Ter ve kan kokusunun hakim olduğu dövüş kafesindeki iki kişi birbirlerinin canlarına tırnak geçirmiş, hangisinin daha önce yere kapaklanacağını bilmeden dövüşüyorlardı. İri yarı ve kel olan adam, çelimsiz kızın sol kolunu kavradığı gibi içeri büktü. Kız kolunun kırılmasını engellemek için havada parende atıp adamın kulağına sert bir tekme attı, dengesini yitiren adam önce kızın kolunu bıraktı sonra sendeleyip yere düştü. Bunu fırsat bilen kız adama doğru koşup yüzüne tekrar tekme attı ve adamı, kafesin demirlerini göçertecek şekilde fırlattı; zafer onundu. Yorgunluktan nefes nefese kalmış kız üstündeki kirli atletle yüzündeki terleri sildi. Kafesin dışından gelen alaycı alkışlar kızın kulağını doldurduğunda kız keskin gözlerini alkışın sahibine çevirdi ve cebindeki bıçağı kafasının yanına fırlattı; bilerek adamı ıskalamıştı, amacı sadece gözünü korkutmaktı ama adam zerre korkmadı. "Gün geçtikçe daha iyi oluyorsun Maki-chan."
"Harukawa iyi." Adamın yüzündeki tatmin olmuş gülüş büyüdü.
"Sana yeni bir görevim var. Kendisi başkanın özel bilgisayarına girmekten dolayı aranıyor ve... Anladın sen." Adam parmaklıkların arasından kıza bir tomar kağıt uzattı. Harukawa kağıtları almadan önce terli eldivenlerini çıkarıp yere attı sonra da kağıtları tuttu; üstlerinde hedefle ilgili fiziksel, kişisel bilgiler ve resimleri vardı. "Müşterimiz bunun için yüklü miktarda para teklif etti. Herhalde kabul edersin?" Harukawa resimlerdeki kişiye uzun süre baktı, kırmızı gözlerini ondan alamıyordu; o kişinin gülüşü kalbini ısıtmış, asık suratı onu paramparça etmiş, şaşırmış hali ise dudaklarını yukarı kıvırmıştı. İyi de neden böyle hissediyordu? Acaba hasta mı oluyordu?
"Yapacağım." Ağzı isteği dışında cevap vermişti, genelde ona sorulan bu soru karşısında verdiği cevap buydu o yüzden de artık düşünmeden cevap veriyordu.
"O halde kolay gelsin. Birileri de şu adamı götürsün buradan." Adamın arkasındaki ayak takımı hızla kafese girip yerde baygın yatan adamı sürükleyerek dışarı çıkardı.
***
Güneşin binaların ardından yeni yeni gözükmeye başladığı saatlerde (f/r) apartmanın kapısı açılıp dışarı uykulu bir genç çıktı, genç önce esneyip sonra gerindi ve henüz temiz olan havayı içine çekti. "Tamamdır! Bugün 10 kilometre." Genç, neredeyse boş kaldırımda tempolu adımlarla koşmaya başladı, bugün kendisini çok keyifli ve zinde hissediyordu; her sabah gittiği pastaneye uğrayacak, yiyecek bir şeyler alıp tekrar o kasvetli evde, bilgisayarının başına geçip Quasimodo gibi kamburunun çıkmasını bekleyecekti. Harika!
Kavşağa vardığında arabaları kontrol etmek için yerinde koştu, yolun güvenli olduğuna karar verince karşıya geçti ve sonunda durağına ulaştı. Pastaneye girince yeni bir kız onu selamladı, daha önce buralarda görmediğinden genç bu kızdan biraz şüphelendi ama kızın sevimliliği onu kurtarıyordu. "Günaydın efendim. Ne isterdiniz?"
"Bu kadar resmi olmana gerek yok. Ben buranın daimi müşterisiyim, bir nevi buralıyım. Bu arada adın nedir?" Genç, kızın yaka kartındaki ismi okumaya çalıştı ancak kız bunu yanlış anlayıp gözleri gibi kızardı ve kollarını önünde kavuşturdu.
"B-Ben de söyleyebilirim!"
"O halde söyle. Adın ne? Benimki (S/A) (İ/A)."
"Ha-Harukawa Maki..."
"Tanıştığımıza memnun oldum Maki-chan." Kız öfkeyle dilini tıklattı, kendisine öyle seslenilmesinden nefret ediyordu, sanki onunla alay ediliyormuş gibiydi. "E madem burada çalışmaya başladın benim her zamankimi de biliyorsundur."
"He? Her zamanki mi?"
"Evet, aynen öyle. Burada çalışan herkes benim neyi sevdiğimi ve sevmediğimi çok iyi bilir. Hadi, şanslı bir tahmin yap." Kız bir süre etrafına bakındı, elbette ne sevdiğini biliyordu ama hemen onu bulup vermesi şüphe uyandırırdı, ayrıca ilk tahminin de yanlış olması gerekirdi çünkü burada bir sürü çeşit vardı. Kız sonunda herhangi bir tanesinden alıp gence uzattı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Danganronpa Oneshots
FanfictionSanırsam ilk Türkçe Danganronpa x Okuyucu kitaplarından biri. Yanlışsam söyleyin. [İstek almıyorum]
