"Yavaş!"
Tepeme diktiğim kadehin son yudumunun ardından masaya çarptım.
Tabi ki de yararı yoktu. Müzik sesinden, içeride ölen olsa duyulmazdı. Kurtlanıp çürüyebilirdi. Aslında adli tıpta teşhis için zorluklar yaşanırdı o zaman da. Önce dosyasına mı bakardık yoksa ailesiyle mi konuşurduk?
Pekala. Burada bir ölü olmasa iyi ederdi. Sonuçta tıp 1. dönemdim henüz. Doktor bile sayılmazdım. D idim henüz. Belki Do ama kesinlikle doktor değil.
Chae ona dönmem için kolumdan tuttuğunda hızla kafamı ona çevirdim. Bar tezgahında tamamen ona döndüm ve gözlerim ilerideki localara kaydı yine.
Mark beni fark etmeden, Chae'yi alıp bar bölümüne gelmiştik. Jungkook da arkadaşıyla üst kata çıkmıştı.
"Ne oldu bir anda. İçen bir tipe de benzemiyorsun, çarpmasın?" Diye bağırdı yüksek sesli müzikten dolayı.
Boş kadehi barmene uzattım. Geçenki barmen değişmişti. Onun yerine esmer ve farklı bir ırktan biri vardı.
Kadehi bana bakmadan doldurup önüme yeniden sürdü.
"Bomboş bir gün. Sadece eğleniyorum."
"Içerek mi? Tamam içebilirsin ama şu an 4. kadehin ve çarpmış olabilir. Tuhaf konuşuyorsun."
Gözlerim tamamen odaklayamıyordu bile onun görüntüsünü. Işıklardan dolayı da gözlerim kamaşmıştı zaten. "Ben çoktan çarpıldım. Haberim yok. Boşver beni. Siz Jungkook'la nasıl tanıştınız?"
Chae ile dizlerimiz birbirine değiyordu. Onun eli dizimdeydi ve bana eğilmiş halde olduğundan kolayca duyabilmişti. Duyduğu gibi de geri doğrulup, beklemediği soru karşısında duraksamıştı.
Ama sanki aklına hoş bir anı gelmiş gibi çok sevimli bir gülüş sergiledi.
Midem gerginlikten kasılmıştı onu gördüğümde. Şimdi 15 dakikadır, alkolle gevşemiştim. Kafam öyle dağınıktı ki, sürekli anatomi notları uçuşuyordu her yerde. Ne düşündüğümü hissedemiyordum. Ama çok da şey hissediyordum aynı zamanda. Sadece aklımda tutamıyordum hiçbir şeyi.
"Biz çocukluk arkadaşıydık. Aslında arkadaş değil de... o kadar uzun süre yaşamadılar şehirde. Taşındılar. Ama sonra onun taşınıp okuduğu şehre ben de üniversite için geldim ve biraz oyun oynadım kendimi hatırlatmak için."
Omzunun üzerinden arkaya baktım.
Aramıza insanlar girdiği için beni görmüyordu bile. Ama hala o kızla konuşuyordu.
Aramızda bir olay yok dediği kızla.
Eğer pembe bir bok olsaydı aynı tonda olacak o saçlara sahip kızla.
Yuvarlak ve sürekli sırıtan bir yüze sahip kızla.
Dişlerimi sıkıp kadehi elime aldım. Aynı anda Chae de benim elimden.
Ondan geri alacaktım ki geri doğru çekti. "Bu kadarı fazla. Jungkook'a söyleyeceğim ve gideceğiz. Burada beni uslu uslu bekliyorsun ve bu gece burada bitiyor."
Bu gece burada bitiyor mu Chaeyoung?
Benim için bitiyorsa, onun için de bitsin.
Aptal. Yalancı. Hırsız.
Ne diye şaşırıyordum ki? Ona bu ismi ben takmıştım. Daha en başından belliydi neler olacağı. Neden şaşırıyordum? Ne bekliyordum hala?
Kadehi barmene iade edip hızlı adımlarla kalabalığa karıştığında öylece gözlerim localarda kalmıştı. Ne konuşuyorlardı? Hani bir şey yoktu? Nereden çıkmıştı bu kız yine? Nasıl olabiliyordu?
Kafamdaki uğultu, baslı müzikten daha da rahatsız etmeye başladığında fısıltıları ve soruları dinlememeye çalıştım.
Pembe kafa aralarında mesafeyi kapatıp ona yaklaştığında ve Mark'ın elinde tuttuğu kadehi aldığında duraksadım.
Içtiğini görmemiştim. Ama bu gece içiyordu.
Ne olacaktı?
Yarın olduğunda bu olayı bana anlatmayacaktı. Dün bile bir işim var demişti sadece.
Ona her şeyi anlatmıştım ben. Aptal hayatımı anlatmıştım. Dökülmüştüm.
Ve şimdi burada, hepsinin üzerine ayak izini bırakışını izliyordum.
Hep böyle olmaz mıydı zaten?
Oturduğum yerden fırlayıp kalabalığa karıştım ben de. Gözlerim yarı açık ona doğru ilerdim.
Tam oturdukları koltukların karşısında durduğumda bakışlarının bana dönmesi bir dakikayı aldı. Önce pembe kafa bana baktı. Tanıdığı gibi yüz ifadesi de değişti. Ve anında Mark'a dirseğiyle uyarı gönderdi.
Mark'ın karanlıkta parlayan teni, kara gözleri bana döndüğünde yüzünde mimik kımıldamadı. Beni görüp görmediğini sorgulattı bu bana ama bana bakıyordu.
Bir duvara bakar gibi.
Bir adım atıp, duvarı yıkmak istedim.
Ama bambaşka bir duvar da onun bakışlarında vardı. Bir şey hissettirebilmek için can attığımı fark ettim o an. Herhangi bir şey. Yerinden bir milim kımıldanıp, benim için o duvarı indireceği bir şey.
Parmak uçlarım hızla boynuma gitti.
Varlığını kanıtlamak ister gibi sızlayan boynumda duran kolyeyi parmaklarımla hırsla tutup yerinden koparırken başım dönüyordu. Mide bulantım da iyiden iyiye kendini belli ederken beklemeden kopan kolyeyi avuçlayıp, önlerindeki masaya eğilerek çarptım.
Sonra yüzüne bakamadan daha doğrusu dönen başımdan dolayı göremediğimden bana çarpıp duran bedenlerin arasına geri dönüp kendimi en azından somut manada oradan yok ettim.
.
*chaeyoung ile ilgili olay childhood hikayeme ait.
