Olgun yüzünde boşluk vardı.
Bana dikkatle bakıyordu ki arkama da bakıyordu. Aptaldım. Anı düşünemeyecek kadar aptaldım. Vücudumun korkuya verdiği tepki, donmaktı. Bir kaç dakikadır yerden doğrulup oturarak bana bakan Bay Kim ile bakışıyorduk.
Bir de Taeyong vardı. Üzerindeki kamufle kazak dikkatimi çekmişti. O da diğerleri gibi tuhaftı bunu keskin göz yapısından ve kaçamak bakışlarından anlayabilmiştim.
Kafamı korkuyla eğip arkama baktığımda karşılaştığım şey, yabancı bir adamdı.
Mark yoktu.
Keşin biri vardı orada durup bizi izleyen. Nereye gitmişti?
Tedirgince Bay Kim'e döndüm. "Renee? Senin burada..."
Dişlerim titriyordu. "Ben maaşımın ne zaman hesabıma yatacağını soracaktım. Çıkışta size seslendim ama çok hızlı yürüyordunuz yetişemedim ve beni duymadınız. Sonra da buraya-"
"Teşekkür ederim." Durdu. "Hayatımı kurtardın. Sana minnettarım ve borçlu kalmış oldum. Bunu daha sonra konuşuruz güzel kızım. Evine dön." Dedi kadife bir sesle bana gülümserken. Sonra ters ters Taeyong'a baktı. "Yardım et." Dediği an Taeyong eğilip onu tutarak kalkmasına yardım etti.
Neden solunumu tıkanmıştı? Bir hastalığı mı vardı yoksa sadece öksürürken oluşan sıradan bir şey miydi? Bana ikinci seçenek gibi geliyordu.
Ben olduğum yerde donakalmışken binanın içine doğru ilerlediler. Bir ara Taeyong kafasını çevirip bana baktı ve geri döndü. Beni tanıyor muydu? Mark ona bahsetmiş olmalıydı. Tabi ithal doktoru herkes bilirdi.
Ben kimdim?
Kimliğimi en son ne zaman bulabilmiştim?
Ithal doktor, az önce bocalamıştı. Ne yapacağımı bilememiştim. Ellerimin arasında ölebilirdi ve ben hiçbir şey yapamadan onun ölümünü izlemiş olabilirdim.
Eğer öyle olmuş olsaydı şimdi nasıl hissederdim?
Bırakır mıydım okulu? Ya da küser miydim kendime? Nefret mi ederdim yoksa daha mı çok hırslanırdım bu yolda gitmeye?
Ihtimaller, aklımdaki karışıklığın içine birkaç kördüğüm daha atarken hipnotize olmuş gibi orayı terk edip sokağa ulaşarak yürümeye başladım.
Hava kararmıştı.
Mark neredeydi?
Bay Kim uyanmadan önce onun sesini duyduğuma emindim. Yoksa gerçekten de şizofren mi olmuştum?
Derin bir nefes aldığım sırada kolumda bir ağır hissettim ve küçük bir çığlık attığımda geri geri adımlayıp kolumu ondan kurtardım.
Mark.
Saçları daha çok dağılmış ve uzamış olduğundan gözlerine değiyordu.
"Sen!"
"Ben. Renee. Benim." Dediğinde dişlerimi sıktım.
"Hatırlayabildin mi?" Dedim gözlerimi kısarak.
Kafasını eğdi. Yorgun görünüyordu. Ah!
"Neyi hatırlayabildim mi?"
Histerik bir şekilde gülerken kaşlarım havalandı. "Beni."
"Ne? Seni almaya geldiğimde aradım ve mesaj attım ama bana cevap bile verm-"
"Unut gitsin." Dedim hırsla ve dönüp sokağın ucuna doğru ilerlemeye başladım. Büyük ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştım.
Arkamdan geliyordu.
Adım seslerini duyabiliyordum.
"Seni kolundan tutup çekmeyeceğim çünkü canın acır Renee!" Diye bağırdı arkamdan ben ellerimi yumruk yapıp dediklerini duymazdan gelerek.
"Ayrıca klasik kötü çocuk olmayacağım. Bu hikaye bir kötü çocuk hikayesi değil tamam mı? Ben de bir zorba değilim! Neden durmuyorsun ki? Orada neler oldu?"
Neredeyse koşar adım evimin olduğu sokağa kadar durmadan yürüdüm. O belki istese bana yetişirdi belki ama sadece durup onu kendi isteğimle dinlememi istiyordu. Biliyordum. Onu artık tanıyordum. Belki de onu tanımanın mümkün olamadığını bildiğim için onu tanıyor gibi davranıyordum.
Apartmanın önüne geldiğimde soluklandım. Kuruyan boğazımla ve düzensiz nefeslerimle ona döndüm.
Birkaç adım ötemdeydi.
Siyahlara güveniyordu. Yalanlara sığınıyordu. Bakışları donukken, sözleri ısıtıyordu. Bazen güldüğü zaman onun nasıl yalancı biri olabildiğine şaşırıyordum.
O gerçek olamayacak kadar bir yalandı.
"Git Mark. Ne söylememi bekliyorsun? Beni o durumda gördün. Çünkü sana zamanında haber verebilecekken beni dinlemedin ve beni o duruma soktun. Bunun üzerine ne söylenebilir ki? Ah. Tek bir şey var. Ben bir şeyi umursayıp peşinden giderken sen kendi yöntemlerine kafa yormakla meşguldün. Mark." Durdum. "Ona git. Bana gelme."
Sözlerimin ardından yüzünde mimik kımıldamadı. Koyu ve yoğun gözlerini gözlerimden inatla çekmedi ve tek kelime de etmedi.
Geri dönüp apartmanın kapısını açarak içeri girdim ve kapandığından emin olduktan sonra merdivenleri çıkarken duygu karmaşasından dolayı gelen yaşları geri itmeye çalıştım.
