2.8

1K 131 36
                                        

Raflara dizdiğim tarih kitapları bittiğinde saat 19:00'a geliyordu.

Mesai bitimine yakındım ve benden sonra Bay Kim "resmi" olarak kütüphaneyi kapattığı için çıkma vaktimdi.

Aslında diğer kütüphaneler geceye kadar işliyordu ama burası öyle değildi. Aslında bu ufak ayrıntı bile, koca bir saçmalığın çağrısıydı.

Arka odaya gidip çantamı alarak telefonuma baktım.

Birkaç arama ve mesaj vardı.

Mark. Hepsi ondandı.

Ne olmuş olabileceğini düşünürken gerildim bir an. Ama mesajlara girip okurken, Bay Kim'e uzaktan bir selam verip kütüphaneden çıktım.

Mark: çıktın mı?
(18:32)

Mark: çıkınca ara
(18:34)

Mark: arama direk çık
(18:40)

Mark: kütüphanenin arka sokağındayım
(18:41)

Mark: motorum var
(18:45)

Son mesajına gülerken farkında olmadan omuzlarım sarsılmıştı. Bunu arada dalga geçmek için söylüyordu ve ciddiyle karışınca gülmeden duramamıştım. Telefonu cebime atıp hızlı adımlarla kütüphaneyi dolanıp arka sokağına girdim.

Dün gece beni eve bıraktıktan sonra yatağıma girdiğim gibi uyumuştum. Uzun süredir geç saatlerde uyuduğumdan, dün gece uyku bastırmıştı.

Oradaydı.

Yine siyahlara bürünmüş, aklımda ürettiğim gibi sanki bir şeylerden saklanmak istiyordu.

Kalçasını motorun oturma yerine yaslamıştı ve kolları göğsünde bağlıydı. Sokak ıssız ve sessiz bir ara sokak olduğundan ilk adımımı attığım gibi beni fark etti.

Metrelerce öteden fark edebildiğim, parlayan yüzü bana döndüğünde sanki üzerime birkaç milyon ok fırlatılmış gibi hissetmiştim.

Hızla ve tereddütle ilerlediğimde önünde duraksadım. "Yine küçük labınıza mı? Dün tozları bitirmiştik." Diye mırıldandım.

Farklı görünüyordu bugün.

Farklı bir aurası vardı. Sakin. Her zamankinden daha sakindi. Ama sanki zaten kafasının içindeki karmaşayı saklamak için bu maskeyi sakmıştı. Sanki, kendinden bile saklamak istediği bir şeyler vardı.

"Gidelim mi?"

Sesi netti. Bu bir soru değil de bir uyarıydı belki. Sadece bana kaskı uzatıp kendisininkini de takarak binmem için bekledi.

Onun arkasına binip, kollarımı beline sardım. Üzerindeki ceketten dolayı vücudunu hissedemiyordum ve bu benim açımdan iyiydi.

Hızla ilerlediğimiz yolda sokak aralarından caddeye çıkıp, sağa döneceğimizi sandığım yerden sola döndük.

Kaşlarım çatılırken yolu izledim. Bu yoldan gitmeyecektik. Onlara giden yol bu değildi ki.

Burası...

Tekrar sola döndük ve caddeye çıktık. Sonra, nehri gördüm. En son ne zaman geldiğimi bile hatırlamıyordum. En son ne zaman birisiyle vakit geçirdiğimi bile bilmiyordum.

Gün batımıydı.

Motor nehir kenarına yakın, bisikletlerin park edildiği yerde durduğunda inip kaskı çıkardım. Burada gün batımının nasıl güzel olduğunu bile unutmuştum. Her yer turuncuydu.

SeamHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin