Yavuz'dan
Bahar kapıda gördüğü Levent'le şaşırırken, birlikte içeri girmişlerdi. Ben oturduğum yerden kalkmadan Levent'e bakarken o da beni gördüğüne şaşırmış gibiydi.
"Merhaba Yavuz, ben rahatsız ettim galiba."
Ben bi şey demeyip sadece bakarken Bahar konuştu.
"Yok canım ne rahatsızlığı Yavuz geçmiş olsuna gelmişti" diyip bana baktı. Ben hala bir tepki vermezken, Bahar Levent'i koltuğa buyur etti. Levent gelip yanıma oturunca Bahar da tekrar tekli koltuğa oturdu. Levent önce bana sonra Bahar'a bakıp konuştu.
"Bahar benim seninle konuşmam gereken bir şey var."
Levent'in sıkıntılı bir biçimde söylediği şey beni iyice germişti. Birden ayağa kalktım.
"Ben de gideyim artık."
Bahar dediğim şeyle yavaşça ayağa kalktı. Masumca gözlerime bakarak konuştu.
"Ama daha yeni gelmiştin."
İçim giderek baktım kahverengi gözlerine. Sadece diliyle değil gözleriyle de gitme diyordu adete. Levent'in sesiyle kendime geldim.
"Benim yüzümden gidiyorsan gitme lütfen. Aslına bakarsan burda olman işime gelir. Sonuçta bu konuşmayı sizinle de yapmam gerekecek."
Anlamaz gözlerle baktım Levent'e.
"Sizinle derken?"
"Timle yani, karargahtakilerle. Eh gitmeden önce onlarla da vedalaşmak isterim."
Ben hala bir şey anlamadan bakarken Levent'in eliyle az önce kalktığım koltuğu işaret etmesiyle yavaşça geri oturdum. Bahar da benimle birlikte oturmuştu ve o da en az benim kadar anlamamıştı Levent'in ne demek istediğini. Levent derin bir nefes alıp önce bana baktı, ardından Bahar'a bakarak konuştu.
"Bir süre önce yeryüzü doktorlarına katıldım. Dünyadaki açlıkla, kıtlıkla, hastalıkla savaşan ülkelere gitmek için. Geçen gün haber geldi. Bir grup doktorla Afrika'ya gidiyoruz. Ben de söylemek için senin iyileşmeni bekledim."
Bir çırpıda konuşmuştu. Belli ki Bahar'a bunları söylemek zor geliyordu. Ben sıkıntıyla Bahar'a döndüm. O da dolu gözlerle Levent'e bakıyordu. Gözlerinin dolması canımı iyice sıkarken, Bahar usulca konuşmaya başladı.
"Derneğe katıldığını bile söylememiştin bana."
"Yurtdışı görevi çıkana kadar bilmeni istemedim."
Şimdi ikisi de dolu gözlerle birbirine bakıyordu. Ben iyice rahatsız olurken, birden kalkıp ordan gitmek istedim. Ama Bahar'ın dediğiyle olduğum yerde kaldım.
"Ben, sen olmadan burda ne yaparım abi?"
Abi mi? Ne abisi? Hangi abi? Levent Bahar'ın abisi miydi yani? İyi de onca zamandır tanışıyoruz bana hiç bahsetmedi. Ne oluyor ya?
"Yapma ama ufaklık, sanki burda yalnızmışsın gibi" diyip bana baktı gülümseyerek. Ben hala olanları anlamaya çalışıyordum.
"Ayrıca unutma, buraya benim için gelmedin. Yardıma muhtaç insanlara umut olmak için geldin. Üstelik bunu çok da güzel başardın. Bir çok insanın umudu oldun."
Bahar oturduğu koltuktan öne doğru eğilip Levent'in ellerini tuttu ardından ağlamaklı bir sesle konuştu.
"Biliyorum biliyorum ama sensiz çok zor olacak."
"Merak etme, zira benim gözüm arkada değil. Eminim seni burda koruyacak, kollayacak, sana her daim destek olacak biri, birileri var" sonunda yine bana çevirdi bakışlarını. Ben bu imalara şaşkınlıkla bakarken, Bahar yaşadığı üzüntüden Levent'in yaptığı imaları bile farketmiyordu.
"Ne zaman gidiyorsun peki?"
Levent başını eğip alttan alttan bakarak konuştu.
"Yarın."
Bahar birden ayağa fırladı.
"Ne, yarın mı?! Ve sen bana bunu şimdi mi söylüyorsun?! Levent seni gebertirim!"
Levent gülerek ayağa kalktı ben de yarası acıyacak korkusuyla Bahar'la birlikte ayağı fırlamıştım bile.
"Sakin ol bakalım hala tam olarak iyileşmedin yaran kanayacak."
Levent'in uyarısıyla ben tedirgince Bahar'ın yarasına doğru bakıp ona doğru bir adım attım.
"Levent haklı, dikkat etmelisin. İyi misin, yaran acıdı mı?"
Bahar şimşek çakan gözlerini bana çevirdi. O an korkmadım desem yalan olur. Gerçekten Levent'i gebertebilecek gibi bakıyordu. Bana bakarken bile yumuşamayan gözleri tekrar Levent'i bulduğunda konuşmaya başladı.
"İyiyim ben bir şeyim yok. Ama senin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Zira birazdan pek de iyi bir halde olmayacaksın." Diyip oturduğu koltuktan aldığı yastığı Levent'e fırlattı. Levent gülerek yastığı tutarken ben şaşkınca ikisini izliyordum. Bahar derken Levent'e doğru bir hamle yapınca acıyla inledi. Al işte rahat durmazsan olacağı buydu. Hemen telaşla acıdan iki büklüm olan Bahar'ın kolunu tuttum. Sinirli bir sesle konuşmaya başladım.
"Al işte Bahar. Yaranı kanattın rahatladın mı? İki dakika rahat duramadın yani, çocuk gibisin."
Ben bir taraftan Bahar'a söylenip bir taraftan onu kanepeye yatırmaya çalışıyordum. Levent hemen gelip göğsünün altına denk gelen yarasına bakmak için tshirtünü hafifçe sıyırınca ben de Bahar'ın başına gidip saçlarını okşadım. Tüm bunları istemsizce yapıyordum. Bahar acıdan buruşturduğu yüzünü benim saçlarını okşamamla gevşetip gözlerini açmış bana bakıyordu. Ben ise Levent'in ne yaptığıyla ilgileniyordum.
"Dikişleri mi patlamış?"
"Yok yok merak etme sadece ufak bir kanama ama pansuman yapmam gerek."
Ben rahatlayıp buruşturduğum yüzümü düzeltip Bahar'a baktım. O hala şaşkınca bana bakıyordu. Ben elimi saçlarından çekip hafif uzaklaştım başından. Levent içerden malzemeleri getirip pansumana başlamıştı.
"Biraz daha rahat durmalısın Bahar. Yoksa seni bırakıp gidemeyeceğim."
Bahar umutla Levent'e baktı ama onun şaka yaptığının farkındaydı. Levent işini bitirip çömeldiği yerden kalkınca Bahar'ı da tutup doğrultmaya çalıştı. Ben de hemen gidip diğer kolundan tutarak yardım ettim. Bahar oturur pozisyona gelince Levent de yanına oturdu. Ben de gidip tekli koltuğa oturdum.
"Bak Bahar, benim oradaki insanlar için gitmem gerek. Bunu ne kadar çok istediğimi biliyorsun."
Bahar buğulu gözlerle ama gülümseyerek konuştu.
"Biliyorum abi. Sen bana bakma, şımarıklık yapıyorum işte. Nazım bir sana geçiyor."
Levent bana kaçamak bakışlar atıp tekrar konuştu.
"Ben gidiyorum ama senin burda kocaman bir ailen var. Nazlı var, Erdem abi Güler abla var, Yavuz var" biraz duraksayıp bana baktıktan sonra tekrar konuştu. "Koca bir tim var kızım senin arkanda, sırtın yere gelmez, yine iyisin."
Levent'in Bahar'ı neşelendirmek için söylediği şey üçümüzü de gülümsetmişti. Bahar gülümseyerek bana baktı.
"Haklısın benim burda bir ailem var."
Dediği şey içimi ısıtırken, sevecen şekilde Bahar'a bakıyordum. Derken Levent birden ayaklandı.
"E ben gideyim artık, malum yarın yolculuk var." Diyen Levent'e bakarken aklıma gelen şeyle durdum. E madem Levent Bahar'ın abisiydi, neden beraber kalmıyorlardı. Ben bu düşünceyle meşgulken Levent tam benim önümde durdu.
"Hoşçakal Yavuz. Seni tanımak güzeldi."
Ben Levent'in uzattığı kollarına bakıp ona sarılırken konuştum.
"Ben de çıkıyorum beraber çıkalım seni barakayım gideceğin yere."
Levent gerek yok dese de onu dinlemeyip kapıya yöneldim. Levent Bahar'la da vedalaşıp kapıya doğru gelirken, Bahar'ın seslenmesiyle ona döndük ikimiz de.
"Yarın kaçta uçağın?"
"Sabah 8'de."
"Tamam havaalanında görüşürüz o zaman."
Levent tam ağzını açıp itiraz etmeye hazırlanıyordu ki Bahar elini havaya kaldırıp onu durdurdu.
"Sakın itiraz etme ikimiz de geleceğimi biliyoruz."
Levent gülümseyip konuştu.
"Bilmez miyiz inatçı keçi. Tamam yarın görüşürüz."
Levent'in Bahar'a inatçı keçi demesi beni gülümsetirken. Bahar'a dönüp konuştum.
"Ben alırım seni yarın. Beraber gideriz havaalanına. Yani senin için de uygunsa."
Merakla vereceği cevabı beklerken Bahar'dan önce Levent konuştu.
"Hiç itiraz etme Bahar, en az senin kadar inatçı olduğunu biliyorsun. Zira ben ağzımı bile açmıyorum."
Üçümüz de gülüp vedalaştıktan sonra Levent'le evden ayrıldık. Arabayla Levent'in evine doğru giderken aklımı kurcalayan soruları sormanın tam sırası diye düşündüm.
"Demek Bahar'ın abisisin. Bahar hiç bahsetmemişti."
Levent gülümseyerek konuşmaya başladı.
"Aslında değilim."
Ben tam kafam karışmış nasıl yani diye düşünürken Levent devam etti.
"Bahar benim kardeşimin en yakın arkadaşıydı. Beraber büyümüşlerdi. İlkokul, ortaokul, lise hatta üniversiteyi bile beraber okumuşlardı. Bütün hayalleri ortaktı. Ben de hem kardeşim Esra'ya hem Bahar'a abilik ederdim. Bu çok da hoşuma giderdi. Onlar bazen sinir olurlardı bu duruma ama benim en büyük eğlencemdi onlara takılmak."
Levent tüm bunları büyük bir özlemle ve geçmiş zaman eki kullanarak söyledi. Sesindeki keder de belli oluyordu. Geçmiş günleri özlediğini düşündüm.
"Ne güzelmiş. Yani beraber büyüdüğün arkadaşların olması çok güzeldir bilirim. E peki kardeşin nerde şimdi?"
Sorduğum soruyla Levent'in yüzü iyice kederlendi. Ben bi taraftan araba kullanıyor bir taraftan ona kısa bakışlar atıyordum. Levent bir süre sessiz kaldıktan sonra derin bir iç çekerek konuşmaya başladı.
"Üç sene önceydi. Kızlar fakülteden yeni mezun olmuş bunun şerefine tatil için Ege'ye gitmek istemişlerdi. Bizimkiler onları tek başlarına göndermek istememiş beni de yanlarına vermişlerdi. Aslında normalde birlikte vakit geçirmekten çok hoşlanan üçümüz, bu fikri hiç sevmemiştik. Hele ben her şartta onları sinir etmeye bayılırken ve dolayısıyla bu tatilde de yanlarında olup bu fırsatı sonuna kadar değelendirmek varken başka planlarım olduğundan gitmek istememiştim. Ama itiraz etsek hiç birimizi bir yere göndermeyeceklerini bildiğimizden güya kabul ettik. Sonra da aramızda anlaştık. Evden beraber çıkacak daha sonra yolda ayrılacaktık. Kızlar Muğla'ya ben Olimpos'a gidecektim. Tatil dönüşü yine buluşup beraber dönecektik böylece kimse bir şey anlamayacaktı. Hatta ben son gün Muğla'ya kızların yanına gidecektim. Bir kaç fotoğraf çekecektik ki beraber, inandırabilelim bizimkileri. Bu da benim zeki kardeşim Esra'nın fikriydi" Levent duraksayıp hafifçe güldü, tekrar iç çektikten sonra devam etti.
"Ben arabayı onlara verecektim otobüsle gidecektim. Esra yeni ehliyet almıştı, Bahar daha iyi kullanıyordu arabayı. O yüzden sıkı sıkı tembih ettim Esra'yı direksiyona geçmemesi konusunda. O da bana söz verip yanağıma bir öpücük kondurup yan koltuğa oturdu. Bahar da bana sarılıp sürücü koltuğuna geçmişti. Arkalarında bir süre baktım. Daha sonra otobüse binip kendi yolculuğuma başladım." Levent yeniden duraksadı. Belli ki anlattıkları onu üzüyordu. Bense merakla devamını bekliyordum. "Otobüs hareket edeli bir kaç saat olmuştu ki telefonum çaldı. Arayan Bahar'dı. Neşeli ses tonuyla açtım telefonu.
"Noldu cadı bu kadar çabuk mu özlediniz beni?"
Bahar'ın cıvıltılı sesini duymayı beklerken tanımadığım bir erkek sesi doldu kulağıma.
"Beyefendi burda bir kaza oldu. Kaza yerinde bulduğum telefonda son aranan kişi sizdiniz. Buradakilerin nesi oluyorsunuz?"
Benim duyduğum şeyle kalbim sıkışırken konuştum.
"Abileriyim" karşı taraf beklemeden cevap verdi. "Anlıyorum buraya gelseniz iyi olur. Böyle bir haberi telefonda vermek istemem ama durumları pek iyi değil. Ağır yaralılar." Benim duyduklarımla kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. Otobüsten nasıl indim, adamın söylediği yere nasıl geldim hatırlamıyorum. Hastanede ameliyathanenin önünde beklerken karmakarışık duygular içimdeydim. Bi yanım deli gibi yanarken bir yanım vicdan azabı çekiyordu. Hastaneye gelince öğrendim ki arabayı Esra kullanıyormuş kazayı öyle yapmışlar. Eminim çok ısrar etti Bahar da dayanamadı dedim. Bahar zaten ona hiç dayanamazdı. Ben çaresizce ameliyathanenin önünde beklerken koşturarak gelen annemle babamı gördüm. Arkasında da Bahar'ın annesi. Babası yoktu yurtdışındaydı. Yüzlerine bakacak gücüm yoktu çünkü tüm olanlar benim suçumdu. Onları yalnız göndermeseydim bunlar olmayacaktı. Ama onlar benim yanıma gelip bana sarılarak teselli etmeye, teselli bulmaya çalıştılar. Derken ameliyathanenin Kapısı açıldı. Hepimiz heyecanla ayağa fırladık. Doktor gelip tam önümüzde durdu ve duymayı hiç istemediğimiz şeyleri söyledi. Kardeşim ölmüştü. Benim dokunmaya kıyamadığım kardeşim ölmüştü. Ben olduğum yere yığılırken annemi de Funda teyze sakinleştirmeye çalışıyordu. Bir taraftan da Bahar'ı merak ediyor ama soramıyordu. Doktor daha sonra Bahar'ın iyi olduğunu, emniyet kemeri sayesinde ölümden döndüğünü söyledi. Ama acı o kadar büyüktü ki Funda teyze bile kızının yaşamasıyla teselli bulamıyordu. O günden sonra ben hep kendime suçladım. Bahar da kendini. Ne olursa olsun direksiyonu ona vermemem gerekirdi diye yiyip bitirdi kendini. Allah var ya bizimkiler asla bizi suçlamadılar. Takdiri ilahi diyip acılarını içlerinde yaşadılar. Ama ben kendimi hiç affetmedim. Biliyorum Bahar da affetmedi. Ama hayat devam ediyordu ve biz de bir yanımız eksik de olsa yaşamaya devam etmeliydik."
Levent'in gözlerinden yaşlar süzülürken benim de gözlerim dolmuştu. Ne büyük acı diye düşündüm. İnsanın sevdiği birini kaybetmesi ne demek çok iyi bilirdim. Bahar için de çok zor olmuştur. Hem böyle büyük bir kaza geçirmiş hem de en yakın arkadaşını kaybetmişti. Birden içimde Bahar'a karşı müthiş bir şefkat duygusu oluştu. Şu an yanında olmak ona sıkıca sarılmak istedim.
Bu sırada Levent'in evine gelmiştik.
"Bunlar çok üzücü Levent. Kaybınız için çok üzgünüm. Sevdiğin birini kaybetmek ne demek bilirim."
Tüm içtenliğimle söyledim bunları. Levent de tüm içtenliğiyle gözyaşlarını silerek gülümsedi.
"Evet öyle ama insan acılarıyla yaşamayı da öğreniyor. Kaybettiğinin eksikliğini, yerinin asla dolmayacağını hep hissediyorsun ama bir şekilde yaşamaya devam ediyorsun."
Üzüntüyle başımı sallayıp onayladım onu. Öyleydi. Hayat sana rağmen akıp gidiyordu. Ve sen de yaşamaya devam etmek zorunda kalıyordun. Levent arabadan inmeden önce yüzüne ciddi bir ifade takınıp bana döndü. Ben birden değişen ifadesiyle ne söyleyecek diye beklerken, boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
"Yavuz Bahar sana çok değer veriyor. Anladığım kadarıyla sen de ona."
Onay bekler gibi duraksayınca gözlerimi kaçırıp yutkundum. Ne diyeyim ki şimdi.
"Evet, Bahar benim için çok değerli.. bir arkadaş."
Levent muzipçe gülümseyip devam etti.
"O burda, bu kadar tehlikeli bir yerde kalırken, senin her zaman onun yanında olacağını biliyor olmak benim tek tesellim."
Bu sefer gözlerimi gözlerine getirip kendimden emin bir şekilde konuştum.
"Hiç şüphen olmasın. Ona bir zarar gelmemesi için elimden gelenin fazlasını yapacağım."
Levent rahatlamış bir ifadeyle yüzüme bakıp gülümsedi.
"Biliyorum ve içim gerçekten çok rahat."
Onun böyle demesi benim de hoşuma giderken gülümsedim.
"Neyse artık ineyim ben, malum kaç dakikadır iki erkek duran bir arabanın içinde konuşup ağlaşıyoruz falan. Biri görse kim bilir ne anlar."
Dediği şeyle gülerken Levent'in bu her şeyi şakaya vuran hallerini şimdi anlıyordum. Acısıyla baş etme yöntemiydi belli ki. Levent iyi geceler diyip araban inerken ben, acaba Bahar nasıl baş ediyor acısıyla diye düşünmeden edemedim. — her durumda ve şartta Bahar'ı düşünmen de ne bileyim biraz show yani — ne saçmalıyorsun sen yine ya sevgili iç sesim. Duymadın galiba kız neler yaşamış, düşünürüm tabi — tabi tabi sen aynen böyle devam et görücem ben seni. Hadi itiraf et, Bahar Levent'e abi deyince ne kadar mutlu oldun ama — ya bir susar mısın sen artık — iyi tamam sustum. Sen başın sıkışınca bana gelirsin ama o zaman görüşürüz — oflayıp iç sesimi susturmaya çalışırken arabayı karargaha doğru sürdüm. Yeterince yorucu bir gündü. En iyisi gidip dinlenmeli. Ama bir taraftan da Levent'in Bahar'ın manevi abisi olması beni rahatlatmadı değil — efendim bir şey mi dedim — hayır demedim kes artık.
Bu sırada karargaha gelmiştim. İçeri girip odama yönelmiştim ki yan odadan gelen seslerle duraksadım. Seslere kulak kesilince dehşetle durdum. Keşanlı teröristlerle mi boğuşuyordu?!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mavinin Siyahı
FanficYavuz ve Bahar'ın hem bilindik hem bilinmeyen hikayesi. Söz'deki Yavuz ve Bahar burda, benim kalemimde biraz daha farklı. Diziyle paralellikler var ama daha çok görmek istediğim gibi, daha çok hayal ettiğim gibi. Dizideki her karakter bu kitapta y...
