260719
Makarnayı çatala dolayıp ağzıma tıktım.
Hep böyle olurdu.
Stresliyken karbonhidrata sarardım.
Gerçi stresli değilken de şekerli ne varsa yutardım.
Yemek yemek belki de tüm varoluşumu açıklıyordu. Boyuma göre kilom normal sayılırdı ama sağlıklı değildim. En azından ben öyle düşünüyordum. Vücut hatlarım orantılı değildi. Kollarım sıskayken kalçalarım ve bacaklarım işi zorlaştırıyordu. Hepsi şu soslar yüzündendi. Makarnanın makarna olduğuna bir kanıt isteten bir yığın sos doldurmuştum makarnaya.
Tüm gün temizlik yapmıştım.
Kütüphaneden geldikten sonra Lanetli Mark'la konuşurken bir yandan söylene söylene yatağımın çarşaflarlarını değiştirmiş bir ara hepsine dolanıp yere düşmüştüm. Sinirliydim. Ama bu halimi daha önce görmemiştim.
Hayatımı hep huzura dayamayı hedeflemiştim çünkü.
Yalnız olursam işler daha kolay olacaktı. Daha kolay nefes alacaktım daha kolay yemek yiyecektim daha kolay ders çalışıp hayatımı sürdürecektim.
Ama yine de seçtiğim hayat, insanlarla doluydu.
En başında da evime saklanıp benim aptal hikayemi başlatan o çocukla.
Günün sonunda ufak dairem yine düzenliydi ama kafam daha da karmaşıklaşmıştı. Anatomi ya da biyokimya bunların yanında halt edebilirdi.
Mark kimdi?
Heeyoung ile nasıl aynı yaşta kardeş olabiliyordu?
Kütüphane sahibi Bay Kim'in anahtarını neden almıştı ve onunla ne gibi bir iletişimi vardı?
Heeyoung onu evime saklarken neyden kaçmıştı?
Ve neden evi yerine bir motoru vardı?
Bana kaldığı yerin benim evime uzak olduğunu söylediğini biliyordum. Bir arkadaşıyla mı kalıyordu? Ya da göçebe gibi bir otelde mi? O hayvan gibi motoruyla cebinde parası olduğu belliydi ve Heeyoung'un da normalde alışveriş aşığı olduğunu göz önünde bulundurursak ailecek zengin gibi bir şey olmalıydılar.
Ama bu yine de kafamdaki karmaşaya karmaşa ekliyordu.
Tabaktaki makarnanın bittiğini fark ettiğimde peçeteyle dudaklarımdaki sos karmaşasını silip masayı toplamaya başladım. Iki kişilik masadaki tek kişilik öğün bulaşığını makineye dizip ellerimi yıkayarak tezgahı geçip salondaki koltuğa kendimi sırt üstü attım.
Yağmur durmuştu.
Ona lanet edip tesadüfen denk gelen yağmurda ıslanmıştı ve benim kafam hala karışıktı.
Gözlerim tavana çevriliyken ne yapmam gerektiğini düşündüm. Bay Kim polise neden gitmemişti? Onunla şüphelerim hakkında konuşursam Mark'a ne olurdu? Bay Kim zararsız, 50'lerinde bir adamdı. En azından öyle görünüyordu.
Sıkıntıyla oflarken telefonumdan bildirim sesi yükseldi. O muydu?
Orta sehpadaki telefonumu alıp mesaja baktım.
