Muhteşem Hagakure Yasuhiro'nun Kehanet Çadırı! İçeri Girin ve Geleceğinizi Öğrenin!
Böyle uydurma hikayelere normal insanlar inanmaz ama doğaüstü olaylar ilgini çektiğinden ne zaman böyle numaralar görsen hemen bir parçası olmak için çabalıyordun. Elbette herkes geleceği göremez ama bazıları gerçekten gelecekten kesitler görebiliyor! Bu seferkinin kandırmaca olmadığını umup çadıra -kirli bezlerden yapılmış peçeden içeri girdin, içerisi düşündüğün gibi değildi; karanlık perdeler, aydınlatıcı yaldızlar, garip mumlar, tütsüler, sihir malzemeleri falan yoktu. İki plastik sandalye karşı karşı konulmuş, bir tanesi de kırılmak üzere; ortalarındaki yumurta kolisi üzerinde de kristal bir küre vardı. Dekorun arkasındaki pis karavanın kapısı açıldı ve dışarıya afro saçlı, garip bir oğlan çıktı. İçeriden bir kadının çığlıkları ve tavalar geliyordu. "Sana bulaşıkları yıka diye kaç defa söyleyeceğim!?"
"Hay aksi! Bunun geleceğini görmüştüm." dedi oğlan başını huzursuzlukla kaşırken, ardından kapıyı sertçe kapayıp sırtını yasladı ve iç rahatlığıyla nefesini dışarı verirken alnındaki ecel terlerini sildi. Sonunda ikiniz göz göze geldiniz ama konuşmadınız. Oğlanın seni algılaması fazla uzun sürdüğünden orada bir insan olduğunu anladığı anda çığlığı bastı ve sen de o çığlık attığı için korkup çığlık attın.
"Niye bağırıyorsun!?" diye bağırdın.
"Seni yeni gelen iskelet zannetmiştim!"
"Fark ettiysen etim var!"
"Ne bileyim, daha önce hiç fen sınıfına girmedim!"
"İskeletle normal insan arasındaki farkı bilmiyor musun?"
"Elbette biliyorum, sadece derisini kendileri soyuyor sanıyordum."
"İğrenç!"
"Harbiden, sen niye buradasın!?" Oğlan öfkeyle seni işaret etti.
"Falıma baktırmaya gelmiştim ama sanırım falcı burada değil. Mutheşem Hagakure Yasuhiro."
"Hehe! Gözlerin muhteşemliğe doysun. Bendeniz: Görülemeyen Şeyleri Gören, Muhteşem Hagakure Yasuhiro! Sen küçük velet-"
"Küçük değilim." Ama oğlan seni dinlemedi.
"Buraya kaderindeki insanı görmeye geldin, değil mi? Hiç merak etme, onu bir çırpıda bulacağım. Ama önce sihirli küreyi çalıştırmamız gerek." Oğlan küresine yaklaşıp kollarını tıpkı filmlerdeki falcılar gibi sallamaya başladı, ardından keskin bir hareketle işaret parmağını senin burnunun ucuna dayadı. "Ve bunun tek bir yolu var."
"Abra kadabra mı?"
"Hayır, para."
"Oh! Ö-Öyleyse..." Hemen cüzdanını çıkarıp içindekileri kontrol ettin. "Ne kadar vermem gerekiyor?"
"20.000 yen (yaklaşık 760 liraya denk geliyor)!"
"Bu remsen soygun!"
"Falına bakmamı istiyor musun, istemiyor musun?" Elin titreyerek cüzdanından parayı çıkardın. Ama eğer bu kadar para istiyorsa gerçekten işinde başarılı demektir. Parayı ona uzatırken gözünü yumup başka yöne baktın, paracıkların senin parmakların arasından kayıp oğlanın eline yapışırken gözünden bir damla yaş indi. Oğlan hızla paraları sayarken kıkırdadı. "Gözüm açıldı şimdi." Ardından hepsini ceketinin cebine tıkıştırıp seni sandalyelerden birine oturttu. "Keyfine bak. Rahatla ve sadece izleeeee..." Oğlan kollarını dalga hareketiyle sallayıp karşına oturdu ve burnunu küresine dayadı, elleri küre etrafında garip garip sallanırken mistik sesler çıkartıyordu -sanki büyükannenle büyükbaban sana yeni bir teyze/amca yapmaya çalışıyormuş gibi. Sonunda oğlanın gözleri açıldı ve "Gördüm!" diye bağırdı. Heyecanla küreye yaklaşıp "Ne gördün!?" dedin ama oğlan seni kafandan tutup uzaklaştırdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Danganronpa Oneshots
FanfictionSanırsam ilk Türkçe Danganronpa x Okuyucu kitaplarından biri. Yanlışsam söyleyin. [İstek almıyorum]
