatağın başında duran komidine yaklaştın ve tepsiyi üstüne koydun. Tepsi üzerinde yer alan şişko çaydanlığı eline alıp, onunla aynı takımdan olan porselen çaydanlığa çay döktün.
"Bugünün menüsünde İtalyan usülü yumurtalı tost ve Hint çayı var, genç efendinin isteği üzerine tek şekerli. Başka bir isteğiniz var mıydı?"
"Yanlış yapılmış bir iş üstüne başka istekte bulunmamı beklemiyorsun, değil mi? Tost gibi düşük kaliteli bir yemeği efendine servis etmeye nasıl cüret edebiliyorsun. Hemen geri götür şunu."
"Akira Ishida'nın laneti üzerinde olsun." diye fısıldadın ve tepsiyle birlikte dışarı çıktın. "Eğer ailesi onu böyle şımartmaya devam ederse yakında çekilmez biri olacak ve yalnız kalacak." Bunu derken sesini olabildiğince kıstın, çünkü o sırada Byakuya'nın ablası, Shinobu'nun odasının önünden geçiyordun. O kızın, kardeşine ne kadar bağlı olduğunu çok iyi biliyordun ve onu ne kadar çok sevdiğini. Bu kesinlikle enseste giriyordu ama senin yorum yapma hakkın yoktu. Kapının önünde fazla beklediğini düşünüp, adımlarını hızlandırarak mutfağa yönelirken Shinobu sakince kapısını araladı ve arkandan baktı.
"Garip çocuk." dedi kendi kendine ve gerisin geriye odasına çekildi. Mutfağa vardığında şişko aşçı seni tekrar gördüğü için öfkeyle elindeki kaşığı tezgaha vurdu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Danganronpa Oneshots
FanfictionSanırsam ilk Türkçe Danganronpa x Okuyucu kitaplarından biri. Yanlışsam söyleyin. [İstek almıyorum]
