SHSL_Weirdo İşte hikayen! Hahhh... Smut ve limon yazmak benim harcım değil. Gene de beğenmeni umarım!
Etrafınız mükemmel düzlükte karlarla kaplıydı, izlemesi güzel olsa da hepsini bozmak istiyordun. Her adım atışında arkanda ayak izini bıraksan da kalan yerleri bozamadığın için surat astın. "Sorun nedir, (S/A)?" Amami senin birkaç adım ötendeydi. Senin durduğunu fark edince arkasını döndü.
"Ha? Sorun yok! Sadece manzara çok güzel." dedin masum bir gülümsemeyle. Amami de gülümsemesiyle sana karşılık verdi.
"Aynen öyle, çok güzel. Ama elbette asıl akşam göreceklerini bekle. Bundan çok daha güzel bir manzara olacak." Amami'nin neden bahsettiğini çok iyi biliyordun, fazlasıyla masum düşünüyordu ama aklın aniden başka yöne kaydı ve suratın kızardı; o son limonu okumayacaktın.
Saatler süren yürüyüşün ardından gökyüzü renk değiştirmeye başladı. Güneş, karlı dağların arkasına saklanırken gökyüzü pembeleşti; karlar mavi mor arası bir renk kazandı. Ağaçların dallarındaki buz sarkıtları beyazı kırıp yerlerde gökkuşakları oluşturuyorlardı. "Bu muazzam." dedin hayranlıkla.
"Aynen öyle. Şanslıyız ki havada tek bir bulut bile yok, böylece akşamki gösteriyi rahatlıkla izleyebileceğiz." Oğlanı başınla onaylayıp peşine takıldın. Kar gittikçe derinleşiyordu, sonunda dizine kadar kara battın; adım atmak artık çok zor hale gelmişti, sürekli Amami seni kurtarıyor ve yoluna geri sokuyordu. "Benim adımlarımı takip et, böylece kara saplanmazsın." Onun dediği gibi yaptın, Amami'nin arkasından gidip arkasında bıraktığı izleri takip ettin. Yol çoktan eğim kazanmaya başlamıştı ve yerdeki karları kaldıran sert rüzgarlar esiyordu, işin tek iyi yanı kar alçalmıştı, böylece batmıyordun. "Gözlüğünü tak!" diye uyardı seni Amami kendininkini takarken. Sen de seninkini takıp oğlanın çantasına tutundun. Bu rüzgara karşı tek başına çıkamazdın.
Artık gece çökmüş ve en tepeye ulaşmıştınız. Amami çantasını yere koyup gözlüğünü çıkardı ve göğü seyretmeye başladı. "Vaktinde geldik gibi gözüküyor." Çantanı Amami'ninkinin yanına koydun ve onu taklit ettin. Yıldızlar pırıl pırıldı, sanki çocuk kitaplarındaki prenseslerin elbiselerindeki simler gibi bolca serpiştirilmişlerdi.
"Çadırı kuralım mı?"
"Sana yardım edeyim." Birlikte çadırınızı kurup içine yerleştiniz. Asıl gösteriye daha vakit vardı ve zaman öldürmek için -ayrıca ısınmak için- termoslarınızda getirdiğiniz sıcak içecekleri paylaştınız, biraz da sohbet ettiniz. Sıcak uyku tulumları, yün kıyafetler ve izotermik çadıra rağmen soğuğu iliklerinde hissediyordun ve titriyordun. "(S/A)? İyi misin?" Oğlanı başınla onayladın ama vücudunun titremesini durduramıyordun. "Gel buraya, seni ısıtalım." Oğlan kendi tulumundan çıkıp seninkine girdi ve sana sıkıca sarıldı; kolunu, sırtını sıvazlayıp sürtünmeyle ısıtmaya çalıştı ama titremeye devam ediyordun. "Bu iyi değil. Kabanını giymeni önereceğim ama dışarı çıktığında daha fazla üşüyeceksin... Ne yapsak ki?" Amami seni ısıtmak için ne yapabileceği konusunda uzun süre kafa patlattı, aklına tek bir şey geliyordu ama onu yapmak biraz... Uygunsuz kaçardı.
"A... A-Amami... Ç-Çok soğuk..."
"Biliyorum, dayanmaya çalış." Oğlan, vücudunu sıvazlamaya devam ediyordu. Titremen devam ettiği için kötü hissediyordu. "(S/A), aklımda bir şey var... Ama yapıp yapmama konusunda emin değilim. Seni rahatsız etmek istemiyorum ama bu durumda yapabileceğim başka bir şey yok. O yüzden şimdiden özür dilerim ama... Kıyafetlerini çıkarman gerek-"
"N-Ne?" dedin, titrerken dişlerin birbirine çarpıyordu.
"Saçma geliyor biliyorum! Ama şey... Ben de kıyafetlerimi çıkaracağım... Bak, iki tulumu iç içe geçireceğiz, kıyafetleri de üstüne ve altına koyacağız. Bana sarılırsan o zaman vücut ısılarımızı paylaşabiliriz. Kıyafetlerin soğuk havayla birlikte soğuyor ve bir süre sonra seni ısıtmakta yetersiz kalacak... Elbette daha sonra bunu unuturuz! Sen nasıl istersen, anlaştık mı?" Amami bu konularda daha tecrübeliydi, ona güvenebilirdin; ama ne var ki söylediği şey gerçekten utanç vericiydi. Gene de dediğini yaptın ve üstündekileri çıkarmaya başladın. Amami de işe koyulup tulumları ve kıyafetleri yerleştirdi, yanına iç çamaşırlarıyla uzanıp sana sıkıca sarıldı. "Birazdan daha sıcak hissedersin... B-Bu olan için de özür dilerim." Titremen yavaş yavaş azalıyordu, daha sıcak hissediyordun -utancının bunda etkisi yüksekti tabi.
İkiniz de hiç konuşmadınız, zamanın geçmesini beklediniz. Ne var ki boş boş durmakla zaman pek de hızlı geçmiyordu. "...Daha ne kadar var?" diye sordun.
"Mm... Dışarı çıkıp bakmak gerek aslında. Daha iyi hissediyor musun?"
"Biraz. Hala iç organlarımın kasıldığını hissediyorum."
"Ah, bu kötü." dedi Amami buruk bir tebessümle.
"...Amami. Bacağım üşüyor." Yüzünü oğlanın göğsüne gizleyip cevap vermesini bekledin. Amami'nin yanakları alevlendi ve sadece anladığını gösteren sesler çıkarıp elini aşağıya götürdü. Üst baldırını sakince okşarken tuhaf şeyler düşünmemeye çalışıyordu ve başarısız olduğunda kendini ayıplıyordu.
"I-Isındın mı..?"
"Mm. Biraz... Amami." Oğlanı ve kendini çevirip onu senin üstüne gelecek pozisyona soktun. "Eğer... Bunu unutacaksak, beni öper misin?" Amami yutkundu, sonra sana eğildi.
"O-O zaman nasıl olanları unutabilirim?" Kararsızca dudaklarını seninkilere değdirdi, ardından sıcak bir öpücüğe dönüştü. Amami vücudunu seninkine dayayıp tenin üstünde kaymaya başladı, sana ne kadar yakın olursa o kadar ısınırdın. Öpücüğü kesip boynuna eğildi ve oraya derin, sıcak öpücükler bırakmaya başladı. Bir eli, onun boynuna doladığın kollarında diğeri de yanındaydı. Vücudunun her noktasıyla seni seviyor, seni okşuyor, seni ısıtmaya çalışıyordu. Ama bunu rahatsız edici bir yolla yaptığı için kendini kötü hissediyordu. Seni öpmesini istemiş olman ayrı, bu pozisyona düşmeniz onun yeterli bilgi ve teçhizata sahip olamamasından kaynaklanıyordu. Bir dahakine malzemelerini düzgün hazırlamalıydı.
Göğsün sıkışmaya, nefeslerin derinleşmeye başladı. Vücudun -içi dışı- alev alev yanıyordu, Amami sayesinde artık soğuğu hissetmiyordun. Göğüslerin nefes aldığında inip çıkıyor ve oğlanın göğsüne dayanıyordu. Amami bunu hissettiğinde utançtan donakaldı ve tulumun kumaşını sıktı. "Sorun ne?" dedin sakince.
"...Hi-Hiçbir şey." Tekrar dudaklarınızı birleştirdi, vücudu seninkinin üzerinde ileri geri kaydıkça daha sıcak oluyordu içerisi. Hareketten dolayı artık boynunda ve köprücük kemiğinin üzerinde küçük su damlaları, seyrek bir şekilde çıkmaya başladı. Amami bunu hissedince durdu. "Daha iyi misin?" Onu kafanı sallayarak onayladın.
"...Acaba dışarısı ne durumdadır." Başını geriye atıp çadırın kapalı girişine baktın. Amami son bir kez boynunu öptü.
"Çıkıp bakalım mı?" Tulumdan çıkıp giyindiniz ve çadırdan dışarı çıktınız. Gökte dalgalanan ışıklar ve arkasından, ekimdeki kuş sürüleri gibi kayan yıldızlar gözlerinde parlamaya başladı. Hayranlıkla ağzını açtın. "Ne kadar güzel." dedi Amami beğeniyle. Kolunu sana sarıp seni kendine çekti, bir yandan manzarayı seyretmeye devam ediyordu.
"Teşekkür ederim Amami, beni buraya getirdiğin için."
"Hehehe. Teşekküre gerek yok. Hatta aslına bakarsan ben sana minnettarım. Tek başıma olsaydım bu kadar eğlenceli olmazdı." Kesinlikle manzara ve yoldan bahsediyordu, çadır bu işin içinde yok, o bunun için fazla masum... İyi de sen niye yanlış şeyler düşünüp duruyordun!?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Danganronpa Oneshots
FanfictionSanırsam ilk Türkçe Danganronpa x Okuyucu kitaplarından biri. Yanlışsam söyleyin. [İstek almıyorum]
