280719
Mark: aşağı in
Telefonu kapüşonlunun cebine atıp ayakkabıları giyip sırt çantamı da alarak dışarı çıktım. Kapıyı hızla çekip anahtarı da cebime atarak merdivenlerden indim.
Nereye gittiğimiz hakkında hiçbir fikre sahip değildim. Bana ne anlatacaktı ya da benden istediği yardım da tam olarak neydi bilmiyordum.
Belki de her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışmak yerine durup, hayat benim için neler yapacak izlemeliydim sadece. İpleri gevşetip belki başkasının devralmasına izin vermeliydim.
Apartmanın ağır demir kapısından çıktıktan sonra hemen dibimde duran koca siyah motora ve kenarda ayakta bekleyen Mark'a baktım.
Siyah deri bir ceket giymişti. Kaskı kafasından çıkarmadığı için bir an bana öyle şaşkınca bakarken güleceğimi sandım ama dudaklarımı dişleyip ellerimi göğsümde bağladım.
"Nereye gidiyoruz?" Dediğimde motorun üzerindeki diğer kaskı bana uzattı.
"Eve."
Sesi netti.
Hangi eve demek istedim?
Ev derken, dört duvardan mı bahsetmişti?
Ev derken, sıcak bir yuvayı mı kastetmişti?
Hiçbir şey sormadan kaskı alıp kafama geçirerek onun arkasına bindim. Ellerimi beline bağladığım an motoru çalıştırdı ve sokakta gürültüyle ilerledik.
Vakit akşamüzeriydi.
Bugünkü işten çıkıp eve gelip yemek yiyerek onun haber vermesini beklemiştim. Aslında o da benden haber beklemişti. Sadece zaman kazanıp düşünmeye çalışmıştım.
Ama kafamdaki bulanıp suya bir taş daha atmak demekti; düşünmeye devam etmek. Düşünmeye devam ettikçe daha da karmaşıklaşıyordu.
Onu son kez göreceğimi sandığım gece düşünmek kafamı yakmıştı. Ama kaderin planları vardı belli ki ve ben onunla yine aynı yerdeydim.
Motor hızla ilerledikçe daha önce hayatımda hiç binmemiş olduğumu fark ettim. Neden geçen geceki arabayla gelmemişti? Yadırgadığımdan değildi ama sadece gürültülü şeylerden nefret ediyordum.
Yalnızlık ve huzur takıntılı, ironi dolu biriydim belki de onun dediği gibi.
Motosiklet ara sokaklara girdiğinde sağa sola sert hareketlerle dönerken belini kasten sıktığımda yavaşladı. Bunu benden dolayı yaptığını sanmıştım ama motor bir duvar kenarında durunca geldiğimizi anlamıştım.
Hızla inip ayaklarımla yere bastığımda kaskı çıkardım ve ona uzattım.
"Motorun artık arabaya dönüşemiyor sanırım."
Kaskı aldı ve kendisininkini de çıkarıp arkaya koydu. "Fantastik bir filmin içinde olmadığımızı söylemiştim. Ya da süper kahraman her neyse."
"Batman seviyorsun. Belki de bunu çoktan dilemiştin ha?"
Cevap vermedi. Anahtarı ceketinin cebine attıktan sonra olduğumuz yere baktım.
Iki bina arası dar bir yerdi ve güneş ışınları araya girmediğinden karanlık görünüyordu. Mark ilerleyip hemen arkamızdaki yangın merdivenlerine yaklaştığında ne yaptığına baktım.
Eski demirden merdivenlerin girişindeki kapıyı motorunun anahtarlığındaki anahtarla açarken kaşlarım çatıldı.
Kapıyı aralayıp omzunun üzerinden bana baktı. "Ladies first."
