oy kullanmayıp yorumlamayanlara bonjour yaa
♡
.
.
.
"Renee, dünya klasiklerinin arasında bilim dergileri var. Bunu nasıl becerebildin?"
Kafamı rafların arasından Chae'ye çevrildiğimde parmağıyla az önce yerleştirdiğim rafı işaret ediyordu.
Sıkıntıyla ofladım. "Şimdi hallederim."
"Ne oldu sana? Geldiğinden beri kafan birkaç milyon won. Anlamadım. Bana anlatabilirsin biliyorsun değil mi?"
Bana temkinle ve ilgiyle bakarken ona gülümsedim. "Sadece uykumu alamadım sanırım. Bir sorun yok. Teşekkürler."
Omuz silkti. "Önemli değil tabi ki. Bir şey olduğunda haberim olsun." Göz kırptı.
Ona kafamı sallayıp arka raflara ilerledim.
Gece uyuyamamıştım.
Mark'ın o yoğun ses tonunu kullanıp beynime soktuğu kelimeler yankılanıp duruyordu kafamın içinde. Bu iş hallolana kadar ona yardım edecektim biliyordum ama o da Mina ile ilgilenmeye devam edecekti. Bu bilinmeyensiz bir denklemdi. Nereden baksam kendimi hep soyut bir bilinmeyen olarak buluyordum.
Neydim bu denklemde? Neredeydim tam olarak?
Kalbimde tuhaf bir iç güdü baş gösteriyordu ve sanki hala o kapının önündeydim ve karşımda Mark dikiliyordu. O anda kalakalmıştım. Geceden beri o anı düşünüp duruyordum. Konuşmalar kafamda tekrarlanıyordu ve aklımı rahatlatmak için düzeltmeler bile yapmaya başlamıştım.
Daha önce böyle karışık ve saçma bir düşünce olayı içine girmediğimden emindim. Emindim. Daha önce o aptal Chris'i bile böyle düşünmemiştim. Beni aşağılayıp boynuzladığında bile bu kadar düşünmemiştim.
Mark'ın tuhaf aurasını keşfetmiştim dün gece. Ağzımdan çıkan dengesiz laflar bunu yalanlasa da dibime girip konuşurken normal düşünememiştim.
Beni böyle kabul edemez misin?
Bir an yine onu duymuş gibi olduğumda irkildim ve gözlerimi kırpıştırıp etrafa bakındım.
Bilim dergilerinin olduğu bölüm, Bay Kim'in aşağı inen aptal labının kapısı olan rafın oradaydı.
Ve oraya yaklaşmamla bir mırıltıyı duymam bir oldu.
"Yarın akşam görüşeceğim. Sanırım 8 gibi. Kütüphaneyi kapatınca. Ürünlerin satıldığından şüpheliyim. Taeyong dedikleri çocuk satıyor diyordu ama sokaklarda herkes ayık. Tek bir haber ya da polis operasyonu duymadık. Her neyse. Siz pişirmeye devam edin."
Rafların arasından tanıdık sesi neredeyse duyamayacağım bir tondaydı ve kulaklarıma iliştiği gibi elimdeki dergiyi göğsüme bastırıp hızla ilerledim.
Taeyong dedikleri çocuk diyordu. Mark'ın arkadaşı olan o muydu? Satan. Ama satıldığından emin değilim dediğine göre şüphelenmiş olmalıydı.
Lanet. Lanet bunak. Lanet bunak şüphelenmiş olmalıydı.
Dizlerimin bir anlığına titrediğini fark edip tarih bölümüne giderek Chae'nin de görüş alanından çıktım. Karton kutudaki çocuk kitaplarını dizmekle meşguldü.
Telefonu çıkarıp mesajlara girdim.
Renee: o yaşlı bunağı konuşurken duydum
Mark: yaşlı bunak
Mark: Kim mi
Renee: hayatımda başka yaşlı bunak yok benim
Mark: Bay Kim'in hayatında olduğunu bilmiyordum
Renee: sen iyi misin
Renee: ne çektin
Renee: ayık mısın yani
Renee: bak Bay Kim'i dinledim diyorum dalga geçiyorsun
Mark: dinliyorum
Renee: okusan da olur
Renee: ve önemli
Mark: Renee acele et
Renee: neredesin sen
Mark: yalan mı söyleyeyim doğruyu mu
Renee: soruyor musun bir de
Mark: tamam
Mark: Mina'yı bekliyorum
Renee: nerede?
Mark: evinin kapısında
Renee: neden
Mark: çünkü dışarı çıkacağız
Renee: peki
Mark: diyeceklerin bu kadar mıydı?
Renee: evet bu kadardı
Mark: benimle oynama
Mark: ve söyle
Renee: oynayan ben değilim Mark
Mark: söyle
Mark: ne duydun
Renee: yazıyor...
Mark: her neyse birkaç saat sonra seni arayacağım almaya gelirken o zaman anlatırsın Mina geliyor
Renee: aptal aptal aptal aptal
Silindi.
Renee: hakkın yok bana bunu hissettirmeye
Silindi.
