Bahar'dan
Elimdeki zarfla kalakalmıştım. Devlet hastanesinde çalışmak için başvuru yaptığımda, bir yere atanana kadar Karabayır'da gönüllü çalışmayı seçmiştim. Atamamın da buraya olmasını talep etmiştim. Şimdi nasıl başka yere tayin olmuştum bilmiyorum ama tek bildiğim buraya bırakamayacak oluşumdu. Buradaki insanları bırakamazdım. Zaten yeterli doktor yoktu. Onların doktora ihtiyacı vardı. Ayrıca arkadaşlarım, dostlarım, Yavuz... Sakın iç sesim şimdi seninle hiç uğraşamam.
Ben sıkıntıyla elimi alnıma götürüp sıvazlarken zarfta yazılanları tekrar okudum. Giresun'a gidiyordum resmen. Ne yapacağımı bilemez halde etrafa bakınıp çıktım kamptan.
Eve gitmeden hastaneye gelmiştim yapılacak işlerim vardı. Ama yaptığım işin farkında olduğum söylenemezdi. Neyse ki ilgilenmem gereken hastalar yoktu. Sadece bir kaç evrak işleri. İşlerimi halledip eve geldim. Salona geçip çantamı gelişigüzel koltuğa fırlattım. Kendimi de kanepeye atıp derin bir nefes verdim. Çalan kapıyla kalkıp kapıyı açtım. Karşımda bütün neşesiyle Nazlı duruyordu. Hızla içeri girip konuşmaya başladı.
"Bahar Ateş'le konuştum. Ödünü koparmışsın Yavuz abinin yanında. Oh iyi olmuş. Aşkının arkasında durmayı öğrenene kadar elimden çekeceği var o Ateş Açar'ın."
Nazlı bir çırpıda konuşup susunca yüzüme baktı. Yüzümün halinden ters giden bir şeylerin olduğunu anlayıp yanıma geldi.
"Bahar noldu sana, bu ne hal?"
Ben bir şey demeyip kanepeye otururken o da yanıma oturdu. Ellerimden tutup cevap bekleyerek yüzüme baktı.
"Tayinim çıkmış Nazlı"
Nazlı iri gözlerini kocaman açtı.
"Ne? Ne tayini? Nereye?"
"Giresun'a."
"Nasıl ya, gidiyor musun yani? Olmaz Bahar gidemezsin."
"Ben de istemiyorum ama mecburum Nazlı, istifa edemem ki."
Nazlı sıkıntıyla geriye yaslanıp saçlarını arkaya doğru attı. Sonra birden ayağa kalkıp konuştu.
"Olmaz gidemezsin. Buradaki insanların sana ihtiyacı var. Hem biz varız, arkadaşların var."
Duraksayıp birden bana dönerek devam etti.
"Babama söyleyelim belki bir şeyler yapabilir" dedi umutla.
Benim burda kalmam için böyle çırpınması hoşuma giderken, ben bu insanları nasıl bırakıp gidicem diye düşündüm.
"Baban ne yapabilir ki Nazlı? Yapacak bir şey yok işte, gitmek zorundayım."
Ben söylediğim şeyle durumu iyice idrak ederken, gidecek olmak içimi burkmuştu. Buradaki insanları düşünürken diğer yandan Yavuz'u da düşünüyordum. Evet doğru, onu da bırakıp gitmek istemiyordum. Anlaşılan iç sesim de bu durumda beni yalnız bırakmak istemişti, ortalıkta görünmüyordu.
Ben bunları düşünürken Nazlı bir eli belinde bir eli alt dudağını büzerek odada bir oraya bir buraya yürüyordu. Birden durdu. Parmaklarını şıklatıp "buldum!" diyerek sevinçle bana döndü. Ben heyecanla ve merakla ne diyeceğini beklerken Nazlı'nın saçma fikriyle dudak büktüm.
"Evleneceksin!"
"Yok artık Nazlı ne evlenmesi ya şaşırdın iyice. Ben de bi şey diyeceksin sandım" ben gözlerimi devirip koltukta iyice yayılırken Nazlı hevesle konuşmaya devam ediyordu.
"Ya gerçek bir evlilik değil ki. Kağıt üzerinde formaliteden falan işte, burda kalmak için. Ama güvenilir birini bulmak lazım herkesle olmaz. Ne bileyim doktor hakim falan."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mavinin Siyahı
FanfictionYavuz ve Bahar'ın hem bilindik hem bilinmeyen hikayesi. Söz'deki Yavuz ve Bahar burda, benim kalemimde biraz daha farklı. Diziyle paralellikler var ama daha çok görmek istediğim gibi, daha çok hayal ettiğim gibi. Dizideki her karakter bu kitapta y...
