Souda Kazuichi x Okuyucu

466 20 15
                                        

@_-Shooting_Stxrs-_ beklettiğim için üzgünüm.

Eviniz küçük, bakımsız bir mahalledeydi; sınıra yakın, varoş mahallesi. Oturduğunuz binanın hemen arkasında zar zor ayakta duran, eski metal plakalarla sağlamlaştırılmaya çalışılan bir hurda dükkanı vardı. Ne zaman evde bir şey bozulsa hemen oraya gidip içerideki yaşlı adamı çağırırdın. Adam dağınık saçlarını motor yağlı eldivenleriyle kaşır, elindeki işi oğluna verir ve ayağa kalkıp "Hemen geliyorum." derdi. Malzeme kutusunu hırdavatların arasından çekip alırken bayağı bir ıkınır, zorlanırdı; yüzü kıpkırmızı kesilir ve kollarındaki kaslarda damar çıkardı. Yazık ki adam artık çalışamaz duruma gelmişti, bu yüzden işi erken yaşta oğluna devretmek zorunda kalmıştı. Genç oğlan okulu sürekli asıyor, dükkana gelen müşterilerin eşyalarını tamir ediyordu; bundan zevk alıyordu aslında, tüm bu hurdalarla oynamak eğlenceliydi fakat öğretmenlerden de sürekli azar işitmesi de cabası.

Ortaokulun ikinci sınıfında ailen sana eski model, tuşlu bir cep telefonu almıştı. Okula gidip gelmen uzun sürüyordu ve eve geç saatlerde geldiğin için ailen endişeleniyordu. Ne var ki telefonu ikinci el dükkanından aldıkları için hemen bozulmuştu. Yine tamir dükkanının kapısını çaldın; genç oğlan gene orada oturmuş, bu sefer eski projeleri inceliyordu. Her bir mavi kağıda bakarken sanki bir macera romanı okuyormuşçasına ışıl ışıl parlıyordu. "Merhaba."

"Ah, gene mi sen?" Oğlan projelerini rulo yapıp kenara kaldırdı. "Bugün benden ne isteyeceksin?"

"Telefonum bozuldu, tamir eder misin?"

"Cep telefonu mu? Bakayım." Telefonunu oğlana verdiğin zaman sivri dişlerinin hepsini gösterdi. "Bu inanılmaz! Daha önce bunlardan biriyle uğraşmadım ama ev telefonuna benzemesi gerek. Yarına hallederim."

"Ama yarın okul var."

"Ah, doğru ya! Sen şu burslu çocuksun. İyi o halde, diğer işleri askıya alırım."

"Teşekkürler, akşam yedi gibi gelirim."

"Dokuz!"

"Anneme söyleyeyim o halde."

"Eviniz hemen şurası, o kadar da korkma." Oğlana dil çıkarıp rulolardan birini tekmeledin. "HEY! Dikkat et ona!" Genç oğlan kendini ileriye atıp projesine sarıldı. "Onlar çok kıymetli!"

"...İyi." diye belli belirsiz mırıldandın ve ellerin cebinde dışarı çıktın. Akşam dokuz civarı annen seni yatağa yatırıp kendi salona geçtiğinde, üstündeki yorganı atıp pencereden dışarı fırladın; tamir dükkanına girip metal yığınları arasında oğlanı aradın. Oğlan üstü başı pislik içinde, somonların arasından fırladı.

"Hallettim! Hatta bazı ekstra özellikler de ekledim! Artık fotoğraf da çekiyor ve hafızasını genişlettim. Gayet iyi oldu." Telefonunu açıp yeni 'galeri' ikonuna bastın. İçinde oğlanın bir sürü resmi vardı. Çubuğa dönmüş gözlerinle oğlanı süzdün. "Çok havalıyım, değil mi? Böyle yakışıklı bir surat telefonunda olduğu için kendini şanslı hissetmelisin."

"Ya evet. Ücreti ne?"

"Şu senin fizik kitaplarını verebilirsin. Geçen gün birinde gördüm de içinde süper havalı şeyler var! Bir bakmak istiyorum." Oğlan kollarını başının arkasında birleştirip sırıttı.

"İyi, yarın getiririm."

"Sağolasın be!"

***

Söz verdiğin gibi tüm kitaplarını ve notlarını oğlana getirdin. "Sağol be! Harikasın burslu-" Kitapları resmen oğlana fırlatıp koşarak uzaklaştığın için afalladı. "Nesi var bunun yav? Meh!" Oğlan sadece omuz silkip verdiğin kitapları karıştırmaya başladı.

***

Sonraki gün geri geldiğinde oğlanı daha da pislik içinde buldun, artık kokmaya başlamıştı ve içerideyken burnunu kapatıyordun. "Defterimi almam gerek, yarına ödev var."

"Hemen veriyorum, bekle biraz." Oğlan kitaplarını ararken ayakta sallandın, küçük eşyaları tekmeledin. Burası fazla dağınıktı, bir ara toparlaması gerekti, diye de geçirdin. "Ha bu arada, dün ne diye kaçtın öyle? Kuduz köpekler mi kovalıyordu?" Oğlan yığınların arasına dala çıka dört bir yana saçılmış kitaplarını topluyordu.

"Önemli değil... Baksana, insanın kalbini de tamir edebilir misin?"

"Ha? Ne saçmalıyorsun? O doktorların işi." Son kitabını da alıp minik metal parçalarını etrafa saça saça yanına geldi -bazılarına ayağı takılıp tökezliyordu ama düşmeden sana ulaştı. "Buyur." Kitaplarını tek elinle kucakladın çünkü oğlanın kokusu mideni bulandırıyordu.

"Git bir duş al."

"Duş sadece değerli zamanımı alır! Yapacak çok şey var! Ama söylesene, senin neyin var? Hasta falan mısın?" Oğlan motor yağına bulanmış elini alnına koymadan önce sarı tulumuna iyice sildi. Elini senin alnına dayayıp ateşini kontrol etti, hatta yüzünün farklı yerlerine de dokundu ama iyiydin. "Yoksa mideni mi bozdun?"

"İyiyim, diyorum!"

"Peki şu 'kalp düzeltme' de ne oluyor?"

"...Sınıfımdan birine çıkma teklifi ettim. Ama o benimle dalga geçti. Söylesene, böyle aşağılanmayı hak edecek ne yaptım? Sadece dürüst oldum! Üstüne üstlük şimdi onu unutamıyorum! Yaptıklarına rağmen... Niye bu durumdayım?" Dolan gözlerinden iki damla yaş akınca burnunu bırakıp onları sildin. "Ya... Boşver gitsin işte-"

"Kendine farklı bir uğraş bul. Mesela benim yanımda çalışabilirsin. Onu düşünmezsen eğer hiçbir şeyin kalmaz."

"Söylemesi kolay zaten..."

"En azından dene. Sana verebileceğim tek öğüt bu. Ya da gidip yastığına sarılır ve canın çıkana kadar ağlarsın. Ama sonra fark edersin ki boş yere ağlamışsın. Bu arada şimdiye dek adını sormadım, dimi? Bunca zamandır tanışıyoruz halbuki. Ne saçma, ha! Ben Souda Kazuichi."

"(S/A) (İ/A). Aslına bakarsan ben de bunu düşünüyordum ama birisinden öğrenirim, diye planlamıştım; ayıp olmasın, diye."

"HAHAHAHA! Ne ayıbı!? Sorun yok, istediğini gel sor. Hem insanlık hali. Bak, ben de bilmiyordum." Orada o gün fazla durmadın, annen seni yemeğe çağırdı. Ardından ödevlerini yapıp hemen uyudun. Sonraki sabah hala kötü hissediyordun ama düne göre daha iyiydin, Souda ile konuşmak neşeni yerine getirmişti. Trende giderken aklına sürekli onu getiriyordun.

"Garip." diye mırıldandın kendi kendine. İstasyona vardığında kalabalığı iteleyip kendini trenden dışarı attın, az daha duvara yapışıyordun ama ellerinle bunu engelledin. Oradan çıkıp otobüs durağına yürürken şu garip düşünce hala aklındaydı: Hem Souda'yı hem de diğer kişiyi düşünüyordun. Sivri dişlinin dediği gibi, o kişi için ağlamana gerek yoktu; kendine bir uğraş bulmalıydın. Işıklara geldiğinde bu düşünce içinde başka bir kıvılcım yaktı: Souda'yı seviyordun. Işıklar yeşil yanıp da kalabalık karşıya geçerken neşeyle sıçradın. "Souda'yı seviyorum!" Öyle yükseğe sıçramıştın ki etrafındakiler şaşırıp sana döndüler, kimisi de güldü. Bir ara heyecanlanıp etrafında döndün ve daha yüksek bağırdın. "Souda'yı sevi-" Duyduğun araba kornasından sonra kenara çekilmek istedin ama dönüşünü durduramadığından kaçamadın. "...yorum..."

Danganronpa OneshotsBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin